SÖNMEYEN “IŞIK”

Abone Ol

Taaa, 47 yıl önceydi...
İstanbul Bebek'teki evinin balkonunda...
Güneşleniyordu...
İnsanlık hali...
Bi'ara uyku bastırdı...
Gözlerini açtığında midesi bulanıyordu...
Güneş çarpmıştı; beyin kanaması geçiriyordu...
Hastaneye yetiştirdiler ama...
Kurtaramadılar...

72 saat sonra hayata veda etti...

O sırada tam 50 yaşındaydı...
...Ve 200’den fazla film çevirmişti...
Yeşilçam’ın kralıydı; büyük stardı...
Her filmi gişe rekorları kırıyordu...
Türkiye yasa girdi...

*

Acı acı gülümseyeceksiniz ama...
Ne ilginçtir ki...
Vefatından bir kaç ay önce tamamladığı...
Son filminin adı, “Ölüm Benimdir!” olmuştu...

*

O Türk Sineması'nın gerçek kralıydı...
Yaşasaydı...
Şu sıralarda 90’lı yaşları geride bırakıyor olacaktı!

*

İzmir Karataş’ta gözlerini dünyaya açtı...
Tam da...
Karataş Ortaokulu'nun karşısındaki...
İki katlı, cumbalı Rum evinde yaşayan...
Selanik'ten İzmir'e göç etmiş...
Ermeni asıllı “Işıyan Ailesi”nin...
Altı çocuğunun en küçüğüydü...
Babası ayakkabı ustasıydı...
Ailenin “tekne kazıntısı” olarak herkesin sevgilisiydi..
Babasının Veysel Çıkmazı'ndaki dükkanına...
Her gün sefertasıyla kar-kış demeden yemek götürürdü...

*

Evin direği genç yaşta ölünce...
“Işıyan Ailesi”...
İstanbul'a taşınmaya karar verdi...
Herkes evin en küçüğünün üstüne titriyordu...
Sonuna kadar okuttular...
Resim sanatında çok yetenekliydi...
Güzel Sanatlar Akademisi'nin “yüksek resim” bölümünü bitirdi...
Para kazanmak için her işe “varım” dedi...
İstanbul Darphanesi'nde ressam olarak çalıştı...
Dergilerin ısmarladığı renkli illüstrasyonlara imza attı...
Hatta...
Paşabahçe Fabrikası'nda “kırık şişe koordinatörü” oldu...

*

Çok yakışıklı bir genç adam olmuştu...
O sırada...
Takvimler, 1950'li yılları eskitmeye başlamıştı...
Yıldız Dergisi, “Artist Yarışması” açmıştı...
Akademideki arkadaşları O'nu...
Hollywood'un ölümsüz aktörü...
Clark Gable'a benzetiyordu...
Bastırdılar, “Kafadan kazanırsın” dediler...
Ve, nitekim kazandı...
Kızlar'da ise...
Birincilik tacını Belgin Doruk taktı...

*

Hemen kamera karşısına geçti...
Doğuştan yetenekliydi...
Üçüncü filmi “Kanun Namına” ile zirveye oturdu...
Bi'daha da “kral koltuğu”nu bırakmadı...

*

Şöhret herkesin başını döndürdüğü gibi...
O'na da olmayacak bi'şi yaptırdı...
Kendini o kadar beğeniyordu ki...

Şansını Hollywood'da denemeye kalktı...

Dünya çapında bir aktör olmak istiyordu...
Yakışıklıydı, yetenekliydi ama...
İngilizce bilmiyordu...
Sekiz ay sonra geri döndü...
Hüsrana uğramıştı...
Yine de...
Şansı yaver gidiyordu...
ABD'den döner dönmez...
Gişe rekorları kıran “Küçük Hanımefendi” serisine başladı...
Belgin Doruk'la muhteşem ikili oldular...
Seyirci onları birbirine çok yakıştırıyordu...

*

Yeşilçam'da mert, tuttuğunu koparan...
Bıçkın mahalle delikanlısı karakterine hayat vererek...

26 yıl boyunca 200 filmde oynadı...

Bu filmlerin tamamında...
Adı, afişlerin en tepesine yazıldı...
Bir kez olsun “ikinci adam” rolü oynamadı!..
Prensiplerinden bi’kez olsun vazgeçmedi!

*

Kısacık yaşamı boyunca...
Ne magazin gazetelerine malzeme oldu ne de...
Çapkınlıkta, kaçamakta adı anıldı...
O'nun lügatında “skandal” kelimesi hiç olmadı...
Evden sete, setten eve bir hayat yaşadı...

*

Tek kusuru vardı; eli pek sıkıydı...
Kendisi için “cimri” diyenlere...
“Para kolay kazanılmıyor!” diye karşılık verirdi...

