Başbakanlık koltuğuna oturduğu ilk günden…
Cumhurbaşkanlığı'na veda ettiği ana kadar...
Şu cümleyi hep gururla seslendirdi:
“Ben bir rampadan fırlatılmış adamım, yani Türkiye'nin gerçeği rampasından!..”
Yerden göğe haklıydı...
Bi'tane de şahane “yakıştırma” var, mesela…
Türk Siyaseti'nde O'nun için kullanılan…
“Kurtar bizi Baba…” cümlesi, politika tarihimizde...
Başka hiçbir siyasetçi için bu şekilde seslendirilmemiştir!..
*
An itibarıyla ve dahi gururla 103 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti…
“Parlamenter Rejim”e veda edene kadar…
Başbakan koltuğundaki isimler “38 kez” değişti…
30 Ekim 1923'te…
İsmet İnönü ile başlayan “Başbakanlık Maratonu”…
9 Temmuz 2018'de…
“Son Başbakan Binali Yıldırım” ile finiş çizgisini gördü…
Son 95 yıl içinde…
Başbakanlık Koltuğu'nun en ilginç siması…
Hiç kuşkusuz…
“Baba” olarak anılan, Süleyman Demirel'dir…
1965 ila 1993 arasında…
Yedi “farklı” hükümet kurdu…
Toplam “10 yıl 5 ay” süreyle…
Başbakanlık görevini gururla üstlendi…
Başka bir deyişle…
Başbakanlık'tan altı kez ayrıldı ama…
Yedi kez geriye geldi, aynı koltuğa oturdu…
Bu rekor, bu güzel topraklarda başka kimselere nasip olmadı(!)
Cumhuriyet Tarihi'ne geçmiş en renkli politikacıydı…
Bugün…
“Baba”nın aramızdan ayrılışının “11’nci yılı”…
Rahmetle anıyoruz ve…
Hiç sorulmamış iki soruyla devam ediyoruz:
“Demirel, İzmir'i sever miydi?”
“Başbakanlık dönemlerinde İzmir'e özel bir sevdası var mıydı?”
*
Aslında, “Baba”nın başbakanlık dönemlerinde…
Ege'nin incisi İzmir için…
Abartılı istekler yoktu…
Zaten Süleyman Demirel…
Memleketin hangi ücra köşesinin neye ve nelere ihtiyacı olduğunu…
Ezbere bilirdi…
Falanca köyün muhtarını adıyla çağırırdı…
Duyunca dumura uğrardınız!
*
Cumhuriyet henüz bir yaşındayken…
Sanayinin gelişini 150 yıl…
Elektriğin gelişini 80 yıl…
Matbaanın gelişini 400 yıl geciktiren bir Türkiye'ye gözünü açtı…
“Çoban Sülü”, 24 yaşındayken bile…
Memleketin batı yakasında az sayıda köylerde elektrik vardı…
Ulaşım, okul, hastane, okur-yazarlık…
Hep O'nun Başbakanlık yaptığı dönemlerde uçuşa geçti…
20 bin köy, O'nun sayesinde elektrikle tanıştı…
Bitmedi; bu vatanın binlerce köyü…
O'nun “Barajlar Kralı” unvanını aldığı dönemde…
Temiz suyla hayat buldu…
Türkiye'nin gururu Keban Barajı'nın temelinde…
O'nun koyduğu ilk harç var…
Hani…
“Tüpraş olmasa Kıbrıs'a çıkamazdık!” derler ya…
Doğrudur…
Türkiye'nin devleri, Tüpraş ve Aliağa Rafineleri…
Hep “Baba”nın eserleri arasında anılır…
İstanbul'un iki yakasını birleştiren
İstanbul'un ilk boğaz köprüsü olan ve Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan yapının ilk adı “Boğaziçi Köprüsü”, bugünkü adı ise “15 Temmuz Şehitler Köprüsü”dür...
Hatırlayın!
O devasa köprünün temeli...
Baba'nın ikinci hükümeti döneminde atıldı…
İzmir, O'nun sayesinde Atatürk Devlet Hastanesi'ne kavuştu…
Memleketin ilk Yüksek Teknoloji Enstitüsü…
(Şimdi Urla'daki benzersiz yüksek eğitim çınarı…)
Dünyaya parmak ısırtıyor!
O da, Demirel’in desteği ile gururumuz oldu...
