Emekli asker, yazar ve Hak ve Eşitlik Partisi’nin kurucusu ve ilk genel başkanı Osman Pamukoğlu, özellikle 1990’larda PKK’ye karşı yürütülen sınır ötesi operasyonlardaki liderliği ve başarısıyla bilinen emekli bir tümgeneral. Strateji, güvenlik, etnik sorunlar ve siyaset tarihiyle ilgili kitapları bulunuyor. Onu televizyon ekranlarındaki sert görünüşüyle tanıyoruz.
Yarbay rütbesindeyken Tuzla Piyade Okulu Kurmay Başkanlığı yapmış.’’ 400 teğmenle 365 gün 24 saat yaşadım.’’ diyor. Hiçbir askerine ceza vermemiş. Ne bir subay ne astsubay ne de bir askere bir kez olsun hiçbir disiplin cezası vermemiş. Mahkemeye de göndermemiş. Hakkari’de görev yaptığı dönemde bir askeri bile intihar etmemiş. Tek bir firar olayı yaşamamış.
Sorun varsa kimsenin haberi olmadan o konuyu anında bitirmekten yana olan bir komutan. ‘’ Atayım, hapsedeyim, oda hapsi, maaşını kesme anlayışıyla yönetim olmaz.’’ diyen bir baba komutan.
2025’teki Kara Harp Okulu mezuniyet ve sancak devir teslim töreninden sonra teğmenlerin Subay Andı okuması, ‘’ Mustafa Kemal’in askerleriyiz’’ haykırışı ve kılıç çatmaları kimilerince sorun yapıldı ve gepegenç 5 teğmen TSK’den çıkarıldı ya…
Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu bu konuda diyor ki’’ …Şimdi suç bile sayılamayacak bir konudan teğmenler ihraç edildi. Bu teğmenlere yapılan bana göre zulümdür.’’
81 milyonluk Türkiye’de Sayın Pamukoğlu’nun bu değerlendirmesini toplumun yüzde doksanının alkışlayacağını düşünüyorum ben.
2002-2006 tarihlerinde TSK’nin 24. Genelkurmay Başkanlığını yapmış olan emekli Orgeneral Hilmi Özkök de ‘’ Keşke teğmenlere ve amirlerine daha hafif bir disiplin cezası verilip geçiştirilseydi.
Teğmenlerin ve amirlerinin TSK’den ayırma cezasına çarptırılması üzücü bir şey. Çok üzüldüm.’’diyor.
*
Bilindiği gibi Harbiye’den 2024 yılı mezun teğmenlerin diploma töreni 30 Ağustos 2024’te Kara Harp Okulu tören alanında icra edildi. Törene de Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları katıldı. Tören, kusursuz bir şekilde başarıyla sonuçlanıyor. Protokol da tören sonrası okuldan ayrılınca teğmenler bir araya gelip Subay Mezuniyet Andını okuyor. Yeminin sonuna da ‘’ Ne Mutlu Türküm Diyene’’ sözünü ekliyorlar.
Tören alanına 2018 yılına kadar hiçbir kişinin fotoğrafı, posteri, resmi ya da afişi asılmazken 2018’den itibaren Cumhurbaşkanının posteri asılıyor.
Yine 2018 yılına kadar Harbiye’deki diploma törenlerinde dönem birincisi teğmen ve okul komutanı dışında kimse konuşmazken 2018’den sonra Cumhurbaşkanı da konuşmaya başlıyor.
Oysa Cumhurbaşkanı, aynı zamanda bir siyasi partinin de genel başkanı. Onun posterinin asılması/ konuşur olması TSK’nin tarafsızlığına da gölge düşürüyor. Bunun adı kışlaya siyaset sokmak değil midir?
Önceki yıllarda kışlaya Kenan Evren dahil olmak üzere ne Süleyman Demirel’in ne Ahmet Necdet Sezer’in ne de Abdullah Gül’ün posteri asılmıştı.
İnsanın aklına ister istemez ‘’ Tek Adam rejiminde miyiz yoksa! ‘’ sorusu geliyor. Kaldı ki yukarıda saydıklarımızın hiç birinin fakülte diplomasına sahip olup olmadığı da tartışılmıyordu.
