MUTLULUĞUN SIRRI: "DURMAK"

Hızın sıradanlaştığı, saniyelerin bile bir "gecikme" olarak algılandığı bir çağın içinde yaşıyoruz. Eskiden mektup beklerken geçmek bilmeyen zaman, yerini bir mesajın iki saniye geç gitmesine duyulan sabırsızlığa bıraktı.

Abone Ol

Bugün bir filmin girişini sıkıcı bulup ilk dakikalarında kapatıyor, bir makalenin sadece başlığına bakıp içeriğini bildiğimizi sanıyor, bir kitabı beş on sayfa okuyup bırakıyoruz. Odaklanamadığımız bir dünyada nereye yetişmeye çalışıyoruz?
Sorun fotoğrafları üç saniyede geçmek ya da videoları iki kat hızda izlemek değil. Asıl sorun, duyularımızı kaybetmeye başlamamız. Bu durum iletişim kanallarının kapanmasına sosyal hayatımız içinde üretimin azalıp tüketimin daha da çok artmasına neden oluyor. Dolayısı ile hız beraberinde sığlığı getiriyor. Bazen güzel bir manzarayı, bir sanat eserinin anlamsal yoğunluğunu, çok sesli yaşamı kulaklarımızı kablosuz nesnelerle tıkayarak kaçırıyoruz. Bugün hayat yaşadıklarımızın değil kaçırdıklarımızın toplamına evrildi.


Bir Direniş Biçimi Olarak "Yavaşlık"


Her dönem kendi direniş hikayesini yazar. Günümüzün direniş simgesi bence "yavaşlamak". Yavaşlamak, hızla akan dijital çağa karşı dimdik ayakta durabilme becerisidir. Bir direniş biçimidir. Yavaşlamak; bir bardak kahve ile gün doğumunu izlemek, Brahms’ın üçüncü senfonisinin üçüncü bölümünde ki cennet bahçesinin rüzgarını teninde hissetmek…
Milan Kundera : "Yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla; hızın düzeyi ise unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır." Yani ne kadar hızlıysak, o kadar çabuk unutuyoruz ya da ne kadar yavaşlarsak o kadar mutluyuz.


Hız beraberinde bir korku da getiriyor. FOMO (Fear of Missing Out), "gelişmeleri kaçırma korkusu", başkalarının daha keyifli deneyimler yaşadığına veya daha kârlı fırsatlar yakaladığına dair duyulan sürekli endişe ve kaygı durumudur.” Ben buna dijital çağ travması diyorum.


Sonuç olarak, dijital dünya bizi daha hızlı koşmaya zorlarken, bizim en büyük direnişimiz sadece "durmak" olacaktır. Hayat bir yarış pisti değil, bir yolculuktur. Ve bu yolculuğun güzelliği varılan hedefte değil, yol boyunca gördüğümüz anlarda saklıdır.


Bugün kendinize bir iyilik yapın: Saatinize bakmayı bir anlığına bırakın. Çünkü hayat, siz yetişmeye çalışırken değil, siz olduğunuz yerde durup ona gülümsediğinizde gerçekten başlar.