NATO Zirvesinin Türkiye’de Gerçekleştirilmesinin Diplomatik, Stratejik ve Toplumsal Açıdan Değerlendirilmesi

Uluslararası arenada güvenlik tehditlerinin artmakta olduğu, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın hali hazırda devam ettiği, Orta Doğu’da Gazze ve İran ekseninde yaşanan çatışmaların durmaksızın küresel güvenliği doğrudan etkilediği bir dönemde NATO Zirvesi’nin Türkiye’de gerçekleştirilmiş olması salt diplomatik bir organizasyon değil, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası ortamda statüsünü göstermekte olan belirleyici bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.

Abone Ol

Yıllar süren aranın ardından NATO liderlerinin yeniden Türkiye’de bir araya gelmesi, Ankara’nın jeopolitik önemini ve NATO içerisindeki kilit rolünü tekrar tekrar ortaya koymuştur.

Türkiye, Avrupa ile Asya arasında tampon, bir nevi köprü görevi görmekte olan stratejik konumu, Karadeniz’e açılan boğazları kontrol etmesi, enerji güvenliği, göç yönetimi ve terörle mücadelede üstlendiği önemli rol sebebi , yüksek askeri gücü ile NATO’nun en önemli üyelerinden biridir. Bu nedenle zirvenin Ankara’da gerçekleştirilmesi, sadece ev sahibi ülke olmanın da ötesinde, Türkiye’nin uluslararası güvenlik mekanizmasının ağırlığının teyit edilmesi anlamına gelmektedir.

Gerçekleşen Zirvenin en önemli avantajlarından biri, Türkiye’nin diplomatik profilinin artması olmuştur. NATO üyesi devletlerin , devlet ve hükümet başkanının Ankara’da bir araya gelmesi, Türkiye’nin küresel diplomasinin merkezlerinden biri hâline geldiğini gözler önüne sermiştir.

Bilhassa, ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleşen görüşmeler, iki ülke ilişkilerinde sağlam bir diyalog zemininin oluşabileceğine ilaveten değerlendirmeleri de ayrıca beraberinde getirmiştir. D. Trump’ın Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilişkileri hakkında kullandığı yapıcı ifadeler ile savunma sanayii alanında F-35 programına ilişkin verdiği önemli mesajlar, ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerin uluslararası ortamda ivme kazanabileceğine yönelik potansiyelleri artırmıştır. Bununla birlikte D.Trump’ın zaman zaman temkinli ve muğlak basın açıklamalarında bulunmuş olması, uluslararası ilişkilerde yalnızca beyanların olmamakla uygulanacak olan politikaların da dikkat ve önemle takip edilmesi gerektiğini göstermektedir.
Bu Zirvenin , bir diğer uzlaşıya açık olan noktası ise NATO’nun geleceğine ilişkin güvenlik politikalarının canlandırılarak ele alınmasıdır.
Güncel olarak hibrit savaşlar, siber saldırılar, yapay zekâ destekli güvenlik tehditleri ve bölgesel krizler geleneksel güvenlik anlayışını revize etmektedir.
Dolayısıyla, NATO’nun aldığı kararlarda daha dinamik, krizlere tam zamanında müdahale edebilen ve ortak çerçevede hareket kapasitesi yüksek bir yapıya dönüşmesi önemli ölçüde değer taşımaktadır.
Ankara’da gerçekleştirilen zirve, ittifakın gelecekte hangi koşullarda biçimleneceğine yönelik etkin diplomatik görüşmelere ev sahipliği yapmıştır diyebilmekteyiz.

Bununla birlikte zirvenin bir diğer pencereden eleştirilmesi gereken yönleri de bulunmaktadır. NATO’nun asıl amacı uluslararası güvenliği sağlayarak üye ülkeler arasında ortak savunma anlayışını geliştirmektir.
Güncel olarak Ortadoğu’da, Ukrayna’da yaşanan insani krizler karşısında yeterince işlevsel olamadığı yönünde eleştiriler açıktır. Özellikle Gazze’de devam eden insani dram, can kayıpları, yıkıcı sonuçlar, İran merkezli yaşanan gerilimler ve Orta Doğu’da varolan askeri müdahaleler sonucunda binlerce sivil hayatını kaybetmeye devam etmektedir. Bu husus, yaşam hakkı ihlali noktasına gelmiştir. Yaşanan gelişmelere istinaden uluslararası kuruluşların ve büyük güçlerin kalıcı çözümler üretmekte yetersiz kalması, güvenlik politikalarının sadece askerî boyutla sınırlandırılmayarak insani boyutunun ele alınması gerektiğini göstermektedir. Güvenlik yalnızca devletlerin sınırlarını korumaktan ibaret değildir. Bölge halkının yaşam hakkını da koruyabilmek olduğu gerçeği bu süreçte daha açık biçimde ortaya çıkmıştır.

