Berkant'tan unutulmaz “Samanyolu”…
Ayten Alpman'ın “Bir Başkadır Benim Memleketim” şarkısı…
Ve, olmazsa olmaz...
İzmirli doktor şair Onur Şenli'nin “Agora Meyhanesi…”
Hiç eskimedi bu şarkılar…f
Üç nesil büyüttüler, hala ilk günkü gibi revaçtalar…
Ama…
O “Agora Meyhanesi” yok mu?
Kanımıza girer, mest eder hepimizi…
Okuyacaklarınız…
Kırık bir aşk hikayesinin…
“Kadere bak...” dedirten…
Unutulmaz satır aralarıdır…
*
Aslında “Agora Meyhanesi” uzun bir şiir…
Dokuz yıl önce kaybettiğimiz…
Doktor Onur Şenli'nin 20'li yaşlarındaki eseri…
Kalbinde fırtınalar yaratan…
Gelgelelim…
Yaşadığı sevda masalına bir türlü ortak edemediği…
Güzeller güzeli İzmirli bir kız için kaleme döktüğü duygular…
Aslında…
Ne heybetlidir, o satırlar:
“Burası Agora meyhanesi…
Burada yaşar aşkların en divanesi, en şahanesi…”
Diye başlar ve…
“Cama vuran her damlada seni hatırlıyorum…
Ve sana susuzluğumu…”
Diye sona erer…
Liriktir…
Acı sosludur ama...
Asla arabesk değildir!
Ve, belki de bu ülkenin…
50'li yıllarda farkında olmadan yarattığı…
İlk “abide arabesk” eserdir…
(Allah'tan Türk Sanat Müziği formatında bestelenmiş…)
*
Doktor Onur Şenli, genç bir tıbbiyelidir…
Şiire meraklıdır…
O günlerde yazar “Agora Meyhanesi”ni…
Aslında…
“Agora Meyhanesi” diye bir mekan yok o tarihte…
Ama…
“Agora Bakkal” diye bir yer var…
Akşamları “tektekçilere” çay bardağında şarap da veriyor…
Peki, nereden çıktı bu “kahırlı” satırlar?
*
Film içinde film…
Tıbbiyeli şair aslında…
Bir kıza vuruluyor fena halde…
Üstelik…
Babasının yakın arkadaşının lise son sınıftaki kızına…
İki ailenin o akşamki buluşmasında…
Onur Şenli bir şarkı söyler…
O güzel kızın gözlerinin içine bakarak:
“Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek…
Hasta gönlüm yine hicranını yalnız çekecek…”
Bakışlarıyla büyüleyen o kız da bir tango seslendirir…
Yanakları kızara kızara:
“Seni sevmem de haksız…
Sevdim demem de haksız…
Fakat neden insafsız?”
Tıbbiyeli şair, dayanamaz kızla buluşmak ister…
Günlerce kızın evinin önünden geçer…
Sonunda bir not gelir kızdan:
“Onur Bey, sizi Gündoğdu'daki Sisi Pastanesi'nde bekliyorum…”
Soluğu pastanede alır genç şair…
Ama, şok yaşar…
Gelen, sevdiği kızın komşusudur…
“Ama ben senin arkadaşını seviyorum” der, içi acıyarak…
Sonra “asıl kız” ortadan kaybolur…
Onur Şenli, o kızın adını hiç vermedi ama…
O güzel kız, yıllar sonra…
Üniversite arkadaşı, iz bırakan bir gazeteciyle hayatını birleştirdi…
*
İşte, o karşılıksız hazin aşk…
Dr. Onur Şenli'nin...
“Agora Meyhanesi”ni yazmasına neden olur…
Aşkını kalbine gömer…
Bir gece…
Aslında bir bakkal dükkanı olan “Agora Meyhanesi”nde…
Sular seller gibi akar sözcükler…
Kalbinden bembeyaz kağıtların üstüne…
Kavuşamadığı gözleri ömre bedel o kız için:
“Sana bu satırları, bir sonbahar gecesinin…
Felç olmuş köşesinden yazıyorum...”
Şiir yayınlanır yayınlanmaz…
Genç kızların hatıra defterlerine girmeye…
Mısraları duvar yazısı olmaya başlamıştı bile…
*
Gösterişli bir delikanlıydı...
Kızların gözü üstünde…
Ailesi, o yaşlarda başını bağlamak ister…
Aynı mahalledeki…
Kıymet Unutma'nın ailesinin kapısını çalarlar…
Türkiye'nin “Bağlama Kraliçesi” Kıymet…
O sırada 20 yaşında…
TRT’nin programlarında hep o var; sazıyla...
Hızla şöhret merdivenlerini tırmanıyor…
30 yaşındaki Onur Şenli ise, Tıbbiye'yi bırakmış ticaret yapıyor…
Gelgelelim…
Bu kız istemeden haberi yok; işe bakar mısınız?
Ailesi, “Yaşı küçük” diye Kıymet'i vermiyor…
Zaten “asıl film” bundan sonra başlıyor…
*
Dr. Onur Şenli iki evlilik yapıyor…
İkisi de bi'şekilde sona eriyor…
Aslına bakarsanız, doktor da öyle kolay bi'adam değil…
Sonra kader ağlarını öyle bir örüyor ki…
“Bu kadarı da olmaz!” dersiniz…
1971'de yaşı daha “küçük” diye ailesinin vermediği…
Dünyalar tatlısı…
Bağlama virtüözü Kıymet Unutma ile…
20 yıl sonra yolları kesişiyor…
Evleniyorlar…
Mutlu bir yuvaları oluyor…
Taa ki…
Kıymet, sevdiği adamı birkaç yıl önce…
Sonsuzluğa uğurlayıncaya kadar…
Şimdi o…
20 yaşında sevdiği ancak 40 yaşında kavuştuğu ve…
Ne acıdır ki...
Dokuz yıl önce…
Bugünlerde kaybettiği “büyük aşkı”nın anılarıyla yaşıyor…
*
Bitiriyoruz…
Bir-iki özel mi özel “Agora Meyhanesi” şiirinin…
Şarkının içinde bulamayacağınız…
Sihirli satırlarıyla…
Burası Agora Meyhanesi… / Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası... / Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı… / Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik… / Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam… / Elimde değil… / Bu da bir nevi namuslu serserilik… / Dışarda hafiften bir yağmur var… / Bu gece benim gecem… / Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği… / Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu… / Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum… / Ve sana susuzluğumu…
Nokta…
Sonsöz: “Gülü gülene ver… Kalbini sevene ver… Sevmek güzel şeydir… Kıymet bilene ver! / Hz. Mevlana…”