Siyasette herkes aynı nedenle yola çıkmaz. Kimi vardır; seçilmek için bir partiyi araç görür. Rozet takar, slogan ezberler, rüzgar nereye eserse oraya döner.
Kimi vardır; hiçbir çıkar beklentisi olmadan Cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin, insan hak ve özgürlüklerinin mücadelesini verir.
Onun için parti yalnızca bir seçim tabelası değil, bir değerler bütünüdür.
Kapıdan kovsanız bacadan girer.
Çünkü o parti ona Atatürk’ten kalma bir mirastır, baba evidir.
Bugün bu iki anlayış arasındaki fark her zamankinden daha görünür.
31 Mart seçimlerinden birinci parti olarak çıkan CHP, o günden bu yana kazandığı 8 belediyeyi kaybetti. Kayyımlardan söz etmiyorum; CHP’den seçilip yönünü AKP’ye çevirenleri hatırlatıyorum.
Son örnek dokuzuncusu Ankara’nın en büyük ilçelerinden Keçiören…
Belediye Başkanı Mesut Özarslan CHP’den istifa etti. Üstelik kendisini adaylaştıran partiye ve Genel Başkan Özgür Özel’e ağır sözler söyleyerek, hakaretler yağdırarak. Şimdi gidip seçimle kazanılan belediyeyi siyasi iktidara armağan edecek.
Yanına belki kendi yazdırdığı bir kaç belediye meclis üyesini de alarak soluğu AKP grup toplantısında alacak, ceketinin düğmesini ilikleyecek, bağlılıklarını bildirecek.
Bir partinin listesinden seçilip, seçmenin verdiği yetkiyle koltuğa oturduktan sonra saf değiştirmek.
Teknik adı “parti değiştirme” olabilir.
Ama seçmenin gözünde bunun adı güven kırılmasıdır.
Seçmen oyunu kişiye değil, temsil ettiği çizgiye verir.
Sandığa atılan oy bir koltuk devri sözleşmesi değil, bir güven sözleşmesidir.
Bu güven kırıldığında kaybedilen sadece bir belediye olmaz.
Siyasete olan inanç aşınır.
Sandığın itibarı zedelenir.
Ve toplumun zihnine şu soru yerleşir:
Benim oyum kime hizmet etti?
Siyasette rekabet vardır, saf değiştirme de olabilir.
Ama etik olan yol açıktır;
Seçildiğin siyasi kimliği terk ediyorsan, koltuğu seçmene iade edersin. Yeniden sandığa gidersin.
Çünkü temsil yetkisi kişisel mülk değil, halkın emanetidir.
Bu mesele CHP meselesi değil, AKP meselesi de değil. Bu, Türkiye’de siyasetin güven krizi meselesidir.
Rozet değiştirmenin kolaylaştığı yerde ilkeler zayıflar. İlkeler zayıfladığında demokrasi yara alır.
Ve unutulmamalıdır:
Siyasette kalıcı olan koltuk değil, duruştur.
*
ADAY BELİRLEME YÖNTEMİ
Atama yöntemi sürdükçe bu parti değiştirmelerin önüne geçemezsiniz.
Ömrünü partisine adamış insanları görmezden gelip, seçim kazanma hesabıyla devşirme adaylarla yola çıkarsanız sonuç değişmez.
Menfaat için gelen, daha büyük menfaati gördüğünde gider.
Bu kadar basit.
Çözüm bellidir: Ön seçim.
Adaylaşmayı üyelerin iradesine bırakırsanız, aday tabanın emaneti olur.
Ve ihanetin zemini daralır.
Hatırlayın…
Ön seçim tartışmalarında delegelerin büyük çoğunluğu destek verirken sürecin koşullara bağlanması, bugün yaşananların zeminini hazırladı.
Demokrasiyi zayıflatan kararların sonuçlarına şimdi şaşırmamak gerekir.
Yazın bir kenara:
Demokrasiye ihanet edenlere güven olmaz.
Onlarla demokrasi yolunda yürünmez.
*
VE UMUT
Ben önümüzdeki seçim öncesinde CHP’nin adaylarını ön seçimle belirleyeceğine inanıyorum.
Çünkü bu parti en yüksek makam için Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu üyelerin oylarıyla belirledi.
Elbette milletvekili adaylarını da aynı yöntemle belirleyecektir.
İşte o zaman üyelerin seçtiği adaylar,
koltuk sahipleri değil,
partinin neferleri olacaktır.
Ve o zaman CHP iktidar olacaktır.