Bitmedi…
Türkiye'nin 80 bin kişilik ilk stadı…
“Baba”nın emriyle…
İzmir Halkapınar'da Atatürk Stadı adıyla yükseldi…
İzmir'i gözünden esirgemedi…
Bu güzel ülkenin ilk 500'üne giren 60 fabrikanın adresi…
“Baba”nın döneminde “İzmir” oldu…
Balçova, Yortanlı, Kestel ve Güzelhisar barajları…
İzmir ve çevresinde O'nun temelini attığı eserler olarak anılıyor…
Bu güzel İzmir…
O'nun başbakanlık dönemlerinde…
Öylesine yükselen bir yıldız oldu ki…
Nüfusu 10 katı arttı…
İnanmayacaksınız belki, o tarihlerde…
İzmir'in gençleri “iş seçmeye” başlamıştı…
Ve sonunda ne oldu?
Müthiş bi'şi oldu…
İzmir'i yatırıma boğan…
İşsizliği süpüren(!) Süleyman Demirel'e…
Belli bir ölçekte “Sosyal Demokrat” özelliklere sahip İzmir…
Şahane bir hediye verdi…
*
80 Darbesi ile gelen “siyasi yasaklar”…
6 Eylül 1987'deki referandumdan “evet” çıkınca kalktı…
Çok sancılı bir gün oldu…
Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'ı, siyasi arenadan yıllarca uzaklaştıran o yasaklar…
Oy oranları birbirine çok yakın olmasına karşın…
(Evet yüzde 50,16, Hayır ise 49,84 çıkmıştı…)
O 75 bin fark hangi şehirden geliyordu, dersiniz?
Doğru tahmin; tabii ki İzmir'den…
“Evet, yasaklar kalksın!” diyen İzmir…
Sandık'ta Hayırcı'lara…
206 bin(!) fark çakmıştı…
İzmir demokrattı; yasağa gelemezdi…
Demirel, işte bu nedenle İzmir'i çok seviyordu…
*
Hayli dikkat çeken bir anı daha…
CHP'nin İzmir'deki en önemli isimlerinin başında gelen…
Bülent Baratalı'dan…
Fi tarihinde…
İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TCDD…
Körfez'de ortak bir çalışma için anlaşıyorlar…
Proje gereği, İzmir Limanı'na girecek yeni jenerasyon gemiler için…
Bir kanal açılması gerekiyordu…
Taramadan çıkacak 22 milyon metreküp ağır metal içeren çamur da…
Uzunada açıklarına dökülecekti…
O sırada Urla Belediye Başkanı olan Bülent Baratalı…
Turizm ve balıkçılık adına yaklaşan doğa felaketini görüyor ve…
Ne yapıyor dersiniz?
Süleyman Demirel, Urla'ya bir seminer için geldiğinde…
Kürsüye çıkıyor ve…
“Baba”nın gözlerinin içine bakarak, şöyle diyor:
“Eğer bu çamuru Urla açıklarına atarsanız, ben de boynuma bir taş bağlayarak kendimi oradan denize bırakırım… Çocuklarım çok küçük… Nasıl olsa Devlet bakar…”
Baratalı Başkan, alkışlar arasında kürsüden iniyor ve…
Demirel'in arkasındaki koltuğa oturuyor…
Demirel, arkaya dönüyor…
Bülent Baratalı'yı tepeden tırnağa süzüyor…
Sonra, yanındaki Bakanı'na dönüp talimat veriyor:
“Bu başkan söylediğini yapacak birine benziyor… Aman, dikkatli olalım… Çoluk çocuk canından olmasın…”
Nitekim, proje iptal ediliyor…
*
Bitiriyoruz…
İzmirli aile dostum siyasetçi Aydoğan Karaoğlu'nun…
Taaa yıllar önce...
“Baba” portresini şu sözcüklerle çizmesine imrenmiştim…
“Bir ömür suyun peşinde” koşan…
Tarihe hep saygılı kalan…
80 darbesinden sonra…
“Yasaksız Türkiye, Konuşan Türkiye” mücadelesiyle…
Hep akıllarda kalan…
Altı kez gidip, yedi kez yine o “Başbakanlık Koltuğu”na dönse de…
Süleyman Demirel…
Daima “iktidar” olan…
Ama asla (muktedir) olmaya çalışmayan(!) bir demokrattı…
Rahmetle ve saygıyla...
*
Nokta...
Hamiş: Süleyman Demirel’in, kente her gelişinde, “İzmir’i asla öksüz bırakmam...” diyerek şehir için samimi duygularını dile getirirken heyecanlanırdı... Bu şahane kentin kendisine yıllarca güç verdiğini belirterek on binlerce İzmirliler’e her gelişinde kentin tam da kalbinden (İzmir’i asla öksüz bırakmam!) diye seslenip, minnettarlığını ifade ederken; kenti “Cumhuriyet’in, demokrasinin ve hürriyetin kalesi” olarak tanımlardı...
Sonsöz: “Üniversiteyi bitirene kadar, annemin ördüğü çorabı, diktiği çamaşırı giydim! / Süleyman Demirel – Türkiye Cumhuriyeti’Dokuzuncu Cumhurbaşkanı…”