*

Yeşilçam'ın seks batağında çırpındığı günlerde...
Diğer starlar gibi...
O da “şarkıcı” modasına uydu!
Aslında...
Sesinin iyi olmadığını...
O da iyi biliyordu...
Ama...
Sahnede inanılmaz bir karizmatik duruşu vardı...
Haklı olarak...
Filmlerden beslendiği alkışların devam etmesini istiyordu...
Münir Nurettin Selçuk'tan şan dersi aldı...
Ve, ilk kez İzmir Fuarı'nda...
Zeki Müren'in alt kadrosunda sahneye çıktı...
Sanat Güneşi, baktı seste sıkıntı var...
Sinemanın ünlü aktörüne...
Ağır şarkılar yerine...
İstanbul türkülerinden oluşan repertuar hazırladı ve durumu kurtardı...

*

Siyaset'le hiç ilgilenmedi ama...
Türk Sineması'nın geleceğinden endişeliydi...
Projelerini anlatmak için...
Vefat ettiği yıl...
Başbakan Süleyman Demirel'den randevu istedi...
“Baba”, ünlü aktörü hiç bekletmedi...
Demirel'in yanında...
Dönemin Kültür Bakanı Barlas Küntay vardı...
O ziyaretten sonra yakışıklı sanatçı için şöyle demişti:

“Çok etkileyici bir adam... Böylesine milliyetçi bir artist az bulunur... Onu dinlerken kendimden geçtim...”

*

Okuduklarınız...
Türk Sineması'nda hala yeri doldurulamayan...
“Taçsız Kral” lakaplı...

Aktör... Yapımcı... Yönetmen... Senarist... Şarkıcı... Ressam...

Ayhan Işık'ın gerçek hikayesidir...

Ve de...
Acıklı bir finali vardır...
Özetleyelim...

*

Yeşilçam'da...
Ayhan Işık gibi onlarca Ermeni asıllı sanatçı vardı...

Kenan Pars (Kirkor Cezveciyan), Danyal Topatan (Danyel Bayrıyan), Vahi Öz (Vahe Özinyan), Sami Hazinses (Samuel Agop Uluçyan), Adile Naşit (Adele Özcan)...

Ayhan Işık, İstanbul'a gidince “Işıyan” soyadını bıraktı...
Ermeni kimliğini gizlemeye özen gösterdi...
En çok Nubar Terziyan'ı sevdi...
Yeşilçam'da Ermeni kimliğini gizlemeyen tek aktördü...
Ayhan Işık, bu tonton aktöre “amca”, Nubar Bey de O'na “oğlum” derdi...

Ayhan Işık'ın ani ölümü Nubar Terziyan'ı yıkmıştı...

Ertesi gün, Ayhan Işık için gazetelere şöyle bir ilan verdi:

“Oğlum Ayhan, dünya fani ölüm herkese nasip ama sen ölmedin... Zira geride bıraktığın bizlerin ve milyonların kalbinde yaşıyorsun... Ne mutlu sana... Amcan Nubar Terziyan...”

Gazetelerde çıkan bu vefat ilanı...
Ayhan Işık'ın ailesini çok rahatsız etti...
Ünlü aktörün...
“TC Vatandaşı” olmasına karşın...
Ermeni kimliğinin ortaya çıkmasıydı rahatsızlığın nedeni...
Onlar da gazetelere hemen şöyle bir karşı ilan verdiler:

“Önemli düzeltme... Amcan Nubar Terziyan imzasıyla verilen ilanla, sevgili varlığımız Ayhan Işık'ın hiç ilgisi yoktur... Görülen lüzum üzerine üzüntüyle duyururuz... İmza: Işık Ailesi...”

Nubar Terziyan'nın bi'daha hiç yüzü gülmedi; derin bir acı yaşadı...

*

Bitiriyoruz...
Aradan 47 yıl geçti...
O tarihlerde...
Ayhan Işık, Türk Sineması'nın ilk büyük kaybı olarak kayıtlara geçti...
Hangimiz O'nun filmlerinde mutlu bir delikanlılık geçirmedi ki?
47 yıldır o “ışık” hala...
Kral Ayhan Işık’ı özleyenlerin kalplerini aydınlatıyor...
Aynen...
Kamera karşısındaki ilk günleri gibi...
Hala kalplerde...
...Ve hala...
TV’deki siyah / beyaz filmleri ile yanıbaşımızda...

Rahmetle... Özlemle... Saygıyla...

Nokta...

Hamiş 1: "Taçsız Kral" lakaplı Yeşilçam’ın efsanevi jönü, disiplinli, lüks yaşama düşkün, modern yüzü ve oyunculuğuyla Yeşilçam'da "tel tel" bir ekol oluşturan kişi olarak anılıyor... Ne kadar anlamlı değil mi?

Hamiş 2: Çevirdiği filmlerde genellikle tuttuğunu koparan, mert, bıçkın ve mahalle delikanlısı rollerini oynaması, izleyicinin gözünde onu bir "kral" konumuna yükseltti ve hala öyle anılıyor...


Sonsöz: “Bazılarının yeri neden doldurulamıyor acaba? / Anonim...”