Poster konusunun açıklamasına gelince… Çünkü kışlanın tek bir ebedi başkomutanı var: Gazi Mustafa Kemal Atatürk!
Emekli Tuğgeneral Osman Aydoğan ne güzel söylüyor:’’ Vatan pahasına siyaset olmaz. Muhtemel ki birileri teğmenleri kullanarak oy kaygısıyla siyaset yapmak istiyor. Muhtemel ki birileri teğmenleri kendi siyasetlerine meze yapmak istiyor. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri, siyaset alanı ve teğmenler de siyaset malzemesi değildir.’’
Şurası bir gerçek ki günümüzde siyaset hem okullara hem camilere hem de kışlaya sokulmuş durumda. Bunun da tek sorumlusu işbaşındaki siyasi iktidardır.
*
Türkiye’nin hiçbir döneminde gepegenç yaşta askerlikten ihraç edilen teğmenlerce bir genelkurmay başkanı hakkında ‘’ Görevi kötüye kullanma- resmi belgeyi bozma, yok etme ya da gizleme- memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanma- askerliğe ait vesika, evrak, harita ve şekilleri yakma’’ iddiasıyla suç duyurusunda bulunulmamıştı. Bu da oldu!
500’e yakın teğmen andı okuyor, kılıç çatıyor. Sonuçta aynı odayı paylaşan beş teğmen Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla cezalandırılıyor/ atılıyor.
Teğmenlerin ihraç edilmemesi yönünde oy kullanan komutanlar da yok değil ama… İlk kararda 7’ye 2 oyla teğmenlerin ihraç edilmemesi yolunda karar alındığı, daha sonra bu kararın baskıyla değiştirilip 5’e 4 şeklinde
*çıktığı da söylenmiyor değil. Nitekim, teğmenlerin avukatları bu konuyu yargıya da taşıdı zaten.
Teğmenlerin andı okumaları/ kılıç çatmaları suç idiyse soruşturmanın neden hemen değil de Cumhurbaşkanının aradan bir hafta geçtikten sonra yaptığı konuşma sonrasında başlatılması ise düşündürücü!
7 Eylül 2024’te Cumhurbaşkanı şöyle konuşmuştu: ‘’ Malum mezuniyet töreninde bazı istismarcılar ortaya çıkmak suretiyle kılıçlar çektiler. Siz bu kılıçları kime çekiyorsunuz? Şimdi bunlarla ilgili olarak da gerekli bütün araştırmalar, hepsi yapılıyor. Oradaki birkaç tane kendini bilmez de evelallah temizlenecek. Biz buralara durup dururken gelmedik. Bu 30 kişi olabilir,50 kişi olabilir. Kim olursa olsun bunların ordumuzun içinde bulunması mümkün değil. Bunları temizleyeceğiz.’’
Kılıçların kendisine çekildiğini düşünen bir ruh hali içinde Sayın Cumhurbaşkanı. ‘’ Malum’’ derken mezuniyet törenini de aşağılar gibi… ‘’ Kendini bilmez’’ dediği teğmenler, her biri birer başarı öyküsü sahibi olan genç subaylar… Argoyu seven Cumhurbaşkanı ‘temizlemek’ fiilini ‘’ ihraç etmek’’ anlamında kullanıyor mutlaka. Yine Tek Adam olduğunu ima etmeye çalışıyor. ‘’ Biz buralara durup dururken gelmedik’’ sözleriyle de kendini kanıtlama derdinde yine… Nedense gözümün önüne hep İbn-i Arabî’nin şu sözleri geliveriyor böylesi durumlarda: ‘’ Cahil insan, her sözünde kendini aklar. Alim insan ise her sözünde kendini yoklar.’’ Mevlana’yı da unutmamalı: ‘’ Kaliteli insan işiyle, boş insan kişiyle uğraşır.’’diyordu yanılmıyorsam…
İnsanın garibine giden bir konu da şu; Milli Savunma Bakanlığı, teğmenlerin ihraç kararını teğmenlerden önce medya kuruluşlarına duyuruyor. Teğmenler bu kararı 31 Ocak 2025’te avukatlarıyla birlikte Barolar Birliği’nde yemekteyken öğreniyor. Milli Savunma Bakanlığının, alışık olunmamasına karşın beş teğmenin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atıldığını basın açıklamasıyla duyurması TSK’nin geleneklerine hiç uymayan bir durum olarak tarihe geçecek.
