Rakamların Çelişkisi, Emeklinin Çilesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen her platformda ve bu hafta da sıkça şu ifadeyi tekrarlıyor: Emeklilerimizin taleplerine, beklentilerine ve şikayetlerine hiçbir zaman kayıtsız kalmadık. Onları enflasyon karşısında mağdur etmedik.

Abone Ol

Ancak mevcut durum, Erdoğan’ın ifadeleriyle uyuşmuyor.
Ezmek bir yana, bu kesim adeta silindir gibi ezilmiş durumda. Geçen hafta TBMM'de emekli maaşlarının artırılması için verilen önergeye Cumhur İttifakı'nın ret oyu vermesi, kimin emeklinin yanında olmadığını açıkça ortaya koydu.

Siyaset rakamlarla konuşmayı sever.
Grafikler, tablolar, dolar karşılıkları… Hepsi bir başarı hikâyesi anlatmak ve kamuoyunda algı yaratmak için sahneye çıkarılır. Oysa hayat, rakamların ötesinde bir gerçekliktir. Emeklinin mutfağında kaynayan tencere, pazarda küçülen file, kirada eriyen maaş bu hikâyeyi bambaşka bir dille anlatır.

Cumhurbaşkanı 2002’de en düşük emekli maaşı 66 TL idi. Dolar karşılığı yaklaşık 40 dolara denk geliyordu. Bugün, 2026 düzenlemesiyle en düşük emekli maaşı 20.000 TL olacak. Dolar kuru 43 TL kabul edildiğinde bu maaş yaklaşık 450 dolara karşılık geliyor dedi.

Birileri Cumhurbaşkanı’nı danışmanları ciddi biçimde yanıltıyor; kamuoyuna yanlış ve eksik bilgi sunuluyor.
Merak edip araştırdım.
Devletin resmi kayıtlarına göre,
2002 yılında asgari ücret 184 TL, ortalama işçi emeklisi maaşı ise 66. TL. Değil 276 TL civarındaydı. Bu miktar yaklaşık 169 dolara denk geliyordu.

Başka bir ifadeyle, 2002 yılında ortalama bir işçi emeklisinin maaşı, asgari ücretin yaklaşık yüzde 50 üzerinde bulunuyordu. Bu hesaplama doğrultusunda, günümüzde en düşük işçi emeklisi maaşının yaklaşık 42.000 TL olması gerektiği söylenebilir.

Asıl mesele şu:
2002’de bir emekli maaşıyla kira, gıda ve faturalar görece sınırlı bir bütçeyle karşılanabiliyordu. Bugün ise büyükşehirlerde 20.000 TL, çoğu zaman kiraya bile yetmeden eriyip gidiyor. Market poşeti küçülüyor, pazar filesi hafifliyor, ay sonu daha ayın ortasında geliyor.

Cumhurbaşkanı’nın “enflasyona ezdirmedik” sözleri, resmi enflasyon rakamlarına dayanıyor olabilir. Ancak hissedilen gerçeklik bunun tam tersini söylüyor. Çünkü maaşlar yılda bir ya da iki kez zamlanırken, fiyatlar her gün artıyor. Resmi enflasyon ile hayat pahalılığı arasındaki uçurumdan en çok etkilenen kesim ise sabit gelirliler; yani emekliler.

Bugün emekli maaşı, enflasyon yüzünden rakamsal olarak, 2002’ye göre hem TL hem de dolar bazında daha yüksek.
Bu bir gerçek.
Ama bir gerçek daha var:
Alım gücü, rakamların büyüklüğünden çok daha önemlidir.
Emekli için mesele “kaç lira maaş alıyorum” değil,
“bu maaşla nasıl yaşıyorum?” sorusudur.

İktidar rakamlarla başarı anlatıyor.
Ama mutfak, pazar, kira ve fatura konuştuğunda emeklinin sesi daha gür çıkıyor.
Çünkü rakamlar büyüyor ama sofralar küçülüyor; emeklinin gerçek hikâyesi budur. 460 dolarlık maaşla övünmek kolaydır, ama 500 gram eti almak zorlaştığında başarı masalı çöker.

Bir başka acı gerçek daha var:
Emeklilerin hak ve sorunlarını çözecek, hükümetin muhatap alacağı güçlü bir sendika ve birlik yok. Ne yaptıkları belli olmayan, birbirinden kopuk çok sayıda sendika var; bu yüzden toplumsal bir tepki de oluşmuyor. Oysa 17 milyon emekli, isterse iktidarı yerinden eder.
Emekli artık şükür etmek istemiyor.
Ve haklarını helal etmiyor.