Moto kuryelere kızıyorsunuz.
“Trafikte araçların arasına giriyorlar”,
“çok hızlı gidiyorlar”, “tehlike yaratıyorlar” diyorsunuz.
Fotoğrafın sadece bir karesine bakarsanız haklı gibi görünürsünüz.
Ama gerçeğin tamamı bu değil.
Moto kuryeler hızlı gitmek istemiyor.
Hızlı gitmek zorunda bırakılıyor.
Çünkü bu işte yavaşlığın adı işsizliktir.
Sipariş geç giderse ceza var.
Müşteri şikayet ederse puan düşer.
Puan düşerse sistem dışına itilir.
Sistem dışına itilen de ertesi gün işsizdir.
Yani o araya giren kurye adrenalin peşinde değil, ekmeğinin peşindedir.
HİKAYELER ACI
Moto kuryelik bu ülkede bir meslek değil, başka çaresi kalmayanların hayatta kalma biçimidir.
İşsiz kalanlar, güvencesizliğe itilenler, geçinemeyenler…
Hepsi iki tekerin üstüne çıktı.
Ama kimse onlara şunu söylemedi:
Bu işin bedeli bazen hayatın kendisidir.
Geçtiğimiz yıl yalnızca İzmir’de 50’nin üzerinde moto kurye yaşamını yitirdi.
Bu bir istatistik değil.
Bu, her biri evine ekmek götürmeye çalışan insanların ölüm listesidir.
Yağmur var.
Soğuk var.
Bozuk yollar var.
Bir de onları trafikte yok sayan sürücüler.
Sonra ne oluyor?
Ölüm “trafik kazası” diye geçiştiriliyor.
Dosya kapanıyor.
Hayat devam ediyor.
Kimin için?
DEVLET DENETLEMELİ
Moto kuryeler yıllardır “çok tehlikeli iş” diyor.
Çünkü her gün ölüyorlar.
Devlet ne yapıyor?
“Tehlikeli” diyor ama korumuyor.
Çalışma saatini sınırlamıyor.
Teslimat sürelerine müdahale etmiyor.
Baskıyı sipariş veren platformlara değil, kuryenin sırtına yüklüyor.
Yollarda sık sık Moto kuryelerin trafik polislerince çevrildiğini ve ehliyet ve evrak denetimi yapıldığını görüyorsunuz.
P1 belgesi.
Kasa zorunluluğu.
Şirket açma mecburiyeti.
Vergi.
Ceza.
Ekipman.
Hepsi kuryeye.
Hepsi cebinden.
Hepsi “ya yap ya aç kal” tehdidiyle.
Bu bir düzenleme değil.
Bu boğma politikasıdır.
“ÇOK KAZANIYORLAR”
Bir kurye ay sonunda 70–80 bin TL görüyorsa, bunun en az üçte biri daha eline geçmeden gidiyor.
Vergi.
Yakıt.
Bakım.
Sigorta.
Trafik cezaları.
Geriye ne kalıyor?
Borç.
Kuryelerin yüzde 80’i borçlu.
Vergi dairesine, trafik cezalarına, kamuya, bankalara.
Yani bu ülkede dört kuryeden üçü
borçla işe çıkıyor,
borçla direksiyon tutuyor,
borçla ölme riskini göze alıyor.
Buna rağmen hala “çok kazanıyorlar” diyebilen varsa, ya gerçeği bilmiyordur ya da bilerek görmezden geliyordur.
KURYELER ÖLMÜYOR, ÖLDÜRÜLÜYOR
Bu kazalar kader değil.
Bu ölümler “dikkatsizlik” değil.
Bu; Teslimat süresini kutsallaştıran, Algoritmayı insandan üstün gören, Kuryeyi ne işçi ne esnaf sayan, Ama ölünce “trafik kazası” deyip geçen bir sistem suçudur.
Siparişi veren kazanıyor.
Platform kazanıyor.
Vergi toplayan kazanıyor.
Kaybeden kim?
Yolda ölenler.
Eve dönmeyen babalar.
Geride kalan çocuklar.
O yüzden soruyorum:
Bu ülkede 50’den fazla kurye öldü.
Kaçı için özel önlem alındı?
Kaçı için çalışma koşulları değiştirildi?