KARAVANCILAR SORUYOR; "BİZE HER YER NEDEN YASAK?"

1960’lı yıllardan günümüze kadar doğal özellikleri ve tarihi değerleriyle dünyanın en güzel ülkesi olan yurdumuzu tek kişilik bir çadırla başlayıp, daha sonra karavan ile seyahat eden bir ailenin ferdi olarak ben bugün size, 1970’li yıllardan sonra ülkemizde cazip hale gelen karavanla turizm değerlerimizi izleyen ve inceleyenlerin yaşadıkları sorunları dile getireceğim.

Abone Ol

Ancak karavan ile ülkemizin değerlerini incelemek, tatillerini geçirmek, hatta yılın 12 ayını karavanda yaşamak isteyen vatandaşlar oldukça dertli. Karavan kullanıcıları, beş yılda bir değişen belediye başkanları ile üç beş yıl arasında başka il ile ilçelere atamaları yapılan vali ve kaymakamlara seslerini duyurmamızı istiyorlar. Öncelikle 81 ilimizin kent yöneticileri olan valilerimize, kaymakamlarımıza ve belediye başkanlarımıza ülkemizden ve yurtdışından karavanıyla gelen vatandaşlara yasaklar koymak, onlara eziyet çektirmek yerine, bir araya gelerek yasal sınırlar içinde karavancılara kalıcı kolaylıklar sağlamaları ve bu konuda elemanlar yetiştirmeleri öneriliyor.

Ben de 1980’li yıllardan itibaren çadırla tatil yapmayı bırakıp, karavanla yurdumuzun tüm güzelliklerini yaşayan bu sektörün ülkemizdeki ilk kullanıcılarından bir kişi olarak sorunlar yaşadım. Şu sıralar karavanla seyahat edenler öyle dertliler ki, aklınıza gelmeyecek sorunlar yaşadıklarını söylüyorlar. Kent yöneticileri sağlayacakları kolaylıklar yerine “Yasaklar” koyarak yerli ve yabancı karavan kullanıcılarına eziyet çektiriyorlar. Bu konuda yıllardır özellikle yaz aylarında Gelibolu, Çanakkale, Ayvalık, Dikili, Foça, İzmir, Kuşadası, Didim, Bodrum, Marmaris, Milas-Ören, Fethiye, Köyceğiz ve Antalya ile Karadeniz kıyılarını karavanla gezen birçok okurumuz ve arkadaşlarım beni arıyor ve “Bize her yer yasak! Niçin?” diye soruyor.

Antalya Kamp Karavan Derneği Başkanı Kemal Atay son yıllarda artan karavan yasaklarının karavancıları oldukça mağdur ettiğini belirterek, “Karavanlar da yasal araçlardır. Bir otomobilin girebildiği yere karavanın da girebilmesi gerekir” diye başladığı çözüm önerilerini bakın nasıl sıralıyor:

“Karavancılık yalnızca bir tatil anlayışı değil, aynı zamanda bir yaşam kültürüdür. Ancak son yıllarda artan yasaklar ve karavan parkı eksikliği nedeniyle sektörümüz ciddi sorunlarla karşı karşıya. Karavanda yaşam, ihtiyaç kadar tüketmeyi öğretiyor. Sınırlı bir alanda yaşadığınız için gereksiz eşya biriktirilmiyor. Suyu, yiyeceği, enerjiyi planlı kullanıyorsunuz. Bir kamp alanında nasıl davranılacağını, atık suyun nereye boşaltılacağını, temiz suyun nasıl temin edileceğini, çevreye ve diğer kampçılara saygıyı öğreniyorsunuz. Pandemi döneminden sonra karavancılığa olan ilgi büyük ölçüde arttı. Bu büyüme altyapı eksikliklerini de beraberinde getirdi. Yerel yönetimler de bu yoğunluğa hazırlıksız yakalandı. Karavancıların en büyük sorunu konaklama. Belediyelerin karavan parkları oluşturması gerekiyor.
Temiz su alabileceğimiz, atık su boşaltabileceğimiz ve birkaç gün konaklayabileceğimiz alanlar oluşturulsun. Biz ücretsiz hizmet istemiyoruz. Bugün birçok şehirde karavanla gelip park edecek yer bulmak ciddi bir sorun haline geldi. Karavanlar da plakalı ve yasal araçlardır. Bir otomobilin girebildiği yere karavanın da girebilmesi gerekir. Ancak birçok yerde 'Karavan Giremez' tabelalarıyla karşılaşıyoruz. Bu konuda açılmış ve devam eden davalar bulunuyor. Ayrıca biz karavancılar, gittiğimiz bölgelerde ekonomik hareketlilik oluşturuyor, lokantalarda yemek yiyor, marketlerden alışveriş yapıyor, ekmek ve yöresel ürünler satın alıyoruz. Karavancılar havayla ve suyla yaşamıyor. Bulunduğumuz bölgelere ekonomik katkı sağlıyoruz."

Bu bölümde 1980’li yıllardan günümüze kadar benim karavancı aile dostum sosyal demokrat görüşlü yerel (belediye) yöneticilerden dert yandı ve şunları dile getirdi: “Çoğunlukla belirttiğim belediyelerin görevlileri (!) biz karavancılara hiç destek olmuyor, olmadıkları gibi zabıta ve jandarma marifeti ile il ve ilçelerinden ‘Burayı terk edin’ emri ile bizi çıkartıyorlar. Sahillere ‘Karavanla konaklamak yasak’ levhası koyuyorlar. Böyle bir uygulama ne yasal ne de etik bir davranış, aslında karavanlar için yasal hizmet zorundalar. Biz onlardan ‘Ücretsiz alan ve hizmet istemiyoruz. Bırakın sahil kesimlerini özellikle deprem bölgelerinde sığınılacak en güvenilir sistem karavancılık oldu. Üzücü olan yabancı misafirleri bile kıyılarda konaklatmıyor birçok belediye. Bu da turizmimize zarar veriyor. Sahillerde ‘Çökme’ ismi konulan çekme karavanlara yaptırım normal. Ben ve birçok aile 30-35 yıl çalışıp emekli olduktan sonra ülkemi gezmek hakkım değil mi? Halbuki bir iki örneği olan belediyeler gibi örneğin; Kocaeli-Kartepe Belediyesi ORMANYA karavan kampı gibi elektriğinden, sıcak suyuna kadar tertemiz WC’sinden karavanların atık sularını döküp şu alabileceği yerleri bile mevcut. Bütün belediyeler böyle yapsa nasıl olur. Ayrıca emekliler olarak 2-3 gün ücretsiz ORMANYA gibi sınırlansa çok iyi olur. İnanın şu anda karavanla kalınacak hiç bir yer kalmamış durumda. Hiç bir artı hizmeti olmayan yerler bile kişi başı ve karavan ücreti de dahil gecelik 2500-3000 tl. arasında. Yani bir gecelik iki kişi ve karavan 9 bin lira. Belediyeler bu konuda çok yetersiz ve ilçelerine kazanç sağlayan karavancılara sahip çıkmıyorlar. Kanun yapıcılarımız acilen bu konuda yasal yaptırımlar uygulamalı diye düşünüyorum.”
Sevgi ve saygılarımla…