Satın…
Vatanın bir santimetrekare toprağı kalmasın.
Bir yudum suyu, bir gram altını kalmasın.
Satın…
Lojmanları satın.
Köprüleri satın.
Otobanları, limanları, fabrikaları satın.
Yetmedi mi?
Şimdi sıra geldi en hayati olana…
Sağlığa.
+++
Bir gece yarısı kararıyla…
32 ilde 71 taşınmaz özelleştirme kapsamına alındı.
Listede ne var biliyor musunuz?
Hastaneler var.
Poliklinikler var.
Aile sağlığı merkezleri var.
İl sağlık müdürlükleri var.
Yani…
Vatandaşın en zor anında kapısını çaldığı yerler.
+++
İstanbul’da sağlık müdürlüğü binaları…
Pendik Devlet Hastanesi…
Ankara’da bakanlık ek hizmet binası…
Diş sağlığı merkezleri…
Eskişehir’de hastane polikliniği…
Araştırma merkezleri…
Ve daha niceleri…
Türkiye’nin dört bir yanında…
Parça parça satış listesinde.
+++
Üstelik yöntem hazır:
Satış…
Kiralama…
Gelir ortaklığı…
İşletme hakkı devri…
Adını ne koyarsanız koyun…
Kamu malı elden çıkıyor.
+++
Peki neden?
Çünkü üretim yok.
Çünkü plan yok.
Çünkü çözüm yok.
Ama bir alışkanlık var:
Satmak.
Yönetemediğini sat.
Planlayamadığını sat.
Ayakta tutamadığını sat.
Bugünü kurtar…
Yarını düşünme.
Sizi nasıl anlatsam ki…
Bir sarhoşun, evdeki son bakır tencereyi satıp, şarap alıp zıkkımlanması gibi…
Geleceği içip bitiriyorsunuz.
+++
Oysa sağlık dediğiniz şey…
Ticaret değildir.
Kar hesabı değildir.
İhale dosyası hiç değildir.
Sağlık, bir haktır.
Devletin en temel sorumluluğudur.
+++
Bugün hastaneyi satarsınız…
Yarın o kapıdan giren vatandaşa faturayı keserler.
Bugün araziyi devredersiniz…
Yarın o arsada halk değil, rant büyür.
Bugün “tasarruf” dersiniz…
Yarın bedelini toplum öder.
+++
Ve sonra çıkıp dersiniz ki:
“Sağlıkta dönüşüm…”
Evet, doğru.
Sağlık dönüşüyor.
Haktan…
Paraya.
+++
Sözün özü:
Tevfik Fikret’in dediği gibi:
“Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin…”
Yiyin ki kalmasın…
Ne mal…
Ne mülk…
Ne de gelecek…
Bu ülke artık üreterek değil…
Satarak ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Ama unutulan bir şey var:
Satacak bir şey kalmadığında…
Hesap başlar.
Umarım hesabı sorulur.