“KURBAN OLURUM SANA BEN!”

Siyasetin gerçek ölçüsü seçim meydanlarında atılan sloganlar ya da kürsülerden yapılan uzun konuşmalar değildir. Asıl ölçü, vatandaşın gönlünde nasıl bir yer edindiğinizdir. Çünkü gönüllere girmek, sandıklara girmekten çok daha zordur. Bunun yolu da sadece seçim dönemlerinde değil, hayatın her anında vatandaşın yanında olmaktan geçer.

Abone Ol

Türkiye, yazın en sıcak günlerinden birini yaşıyor. Kavurucu sıcaklar nedeniyle insanlar mümkün olduğunca evlerinden çıkmamaya çalışıyor. Gölge arayanın bile zor bulunduğu bu günlerde ise AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, sıcağa aldırış etmeden İzmir’in dört bir yanını karış karış dolaşmaya devam ediyor.

İlçe ilçe geziyor, esnafın kapısını çalıyor, gençlerle buluşuyor, yaşlıların elini sıkıyor, teşkilat mensuplarıyla bir araya geliyor. Sanki yarın sandık kurulacakmış gibi durmadan çalışıyor. Oysa ortada bir seçim yok. Ancak belli ki onun anlayışında vatandaşın gönlüne giden yol, seçim takvimine göre değil, sürekli sahada olmaktan geçiyor.

Aslında bu tempo yeni de değil. Uzun zamandır Bilal Saygılı’yı makam odalarından çok sokakta görüyoruz. Vatandaşın derdini dinleyen, belediyelerin çözmekte geciktiği ya da çözümsüz bıraktığı birçok konuda ilgili kurumlarla irtibata geçen, elinden geldiği kadar çözüm üretmeye çalışan bir anlayış ortaya koyuyor. Elbette her sorunu tek başına çözmesi mümkün değil. Ancak insanlar, sorununu sahiplenen, kendisini dinleyen ve çözüm için çaba gösteren kişiyi hiçbir zaman unutmaz.

Siyasette en zor kazanılan şey güven, en kıymetli kazanım ise gönüldür. İşte geçtiğimiz günlerde Bergama Kermes Alanı’nda yaşanan kısa bir diyalog da bunun en güzel örneklerinden biri oldu.

Vatandaşla tek tek sohbet eden Bilal Saygılı’nın yanına gelen bir vatandaş, büyük bir samimiyetle, “Kurban olurum sana ben.” dedi.

Saygılı ise hiç düşünmeden, aynı içtenlikle cevap verdi:

“Ben de sana kurban olurum.”

Belki sadece birkaç saniye süren bir konuşmaydı.

Belki kameralara sadece kısa bir görüntü olarak yansıdı.

Ama aslında o birkaç saniye, aylarca yapılan saha çalışmalarının, kurulan gönül köprülerinin ve vatandaşla kurulan samimi ilişkinin en güzel özeti oldu.

Çünkü vatandaş, samimiyeti hisseder.

Gösterişle içtenliği birbirinden ayırmasını bilir.

Ezberlenmiş cümlelerle gönülden söylenen söz arasındaki farkı da en iyi yine vatandaş anlar.

Bugün toplumun siyasetçiden beklediği şey de tam olarak budur. Kavga eden değil dinleyen, uzak duran değil yanına gelen, mazeret üreten değil çözüm arayan, sadece konuşan değil çalışan siyasetçiler…

Bilal Saygılı’nın İzmir’de ortaya koyduğu çalışma temposuna bakıldığında da bu anlayış açıkça görülüyor. Teşkilatını diri tutuyor, ilçeleri ihmal etmiyor, vatandaşla bağını koparmıyor. Yorulmadan, sıcak-soğuk demeden sahada olmaya devam ediyor.

Belki herkes aynı siyasi görüşü paylaşmayabilir. Bu demokrasinin doğal gereğidir. Ancak emek verenin, çalışanın, vatandaşın arasına karışanın ve sorunları yerinde dinleyenin hakkını teslim etmek de bir vicdan meselesidir.

Çünkü siyaset, sadece seçim kazanmaktan ibaret değildir.

Siyaset, bir çocuğun gülümsemesinde, bir esnafın duasında, yaşlı bir amcanın omzunuza dokunmasında ve bir vatandaşın size gönülden söylediği iki cümlede hayat bulur.

Bergama’da yankılanan “Kurban olurum sana ben.” sözü de işte böyle bir gönül bağının ifadesiydi. Bilal Saygılı’nın verdiği “Ben de sana kurban olurum.” cevabı ise makamın değil, insan olmanın verdiği sıcaklıktı.

Gönüllerde taht kurmak kolay değildir. Bunun yolu; vatandaşın kapısını sadece oy istemek için değil, hâlini hatırını sormak için çalmaktan geçer. Bugün Bilal Saygılı’nın İzmir’in dört bir yanında gördüğü ilgi de belki tam olarak bunun karşılığıdır.

Çünkü bazı cümleler sadece söylenmez…

Yaşanır.

Ve bazen bir ömrün siyasetini anlatmaya sayfalar dolusu söz gerekmez.

Bir vatandaşın yüreğinden kopup gelen tek bir cümle yeter:

“Kurban olurum sana ben.”