O PADİŞAH ATATÜRK’E NİÇİN YALVARIYORDU?

Abone Ol

Tarih; 15 Mayıs 1919…
İzmir'in işgal edildiği gün…
Vatan santim santim parçalanıyor…
İstanbul’un durumu daha acıklı, çoktan düşman çizmesi altında…
Padişah Vahdettin resmen bitik!..
Son bir umut!
Gazi Mustafa Kemal'i Yıldız Sarayı'na çağırtıyor ve...
Adeta yalvarırcasına şöyle diyor:

“Paşa, paşa… Ülkeyi sadece sen kurtarabilirsin!”

İşte; sadece o cümle “yüzde 100” doğru…

Gerisi tamamen “kuyruklu” palavra...

Yok, bir kese altın vermiş; yok, Kuran’a el bastırıp yemin ettirmiş…
Falan, filan…
Bandırma Vapuru ile “Kurtuluş Destanı” başlamadan önce…
Yıldız Sarayı'nda…
Baş başa neler yaşandığını…

(…Ki o gün, bu vatan için ibretlik buluşmadır!..)

Bizzat, Gazi Mustafa Kemal Paşa…
Bir banka kasasında korunan el yazısı notlarında anlatıyor:

“Yıldız Sarayı'nda, Vahdettin'le...
Adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk…
Boğaziçi'ne doğru açılan penceresinden görünen manzara şu:
Yan yana düşman zırhlılarının topları Yıldız Sarayı'na doğrulmuş! Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başlıyor:

“Paşa, Paşa… Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık tarihe geçmiştir… Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir… Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!..”

Vahdettin adeta “yalvararak” demek istiyordu ki, “Hiçbir kuvvetimiz yoktur… Tek mesnedimiz / dayanağımız) İstanbul'a hakim olanların siyasetine uymaktır… Eğer onları memnun edebilirsem ve siyasete karışan Türkler’i uslandırırsam, Vahdettin'in arzularını yerine getirmiş olacaktım… “Merak buyurmayın efendimiz…” dedim ve yanından ayrıldım...”

*

Vahdettin, “Devlet'i sen kurtarabilirsin!” derken…
Gazi Mustafa Kemal’den şunu istiyordu aslında:

“Karadeniz'de, Pontus Rumları'nın yarattığı karışıklıkları önle… İngilizler'in o bölgeyi işgal etmesine yol açacak gelişmeleri engellemek için zemin oluştur…”

*

Kestirmeden gidersek…
Vahdettin'in, Devlet'in kurtuluşu için bulduğu yol…
İngilizler’in isteklerine uymak…
Daha anlamlısı...
İngilizler'in merhametine sığınmaktı!

*

Gazi Mustafa Kemal, Vahdettin'in yanından ayrıldı…
Yıllar sonra şunu anlattı:

“Beni İstanbul'dan sürüp, uzaklaştırmak isteyenlerin bana bu geniş yetkiyi nasıl verdiklerine şaşırabilirsiniz... Söylemeliyim ki, onlar bana bu yetkiyi bilerek ve anlayarak, vermediler… Çünkü, yetkiye ilişkin yönergeyi de bizzat ben yazdırdım!”

Ve devam etti:

“1919 senesi Mayıs'ın 19'unda Samsun'a çıktığım gün elimde, maddi hiç bir kuvvet yoktu… Sadece büyük Türk Milleti'nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı… İşte ben bu Türk Milleti'ne güvenerek işe başladım…”

*

O akşamı...
Annesi Zübeyde Hanım ve kızkardeşi Makbule'nin…
Şişli'deki evinde geçirdi…
Anacığının yer sofrasında onlara şöyle veda etti:

“Anam, yarın Anadolu'ya gidiyorum… Selanik nasıl elden gittiyse buralar da öyle olabilir… Ben kurtarmaya çalışacağım… Fakat bu işte tehlike çoktur… Giderken gözüm arkada kalmasın… Bana hakkını helal et… Sen de bunları iyi dinle Makbuş… İşler fenaya dönerse sakın buradan ayrılmayın… Bütün paranızı harcayın… Ne olursa olsun yola çıkmayacaksınız… Başaramazsam zaten sizi öldürürler... O zaman elbet ben de ölmüş olurum…”

*

Atatürk, ertesi sabah 18 silah arkadaşını yanına alıp…
Bandırma Vapuru ile yola çıktı…
19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'a ayak bastı…
Sonrası…
Taaaa, 24 Temmuz 1923 Lozan'ın imzalanmasına kadar süren…
Kanla yoğrulmuş…

Bir “Kahramanlık Destanı”dır ve…

Ulu Önder'in…
Samsun'a ayak basışı ile başlayan Milli Mücadele'nin…
107'inci yılıdır…
Türk Ulusu için…
Müstesna bir Bayram'dır…
Ve, o bayramın…
Tam adı…
“Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı”dır…
Nice 100 yıllara…
Kutlu olsun…

*

Bitiriyoruz...
Diyeceksiniz ki, haklı olarak...

“Yunan postalı altındaki İzmir, neler yaşadı?”

Özetleyelim...
Güzel İzmir...
Yunan işgali altında “3 yıl, 3 ay, 24 gün (yaklaşık 3 yıl 4 ay) kaldı...
İşgalin gerekçesi, dünyayı güldürdü:
Sözüm ona...
Paris Barış Konferansı'nda alınan bir karar doğrultusunda...

İzmir’deki Rum nüfusun Türkler’den fazla olduğu(!) iddiasıyla...
Yunanistan tarafından işgal edilmişti...

Destansı sonuç ise şöyle oldu:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk Ordusu’nun (Büyük Taarruz) olarak anılan zaferiyle 9 Eylül 1922'de işgal son buldu...
İzmir'in kurtuluşu sırasında Türk Ordusu’nun hızlı takibiyle bozguna uğrayan Yunan ordusunun büyük kısmı esir alındı, önemli bir kısmı da Çeşme ve diğer kıyılardan kaçmaya çalışırken denizde boğuldu... "Denize döktük" ifadesi, ordunun dağıtılıp Anadolu'dan atılmasını simgeleyen tarihi bir mecazdır...

Nokta…

Hamiş 1: Yunan askerleri Pasaport rıhtımından karaya çıkıp "Zito Venizelos" (Yaşasın Venizelos) diye bağırarak ilerlerken, Gazeteci Hasan Tahsin, Kordonboyu'ndaki mağazaların önünden kalabalığa karışarak Yunan sancağını taşıyan askere ve beraberindekilere silahıyla ateş açtı... Bu kurşun, İzmir'in sessiz kalmayacağının sembolü oldu ve kendisi de oracıkta şehit edildi...

Hamiş 2: Son Osmanlı Padişahı Mehmed Vahdettin, “1 Kasım 1922”de saltanatın kaldırılmasının ardından “17 Kasım 1922”de İngiliz gemisiyle ülkeyi terk etti. Sürgünde yaşadığı İtalya'nın San Remo kentinde maddi sıkıntılar içinde kalp krizi geçirerek 16 Mayıs 1926'da vefat etti. Cenazesi borçları nedeniyle haczedildikten sonra Şam'a nakledilerek defnedildi...

Sonsöz: “Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları!
Yorulsanız da beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yola çıkanlar asla yorulmazlar... Türk gençliği, gayeye, idealizme durmadan ve yorulmadan yürüyecektir... Bütün ümidim gençliktedir… / Gazi Mustafa Kemal Atatürk…”