Deveye sormuşlar:
“Neren eğri?”
Deve cevap vermiş:
“Nerem doğru ki?”
*
Bu ülkede artık sorun bir “eğrilik” sorunu değil.
Sorun, doğrunun kalıp kalmadığı sorunudur.
*
Bir haber çıkıyor.
Ortaya ağır iddialar saçılıyor.
Ne yapılıyor?
Refleks hazır:
“Yalan!”
“İftira!”
“Dedikodu!”
Bir de üstüne klasik zırh:
“Din adamlarına saldırıyorlar!”
*
Sonra ne oluyor?
Aynı olay…
Aynı kişiler…
Bu kez resmi ağızdan doğrulanıyor.
Hem de hiç utanmadan, hiç sıkılmadan…
Şu cümleyle:
“İnsanın olduğu yerde hatalar olabilir.”
*
Hata…
Öyle mi?
Dini hizmetler için ayrılan yüz binlerce avronun buhar olması…
Eğlence mekanlarında harcanması…
Eskort hizmetlerine gitmesi…
Ve bunun “imamların oturum gideri” diye sisteme işlenmesi…
Buna “hata” diyorsunuz.
*
O zaman açık konuşalım:
Bu ülkede artık yolsuzluğun adı “hata”,
skandalın adı “zafiyet”,
yakalanmanın adı “soruşturma”,
üstünü kapatmanın adı da “sistem işledi” oldu.
*
Asıl rezalet ne biliyor musunuz?
Skandal değil.
Skandalın karşısındaki yüz ifadesi.
*
Birgün Gazetesi yazdı diye,
Önce inkar.
Sonra saldırı.
Onlar münafık, onlar muhalif.
Onlar dinsiz.
Sonra sessizlik.
Sonra…
“Olmuş olabilir.”
*
Bu bir çürümedir.
Ama öyle sıradan bir çürüme değil…
Üstü örtülen, normalleştirilen, hatta savunulan bir çürüme.
*
Bir kurum düşünün…
İlk tepkisi gerçeği araştırmak değil,
haberi yapanı suçlamak.
İlk refleksi hesap vermek değil,
“iftira” demek.
*
Ve sonra…
Gerçek ortaya çıkınca…
Hiçbir şey olmamış gibi devam etmek.
*
İşte asıl eğrilik burada.
*
Bugün “hata” dediğiniz şey,
yarın “alışılmış düzen” olur.
Bugün “istisna” dediğiniz şey,
yarın “kural” olur.
*
Ve biz hala aynı soruyu sorarız:
“Neresi eğri?”
Ama artık cevap değişmiştir:
Eğri olan tek bir yer yok…
Çünkü doğru olan hiçbir yer kalmamıştır.
*
Diyeceğim odur ki:
Bu ülkede artık deveye soru sormaya gerek yok…
Çünkü eğriliği saklayacak doğru kalmadı.