Zirve ardından kamuoyunda en fazla yankı uyandıran konulardan biri ise ABD Başkanı Donald Trump’ın resmi programında Anıtkabir ziyaretini programından çıkarması olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sadece Türkiye açısından değil, dünya tarihinde de bağımsızlık mücadelesi ve çağdaş devlet anlayışıyla önemli bir lider olarak kabul edilmektedir. Bunu kanıtlayan en önemli ilkesi:
“Yurtta sulh, cihanda sulh.” — Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Bu nedenle birçok vatandaş, Türkiye’yi ziyaret eden devlet başkanlarının Anıtkabir’i ziyaret etmesini yalnızca diplomatik bir protokol değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine duyulan saygının nişanesi olarak tahlil etmektedir. Trump’ın bu ziyareti gerçekleştirmemesi kamuoyunun bir bölümünde diplomatik nezaket, ülkenin bu noktada olmasına sebep olan lidere saygı açısından eksiklik olarak yorumlanmış ve muhtelif eleştirilere neden olmuştur.

Öte yandan zirvenin iç politikaya ve toplumsal yaşama yansıyan yönleri de bir diğer çizgide dikkat çekmiştir. Zirve öncesinde Ankara’da birçok yolun yenilenmesi, çevre düzenlemelerinin yapılması ve altyapı çalışmalarının hızlandırılarak organizasyon açısından olumlu karşılanmış , Haliyle Türkiye’nin yabancı liderleri güvenli ve düzenli bir ortamda ağırlaması, devletin organizasyon yetkinliğini göstermesi husunda önemli görülmüştür. Lakin vatandaşların büyük bir bölümü bu çalışmaları alternatif bir açıdan yorumlamıştır. Uzun süredir ısrarla yapılması beklenen yol ve altyapı düzenlemelerinin yalnızca bir gecede uluslararası bir zirve öncesinde hız kazanarak tamamlanması, “Demek ki istenildiğinde kısa sürede yapılabiliyormuş.” yorumlarını beraberinde getirmiştir. Spesifik olarak ekonomik sıkıntılar, yüksek enflasyon, işsizlik, emeklilerin ve asgari ücretle çalışan vatandaşların yaşam koşullarına şöyle bir bakıldığı takdirde, kamu kaynaklarının günlük yaşamı kolaylaştıracak alanlarda da aynı hız ve özenle kullanılmasının beklendiği savunulmuştur.

Bu husus, dış politika başarıları ile iç politikanın birbirinden topyekün bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini açıklamaktadır. Bir ülkenin uluslararası arenada güçlü bir diplomatik aktör olması esastır ancak bu gücün toplumun yaşam standartlarına da olumlu ve yeterli biçimde yansıması beklenmektedir. Aksi hâlde uluslararası başarılar toplum nezdinde eşdeğer bir oranda karşılık bulmayabilmektedir.

Sonuç olarak NATO Zirvesi’nin Türkiye’de gerçekleştirilmesi, ülkenin uluslararası diplomasi ve güvenlik politikaları açısından diplomatik bir getiri olmuştur. Türkiye’nin NATO içerisindeki stratejik konumu ivme kazanarak vurgulanmış olup uluslararası temaslar güçlenmiş ve ikili ilişkiler açısından yeni stratejik olanaklar doğurmuştur. Ancak zirve; Gazze ve Orta Doğu’da devam etmekte olan insani krizlere yönelik somut çözüm üretilememesi, Trump’ın Anıtkabir’i ziyaret etmemesinin yarattığı diplomatik tartışmalar ve vatandaşların ekonomik beklentilerinin karşılanmaması sebebiyle farklı noktalardan da önemli ölçüde eleştirilmiştir. Dolayısıyla zirve, Türkiye’nin stratejik konumu, güçlü ordusu, diplomatik temasları açısından önemli devletlerarası kazanımlar sağlamakla birlikte, uluslararası güvenlik politikalarının insani krizlerin çözümüne daha etkin katkı sunulması ve dış politikadaki başarıların toplumun refahına da yansıtılması gerektiğini bir kez daha göstermiştir.