MADURO NE CHAVEZ NE MORALES

Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ABD Mahkemesi önünde ‘’ Ben masumum, ben iyi bir insanım.’’ şeklinde savunma yapmasını yadırgadım doğrusu. Lenin, Mustafa Kemal , Dimitrov, Fidel ya da Che olsaydı o mahkemede kendilerini böyle mi savunurlardı acaba?

Abone Ol

Adım gibi eminim ki duruşlarıyla ve konuşmalarıyla o yargıçları o mahkemenin yargıcı olduklarına bin pişman ederlerdi.

Recep Tayyip Erdoğan’ın kardeşim dediği Maduro anlaşılıyor ki ne Dimitrov ne de Mustafa Kemal!

Mahkeme deyince benim aklıma ilk gelen hep Dimitrov olur. Merak edenler ‘ Leipzig Duruşması’nı okurlarsa neden böyle dediğim daha iyi anlaşılır.

Ağır ceza mahkemelerinde yargılanırken gözümün önüne hep o gelmiştir.

Biraz kendimizden söz etmiş olacağız ama gerekiyor.

*

27 Ekim ve 29 Ekim 2003’te haftada üç gün yazdığım Kuzey Ege’de ‘’ İzmir’de Eğitim Kimlerin Elinde?’’ başlıklı iki yazımda il ve ilçe milli eğitim müdürlerini ve eğitim sistemini eleştirmiştim.

Meğerse…

Hükümete, milli eğitim bakanına hakaret etmişim, meclise de dil uzatmışım.

Milli eğitim bakanı için ‘’ imam kılıklı ‘’ demişim.

8 yıllık temel eğitimi sabote ediyor demişim.

İl milli eğitim müdürü için ‘’ Sağ, sığ ve geri’’ demişim.

Tezkereye evet diyen TBMM’nin ulusal gururumuzu ayaklar altına aldığını söylemişim.

Yazım nedeniyle ‘’ Basın yoluyla hakaret. Kişilik haklarına saldırı’’ suçu işlemişim.

İl Milli Eğitim Müdürü ve Konak İlçe Milli Eğitim Müdürünün açtığı davada her iki müdürün avukatlarıyla o günlerde tanıştık.

Evet, o yazılarımda ‘’ Ey bre tezkereciler; bilmez misiniz bizler Hacı Bektaş Veli, Yunus, Pir Sultan Abdal torunlarıyız. Bilmez misiniz bizim Şeyh Bedrettin torunları olduğumuzu…

Bilmez misiniz bugünün yarını olduğunu!’’ demiştim. Bilerek, isteyerek, tüm kalbimle!

Ayrıca, ‘’ Doğuda ya da Güneydoğuda öldürülen askerlerimizin adlarını Konak ilçesinde okullara ad olarak vermek moda oldu adeta. Askeri yatırımlara değil de ısrarla eğitim kurumlarına! Olmaz böyle bir şey!

Şehit Gazeteci Hasan Tahsin İlköğretim Okulu, Şehit Fethi Bey İlköğretim Okulu adları kulaklarımızı tırmalamıyor ama inatla ve ısrarla açılan yeni okullara Şehit Erkan Özcan Lisesi, Şehit Er Halit Taşlı, Şehit Komando Er bilmem ne, Şehit Üsteğmen bilmem kim isimleri barış kültürüne sözcüğün tam anlamıyla darbe vurmaktadır.

Okullar, savaş kültürünün verildiği kurumlar değildir ve olamaz. Militarist kültür anlayışının sonucudur bu durum ve eğitimciler olarak karşı durmak zorundayız.

Barış kültürünün verilmesi gereken okullara Sait Faik’in, Nazım Hikmet’in, Sabahattin Ali’nin, Uğur Mumcu’nun, Metin Oktay’ın, Fazıl Say’ın, Muammer Aksoy’un, Abdi İpekçi’nin adlarını vermek varken ısrarla şehit düşmüş erin, onbaşının, yüzbaşının adı…

Yapılan iş, barış kültürüne darbedir. Bilerek ya da bilmeyerek…

Doğu’da öldürülen o zavallı askerler sağ ve sığ politikacılar ve hizmetkârlarınca istismar edilmektedir. Yapılan iş budur ve buna dur denilmelidir.’’

Ağzıma ve elime sağlık!

Bir de yapılan atamaları eleştirmiş, ‘’ Demokratlık, kendi gibi olmayanları dama taşı gibi yerlerinden oynatmak mıdır?’’ demiş, örnekler vermiştim. Dışarıdan getirilmiş 7 müdür yardımcısını içime sindirememiştim. İzmir’deki eğitimcilerin köküne kıran mı girmişti de dışarıdan ithal yöneticiler getiriliyordu?

Bunun hesabını sormuştum bir öğretmen olarak her iki müdürden.

Belli ki her iki iktidar yandaşı müdürün çok canını sıkmışım yazılarımla.

Öğretmen olmam daha da öfkelendirmiş onları.

