RASİME ŞEYHOĞLU KÜLTÜR EVİ

Eşimle birlikte Anadolu Hayat’tan emekli olduğumuzda emekli ikramiyesini Kozak Yaylası’ndaki Hacıhamzalar’da bir arsaya yatırmıştık.Daha sonra da ilk kütüphanemizi burada açmıştık. 2002’nin 19 Ekim’inde…

Abone Ol

Kardeşim bu köyde öğretmenlik yaptığından, köyü ve köylüleri çok sevdiğimizden olsa gerek…

O sevgiden bugün bile bir şeyler eksilmiş değil. Fırsat buldukça gider gelirim.

Zaman içinde Naciye teyze ile Muzaffer abi, ricam üzerine arsaya fıstıkçamı dikmişti. Arsamız yeşillensin/güzelleşsin istemiştim çünkü. Yıllardan beri de YücelCan ilgileniyorarsayla.Ekiyor, biçiyor, dikiyor. Arı kovanları burada. Balcılığa devam ediyor.Bense ondan hiç ama hiçbir şey istemiyorum.

Babası ve annesi deher seferinde bir şeyler vermek istiyor ama onları da almıyorum. Yeter ki arsamız bakımlı olsun. Onun keyfi, gönenci yeter.

Arsada on bir fıstıkçamı ve dört badem ağacının yanı sıra bir de ceviz ağacı var. Ne var ki badem ağaçlarının tümü çürümüş gibi. Kesilecekler.

Ziraat mühendisi Sumru Hanım’dan öğrendik ki bölgenin toprağı sarı patates ve çilek için çok uygun.Yücelşimdi toprağı sürecek, bademleri kesecek ve elinden geldiğinceilgilenecek. Çilek ve patates dışında belki başka ürünler de deneyeceğiz.

Ancak benim bütün hayalimRASİME ŞEYHOĞLU KÜLTÜR EVİ.Etnografya müzesi benzeri bir kültür mekânı…Eğimli yerleri hele bir düzeltiledursun, iki prefabrik ev ya da minimalist bir yaşam alanı sunan şu “tiny house” dedikleri evlerden iki tane alıp arsanın bir köşesine kondurmak istiyorum. İki o da bir salondan oluşan iki tane küçük ev... Önümüze de minik bir havuz… Serinlik versin diye… Sağımız solumuz çiçek ve sebze meyve olsun istiyorum.

Odalar Orhan Kemal, Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet, Aziz Nesinadlarını,salonlar da Avram Ventura ve Mehmet Atillaadlarını taşısınlar diye düşlüyorum.

Havuz, bahçe, fıstıkçamları ve ceviz de öksüz kalmasınlar elbette. Onlar da Feyza Hepçilingirler, Fazıl Say, Şeyh Bedrettin, Şirazlı Sadi, Ömer Hayyam, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Şair Eşref, Dostoyevski, Shakespeare, Giardano Bruno, Jean Paul Sartreile özdeşleşseler ne güzel olur.

On iki ağaç, dört oda, iki salon, havuz ve bahçe… Toplam 20 isim olacak. Belki de 21, 22…

Gelelim iç düzenlemeye…

Ahşap kasa radyo, gramofon, gaz lambaları, lüks, kamineto, dolmakalemler, kol saatleri, masa saatleri, çakmaklar, biblolar, bakır sürahi, telkâri kahve takımı, annemin fotoğrafları, kütüphanelerimizin açılışlarından fotoğraflar, gazetelerde çıkmış yazı ve fotoğraflar, anneme ait özel eşyalar…

Tabii ki bir kitaplık…

Tabii ki müzik…

Dedim ya… Etnografya müzesi benzeri bir mekân…

Ziyaretçilere zevk veren/öğreten ve belki de entelektüel camiaya örnek olacak bir model…

Yaz mevsiminde İstanbulluların, Ankaralıların adını duyup merakla ziyaret edecekleri bir dağ köyü ve dağda bir kültür mekânı…

Zamanla her iki evde dört ya da altı kişinin konaklayabileceği şekilde bir düzenleme…

Konuk ağırlama konusunda öncelik, edebiyat ve sanat dünyasının öznelerine verilecek.Zeynep Oral gibi, Ahmet Ümit gibi, Zeynep Altıok, Eren Aysan gibi…

Kaldıkları sürece köy kahvesinde köylülerle buluşup çay içmeleri, muhabbet etmeleri olmazsa olmazımız olacak. Köylüye illa ki bir şeyler öğretecekler.

Karaveliler, Terzihaliller, Yukarıbey, Çamavlu, Demircidere ziyaretleri de bu konaklamanın içinde yer alacak.

Her iki “tiny house”un üstünde bayrak gibi RASİME ŞEYHOĞLU KÜLTÜR EVİ tabelası bulunacak.

*

Düşünün ki böylesi kültür evleri çoğaldı.

