TAKVİM DEĞİL HATIRALAR DEĞİŞİR...

Yeni yıl denince aklıma ilk gelen şey, takvim yapraklarının değişmesi değil; evin içine sığmayan kalabalıklar, tombala torbasından çıkan numaraların yarattığı heyecan ve sayfaları umutla çevrilen kitaplar olur. Çocukluğumuzda yeni yıl, sadece bir gece değil, günler öncesinden başlayan bir bekleyişti.

Abone Ol

Salonun ortasına yer minderleri serilir, masanın üzerinde çerez tabakları dolaşırdı. Tombala oynanırken herkes aynı anda hem kazanmak ister hem de oyunun bitmemesi için içinden dua ederdi. Çünkü mesele ödül değil, o anın kendisiydi. Ailece aynı masaya sığabilmek, aynı sayıya sevinip aynı yanlışta gülmekti.

Yeni yıl yaklaşırken bir de okuma kitapları girerdi hayatımıza. Kitapçılarda “yeni yıl özel” köşeleri olurdu; umut, değişim ve yeniden başlama temalı hikâyelerle dolu raflar… O kitaplar, bize yeni bir yılın sadece takvimde değil, insanın içinde de başlayabileceğini fısıldardı.

Mesela Sabahattin Ali’nin satırlarında insan, yeni yıla girerken kendine dönmeyi öğrenirdi.
“İnsan, en çok da kendine yabancı kalınca yoruluyor,” der gibiydi hikâyeleri. Yeni yıl, biraz da bu yorgunluğu fark etme zamanıydı.

Stefan Zweig okurken zaman yavaşlardı. Hayatın aceleyle geçip gittiğini hatırlatırdı bize.
“Bazı anlar vardır, bir ömre bedeldir,” hissini bırakırdı satır aralarında. Belki de bu yüzden yeni yıl sabahına Zweig’la başlamak, zamanı daha bilinçli yaşamaya niyet etmekti.

Ahmet Hamdi Tanpınar ise yeni yılın tam eşiğinde durmayı öğretirdi. Geçmişle gelecek arasındaki o ince çizgide…
“Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında” derken, insanın yeni yıla girerken hissettiği o tuhaf aradalığı anlatırdı aslında.

Yeni yıl kitapları ve ajandalar yan yana dururdu çoğu zaman. Bir yanda okunacak sayfalar, diğer yanda yazılacak hayaller… Her ikisi de tertemizdi, her ikisi de cesaret isterdi. Belki hepsini bitiremezdik ama o ilk sayfayı açmak bile yeterince umut vericiydi.

Şimdi yeni yıllar daha hızlı geçiyor. Okuma listeleri hazırlanıyor ama çoğu zaman erteleniyor. Tombala masaları kurulmadan, kitapların altı çizilmeden bitiyor geceler. Herkes kendi köşesinde, kendi ekranının ışığında yeni yılı karşılıyor.

Ama yine de elimizin altında bir kitap varsa, yeni yıl hâlâ anlamını koruyor. Bir hikâyenin ilk cümlesiyle başlamak… Belki de en sahici başlangıç budur. Çünkü bazı kitaplar bitirilmek için değil, yıla eşlik etmek içindir.

Ve bazı yeni yıllar, büyük kararlarla değil;
altı çizilen tek bir cümleyle başlar.