Geçtiğimiz yıl sosyal medyada Alevi toplumuna yönelik hakaret içerdiği iddia edilen paylaşımlarla gündeme gelen, CHP Bayraklı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Cengiz Sarıoğlu’nun ismi, bu kez farklı bir iddiayla yeniden kamuoyunun karşısında. Sarıoğlu’nun eşi D. B. Sarıoğlu’nun Bornova Belediyesi’nde uzun zaman önce işe alındığı ancak fiilen çalışmadığı yönündeki iddialar, kamu vicdanını derinden sarsmaktadır.
Burada asıl sorun bir kişinin işe alınıp alınmaması değil; liyakat, adalet ve kamu hakkı ilkelerinin göz ardı edilip edilmediğidir. Çünkü sosyal demokrasi, eşitlik ve hakkaniyet üzerine inşa edilir. Eğer bir belediyede “bankamatik personel” iddiaları konuşuluyorsa, orada sadece bir yönetim krizi değil, aynı zamanda bir değerler krizinden söz edilir.
Daha da dikkat çekici olan ise ilişkiler ağıdır. Cengiz Sarıoğlu’nun, Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki gibi CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Zeybek ile akrabalık bağı olduğu iddiaları uzun süredir konuşulmaktadır. Bu bağlamda Sarıoğlu’nun İstanbul’da ikamet ettiği ve organizasyon işleri üzerinden belediyelerle doğrudan temin ilişkileri kurduğu yönündeki iddialar da tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır.
“Değişim” söylemiyle yola çıkılıp, aynı eski alışkanlıkların farklı biçimlerde sürdürülmesi, siyasete olan güveni zedelediği gibi en çok da Cumhuriyet Halk Partisi’nin temsil ettiğini iddia ettiği sosyal demokrat kimliğe zarar vermektedir. İstanbul’dan İzmir’e uzanan bu ilişki ağının sonucunda bir kişinin meclis üyesi yapılması, eşinin ise belediyede tartışmalı bir şekilde istihdam edilmesi iddiaları, değişimin değil; sistemin yeniden üretildiğinin göstergesi olarak okunmaktadır.
Belediyecilik böyle bir şey değildir. Belediyecilik, topluma hizmettir.
Elbette insanlara iş imkânı yaratmak gerekir; ancak bu, eşitlik ve liyakat temelinde yapılmadığında kamu vicdanını yaralar. Belediye başkanları, bulundukları şehrin en güvenilir insanları olmak zorundadır. Halk arasında “şehrin emin elleri” olarak görülmeleri boşuna değildir.
Bornova Belediyesi’nde işe giriş ve çıkışların yüz tanıma sistemiyle kayıt altına alındığı bilinmektedir. Bu durumda, D. B. Sarıoğlu’nun bu sistem üzerinden işe gidip gelmediğinin incelenmesi, iddiaların aydınlatılması açısından son derece önemlidir. Öte yandan, diğer personelin küçük gecikmelerinde dahi tutanak tutulup soruşturma açıldığı bir düzende, bu tür iddiaların görmezden gelinmesi kabul edilebilir değildir. Aynı kurum içinde farklı uygulamalar, adalet duygusunu zedeler.
Ne var ki bugün gelinen noktada, Ömer Eşki’ye duyulan güvenin ciddi şekilde sarsıldığı görülmektedir. Güven, bir kez zedelendiğinde yalnızca bir kişiyi değil, temsil ettiği makamı ve anlayışı da beraberinde yıpratır.
Hatırlanacağı üzere Gökhan Zeybek’in bir televizyon programında, önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu isim vermeden hedef alarak sarf ettiği sözler hâlâ hafızalardadır. O gün “değişim” adına kurulan sert cümlelerin bugün hangi pratiğe dönüştüğü ise ortadadır.
Bugün sorulması gereken soru nettir:
Sosyal demokrasiye en büyük zararı kim veriyor?
Eğer kamu kaynakları adil kullanılmıyor, liyakat göz ardı ediliyor ve siyasi ilişkiler kamu yönetiminin önüne geçiyorsa; sorun yalnızca bir belediyenin değil, bir anlayışın sorunudur.
Ve unutulmamalıdır ki; sosyal demokrasi en çok kendi içindeki çelişkilerle sınanır.