Müze evler artış gösterdi.

KÖYLERDE RÖNESANS dediğimiz şey…

Projeyi hayata geçirdiğim gün Bergama Belediyesinin düzenlediği kermes günlerinde buraya bir gün ayırmasını sağlamaya çalışacağım.

Bahçede halk oyunları ve şiir dinletisi gerçekleştirilsin örneğin.

Ruhi Su’dan olduğu gibi Çaykovski ve Vivaldi’den de kulaklara bayram müzik…

Ve…

Düşünüyorum da neden arsanın dört bir köşesinde Cahit Arf, Aziz Sancar, Oktay Sinanoğlu ve İlhan Arsel’in büstleri bulunmasın?

*

Annemle ikimiz buradaki ilk kütüphaneyi coşkuyla açtığımızda annem bir türkü söylemiş bir de şiir okumuştu. O günlerin vali yardımcısı Mustafa Korkmaz Dinçer ile İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Behçet Yavuz da belleklerde iz bırakan unutulmaz sözlere imza atmışlardı.

O günden bu yana 23 yıl geçti. Bir hafta sonra da 24 olacak.Ve de hep dedik ki ‘’ İstiyoruz ki köylerden yeni Cahit Arflar, yeni Orhan Kemaller ve Fazıl Saylar yetişsin!’’

Hep dedik ki, “Köy çocukları Sabahattin Ali, Voltaire, Yaşar Kemal, Cengiz Aytmatov ile arkadaş olsun.”

Hacıhamzalar’da kütüphanemiz var nasılsa. Bir de kültür evi yapabilisek, o güzelim yöreyi Kozak Yaylası’nın çekim merkezi yapabiliriz diye düşler kuruyorum.

*

Ziraat Mühendisi Sumru Hanım ile 24 Aralık’ta ilk durağımız Karaveliler oldu. Muhtar Feridun Gürkaya ile birlikte önce kütüphanemizi ziyaret ettik. Bir kitap cenneti buradaki kütüphanemiz. Annemin ve benim Fakir Baykurt ile çektirdiğimiz fotoğraf aynı tazeliği koruyor gibiydi.

Feridun olsun, Karavelilerli kardeşlerimiz olsun, kütüphaneye ve okumaya çok ilgili insanlar. Belli ki kütüphaneye de gözleri gibi bakıyorlar.

Düşünebiliyor musunuz,bu köyden150 kişi şu an yurdun dört bir köşesinde ya okuyor ya da görev yapıyor. Örneğin, eski muhtar Revattin’in kızı Akhisar’da sulh ceza yargıcı.

Turgut Ünlü’nün roman ve hikâye düşkünü kızı, mütercim tercümanlık mezunu. Oğlu da şu an İngiltere’de. İngiliz eşiyle…

Ve daha niceleri…

Kozak Yaylası’nın görülesi bir mahallesi burası. Önümüzdeki yaz tatilinde Kemal Nehrozoğlu ile günü birlik bir program için geleceğiz buraya. Yıllar öncesinde İzmir Valiliği döneminde bu köyle (mahalle) ilgili anıları var çünkü Kemal Bey’in.

Çamavlu’daki 12 dönümlük belediye arsasında Bergama Belediyesi şu sıralar bağ oluşturma çabasında. Gidip yerinde gördük sürülmekte olan tarlayı.İnceleme yapan Sumru Hanım’dan biz de bir şeyler öğrenmeye çalıştık bu arada.

Ağaçlar altın sarısı yapraklarını dökmüş, cısçıplaktı. Gel gör ki Kozak, elbiselerinden sıyrılmış ağaçlarla bile aralık ayının son günlerinde bir başka güzeldi.

Yukarıbey’de konuk olduğumuz Nevzat Başkaya ve akrabalarını evlerinde yemek yerken yakaladık. Her birinin samimiyetini keşke fotoğraflasaydım. Öyle güzel merhaba diyorlar, öyle güzel hal hatır soruyorlardı ki sarılıp kucaklayasım geldi her birini.

Şoförümüz Ali Berke’nin annesinin diplomasını meğerse yıllar önce ben yazmışım.80’li yılların başında hafta sonlarında Hacıhamzalar’daki kardeşimin yanına gelir kalırdım iki gün. Gotik yazıyla döktürüyorum ya… Kardeşim, öğrencilerinin tümünün karnelerini ve diplomalarını benim yazmamı istiyordu.O günlerde ben de Sarıdere köyünde öğretmendim.

Kozak turumuzu yağmurlu/soğuk bir kış gününde gerçekleştirmiştik. Arada bir ıslandık, arada bir soğuğun ısırdığı oldu ama içimiz sanki nisan ve mayısılıklığıyla doluydu.

Bu, şimdilik bir düş!

Ama mutlaka gerçekleştireceğim bir düş!