*
Bundan yıllar önce Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir, 22 Şubat 1962’de darbe girişiminde bulunmuştu. Kendisine destek veren bütün garnizon komutanlarıyla okulda toplanıyor. Verilen emirler nedeniyle öğrenciler de silahlanıp okul dışında harekâta katılıyorlar.
Darbe girişimi aynı gün sabaha karşı bastırılıyor ve ilginç bir karar alınıyor; Albay Talat Aydemir ve arkadaşları kısa bir sorgulama sonrasında affediliyorlar. Aynı af, Harp Okulu öğrencileri için de geçerli oluyor. 1452 genç adam serbest bırakılıyor. İsmet İnönü onlara sahip çıkıyor, üniversitelere yerleştiriyor. Devlet adamlığını gösteriyor.
Her başbakanın, her cumhurbaşkanının İsmet İnönü olması elbette olası değil! Onu birileriyle kıyaslamak bile yanlış olur.
*
Saygı Öztürk’ün ‘BİZ TEĞMENİZ / TSK’den Atılma Olaylarının İçyüzü’’ kitabı, 2025 Aralık’ında Doğan Kitap’tan çıktı. Belgeler, yapılan söyleşiler ve tanıklıklarla harmanlanmış kitap, Emin Çölaşan’ın ‘ Araştırmacı gazeteciliğin günümüzdeki önderlerinden’’ dediği Saygı Öztürk, bu kitabında yine bilinmeyenlere ve yüzeyde görünenlerin derin ilişkilerine ışık tutuyor.
‘’ Saygı’nın kitaplarına önsöz yazmak benim görevimdir.’’ diyen Emin Çölaşan, ‘’ Saygı, Türkiye’nin en hızlı kitap yazan gazetecisidir.’’ derken elbette bir bildiği var ki böyle diyor.
Kitabın konusu, 30 Ağustos 2024’teki RTE’nin ‘malum’ diye nitelediği mezuniyet törenindeki Mustafa Kemal’in Askerleriyiz diye haykıran ve kılıç çatan genç teğmenler!
Olaya önderlik yaptıkları iddiasıyla beş teğmenin ihracı…
Kitabı hazırlarken konuyla ilgili teğmenler bir yana, bu konuda sesinin duyulmasında yarar olan rütbeli/ rütbesiz, kim varsa her birinin duygu ve düşüncelerine tercüman olma düşüncesiyle çok sayıda kişiyle görüşmüş, onları dinlemiş Saygı Öztürk. Diğer araştırma/ inceleme kitaplarında olduğu gibi.
Onda önyargı/ peşin hükümlülük yok. Mesleğinin gerektirdiği gibi yapıyor işini. İlkeli, dürüst, nesnel ve objektiflikten milim sapmadan… Günün birinde iletişim fakültelerinde ‘ Saygı Öztürk Gazeteciliği’ dersi yer alırsa buna şaşırmam.
Telefon açtığında ‘’ Benim size söyleyecek sözüm yok! ‘’ diye onu tersleyen/ yanıt vermeyen yok örneğin. Herkesin güvendiği bir gazeteci o! Adına uygun bir kişiliğe sahip!
Aynı, Kemal Nehrozoğlu kanalıyla tanıştığım abisi Refik Arslan Öztürk gibi…
Kitapla ilgili ayrıntılı bilgiye burada yer vermek istemiyorum. Çünkü polisiye roman gibi, bir çırpıda okunan bu kitabı herkesin okumasında/ sayfalar arasında dolanmasında büyük yarar görüyorum.
O teğmenlerin yolu bir gün İzmir’e düşecek olursa emekli bir öğretmen olarak onlara Latife Hanım Köşkü bahçesinde çay ısmarlamak isterim. O yiğitlerin alnından öpmek isterim.
Saygı Öztürk’e de bir yemek borcum olsun!