Böylesi eleştiride bulunan bir öğretmeni hayal bile edemiyorlardı belli ki…

Her iki müdürün avukatlarının, savcılığa verdikleri iddianame şöyleydi:

Bakanlık Başmüfettişlerine verdiğim ifade sonrası da şunları yazmışım: ‘’ Ne yani, hükümeti alkışlayacak mıyım, Tezkereye evet diyen Amerikancı-İslamcıları tebrik mi edeceğim? AKP’nin memuru gibi çalışan il ve ilçe milli eğitim müdürlerini takdir mi edeceğim?

Bakanlık müfettişleri önce İsmet Paytak’la (Kuzey Ege gazetesi sahibi) görüşmüşler. Gazeteden para vs. alıyor muymuşum, yazıları nasıl gönderiyormuşum… En sonunda da zat-ı âlilerimle görüştüler.

Yaptığım işin eleştiri olduğunu anlatmaya çalıştım sayın müfettişlere.

Yalnııız! Sordukları bir soru garibime gitti: ‘’ Yazdığınız yazılar için izin aldınız mı? ‘’

Aynen buydu soruları.’’

İzin almamın şart olmadığını söyledim.

Çekinenler, ürkenler izin alıyordu tabii ki…

Ardından mı? ‘’ Halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek’’ ten soluğu ağır ceza mahkemesinde aldım.

21 Nisan 2004’te Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiğim ifade şöyleydi:

Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar mı?

Buyrun birlikte okuyalım ve o günün yargıçlarına da saygılarımızı gönderelim:

Özellikle iddianamede yer alan hususların/ yazıların bütünü içinde değerlendirildiğinde ifadelerin eleştirel maksatlı olduğu, halkı birbirine karşı kin ve düşmanlığa yöneltecek, nefret saçan, şiddete davet eden nitelikte olmadıkları açıktır.

Dava konusu yazıda ‘’ Bizler Hacı Bektaşi Veli, Pir Sultan Abdal, Yunus torunlarıyız, bilmez misiniz bizim Şeyh Bedrettin torunları olduğumuzu ‘’ şeklinde yer alan ifadeleri kamu düzeni için tehlike teşkil etmeyecek aidiyet ifadeleridir.

Şehitlerin isimlerinin okullara verilmesine ve şahıslara yönelik ifadelerin bulunduğu bölüm ise tamamen eleştirel ve görüş bildirir niteliktedir.

Bu eleştirilerin üslup açısından sert oluşu ve kişilerde rahatsızlık yaratması atılı suçun unsurlarının oluşmasına yeterli değildir.

Anlatılan nedenlerle atılı suçun unsurları oluşmadığından beraat kararı verilmiştir.’’

*

Tabii ki bu karar hiç hoşuna gitmedi il ve ilçe milli eğitim müdürünün.

Avukatları temyize gitti.

Onun da sonucunu yazalım;

HÜKÜM

Temyiz talebinde bulunan Kamil Aydoğan ve Ömer Lütfü Çırak vekilleri Av. Zikri Sever, Av. Ayfer Balıkçı Çakıcı ve Av. Sevgül Coşkun’un temyiz taleplerinin reddine, kararın bir suretinin temyiz talebinde bulunana tebliğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu yasa yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 06.07. 2004

Başkan üye üye Z. Katibi

Ezcümle… Yargıçlar yazdıklarımızın eleştiri olduğunu anlayıp beni beraat ettiriyorken şiir kitapları olan il milli eğitim müdürü ise o ferasetten kilometrelerce uzakta görülüyordu.

İlçe milli eğitim müdürü de…

*

Ağır cezada yargılandığım o dosya, 2005 Mart’ında ‘ Anı- Deneme- Eleştiri ‘dosyası olarak ON adlı kitabımda yayımlandı.

Geleceğe kültür mirası olarak…

Yargılandığım günlerde kimlerin yanımda yer aldığı, kimlerin sus pus olduğu ve akla gelmez kimilerinin de il milli eğitim müdürü ile neden iç içe olduğu bana Alfred Adler’in ‘ İnsanı Tanıma Sanatı ‘nı bir kez daha okutturdu.

Duruşmaları çok sevdiğim bazı avukat arkadaşlar da izlemişti. TYS yöneticileri, Eğitim-Sen yöneticileri ile.

Gel gelelim beni savunacak olan avukatın duruşma bittikten sonra çıkagelmesi ise hiç unutamadığım bir ayrıntı olarak belleğimden çıkacağa benzemiyor.

Duruşmalara giderken annemle babamın ağız birliği etmişçesine ‘’ Bildiğini oku sarı kuzum’’ demeleri de…

*

ABD’nin Venezuela halkına/ Venezuela devletine ve özel olarak da Devlet Başkanı Maduro ile eşine yaptığı haydutluğun ‘haydutluk’ olduğunu 10-15 yıl sonra söylemek yerine bugün söylemek her yurtsever devrimcinin görevi olmalı. Susanların da Amerikancı/ Trumpçı olduğunu…

Bugünlerde bunu en iyi yapan Özgür Özel!

86 milyonun tercümanlığını yapıyor doğrusu. Kucaklıyor, alkışlıyorum Cesur Yürek’i…

Derdest edilen Maduro’nun da ne Fidel ne Che ne Hugo Chavez ne Kirchner ne Lula ne Vazgez ne de Morales olduğunu öğrenmiş olduk.