MAAŞ DAHA CEBE GİRMEDEN YAĞMALANDI!

Yarın 3 Temmuz… Milyonlarca memur, memur emeklisi, işçi ve emekli Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıklayacağı enflasyon rakamına kilitlendi. Açıklanacak oranla birlikte maaş zamları da netleşecek. Ama artık bu ülkede maaş zammının hiçbir heyecanı kalmadı. Çünkü vatandaş çok iyi biliyor…

Abone Ol

Maaşa yapılacak zam daha hesaba yatmadan, çoktan harcanmış olacak.
Hatta harcanmakla da kalmayacak, zamlarla geri alınmış olacak.

Daha maaş artışı açıklanmadan otoyol geçiş ücretleri yükseliyor.

Akaryakıta yeni zam beklentileri konuşuluyor.

Vergiler artıyor.

Market rafları sessiz sedasız yeniden etiket değiştiriyor.

Ulaşım, kira, eğitim, sağlık derken vatandaşın cebine girecek üç kuruş, daha cebine ulaşmadan buharlaşıyor.

Bunun adı ekonomi yönetimi değildir.

Bunun adı, sabit gelirlinin alın terine göz dikmektir.

Çünkü bu ülkede maaşlı kesim kaçamaz.

Vergisini peşin öder.

Faturasını günü gününe öder.

Kredisini aksatırsa icrayla karşılaşır.

Ama hayatın yükü her geçen gün biraz daha sırtına bindirilir.

Bugün açıklanacak zam oranı ne olursa olsun, vatandaşın ilk sorusu şu olacak:
"Bu maaş bana kaç gün yetecek?"
Eskiden insanlar maaş gününü beklerdi.

Şimdi zam haberlerinden korkuyor.

Çünkü biliyor ki maaş artınca fiyatlar daha hızlı koşuyor.

Enflasyon maaşı değil, umudu eritiyor.

Alım gücü sadece düşmüyor…

Adeta çöküyor.

Bir memurun aldığı zam, birkaç gün içinde doğalgaz faturasında eriyor.

Bir emeklinin maaş artışı, market arabasının yarısını bile doldurmaya yetmiyor.

Bir asgari ücretlinin maaşı daha ayın ortasında tükeniyor.

Sonra aynı insanlar "sabredin" denilerek yeni bir ayı beklemeye zorlanıyor.

Oysa sabır da bir yere kadardır.

Bu millet çalışıyor.

Üretiyor.

Vergi ödüyor.

Ama her geçen gün biraz daha fakirleşiyor.

Ekonomik büyüme rakamları açıklanıyor.

İhracat rekorları anlatılıyor.

Yatırımlardan söz ediliyor.

Peki vatandaşın mutfağında ne değişiyor?

Et gramla alınıyor.

Peynir dilimle hesaplanıyor.

Meyve çocuklara tane hesabıyla veriliyor.

Emekli torununa harçlık verirken cebini değil, vicdanını yokluyor.

Memur ayın sonunu değil, ayın ortasını bile göremiyor.

İnsanlar artık maaşlarını değil, kredi kartı ekstrelerini takip ediyor.

Çünkü geçim, gelirle değil borçla sağlanmaya çalışılıyor.

Asıl acı olan ise toplumun buna alışmaya başlamasıdır.

Her yeni zam haberi birkaç saat konuşuluyor, sonra normalleşiyor.

Oysa normal olan bu değildir.

Normal olan; maaşın ay sonuna kadar yetmesidir.

Normal olan; emeklinin dinlenebilmesidir.

Normal olan; memurun ikinci bir iş aramak zorunda kalmamasıdır.

Normal olan; gençlerin geleceğini başka ülkelerde aramamasıdır.

Bugün milyonlarca insan açıklanacak maaş zammını bekliyor.

Ama aslında beklenen zam değil…

Beklenen, biraz olsun nefes alabilmek.

Biraz olsun geleceğe güvenle bakabilmek.

Biraz olsun emeğin karşılığını alabilmek.

Çünkü refah; bordroda yazan rakam değildir.

Refah, pazardan dönerken poşetleri eksik taşımamaktır.

Çocuğunun istediğini "maaş yatınca alırız" demeden alabilmektir.

Ay sonunda kredi kartına değil, emeğine güvenebilmektir.

Yarın açıklanacak zam oranı ne olursa olsun, vatandaşın hafızasına kazınan gerçek değişmeyecek:
Bu ülkede maaşlar yılda birkaç kez artıyor; ama zamlar her gün geliyor.

Ve ne yazık ki artık insanlar maaşlarına değil, maaşlarına yapılacak zammın kaç saatte eriyeceğine bakıyor.

İşte asıl enflasyon budur.

İşte asıl yoksullaşma budur.

Ve en acısı da şudur:
Emekçinin maaşı daha cebine girmeden, zamlarla elinden alınıyor.