Şanlıurfa…
Kahramanmaraş…
İki şehir…
İki acı…
İki ihmal tablosu…
Şanlıurfa’da öğrenciler yaralanıyor.
Onun şokunu atlatamadan Kahramanmaraş’tan gelen haber yüreğimizi dağlıyor.
Bir çocuk…
Eline silah alıyor…
Okula giriyor…
Önce öğretmen vuruluyor…
Çocuklara siper olmaya çalışırken…
Sonra çocuklar…
Hayatının baharında…
Defterini yeni açmış, kalemini yeni tutmuş çocuklar…
Ve biz yine aynı cümleyi kuruyoruz:
“Nasıl oldu?”
+++
Ama asıl soru bu değil.
Asıl soru şu:
Bu güne kadar Türkiye’de böyle bir olay yaşanmadı da, bugün neden yaşanıyor?
Madem “riskli okullar” vardı…
Madem bu risk biliniyordu…
Neden önceden önlem alınmadı?
Neden o okullarda kalıcı güvenlik sağlanmadı?
Neden rehberlik hizmetleri güçlendirilmedi?
Neden çocukların ruhsal dünyası bu kadar sahipsiz bırakıldı?
TBMM çatısı altında silahlanmaya karşı, şiddetin neden arttığına ilişkin, okulların güvensizliği noktasında onlarca soru önergesi verildi.
Muhalefet verdi diye AKP ve MHP’li milletvekilleri emir komuta zinciri içinde hepsine ret verdiler.
Ne silahlanma, ne şiddet, ne okullarda ki güvenlik sorunu tartışılabildi, önlem alınabildi.
+++
Soruyorum:
Bir baba 14 yaşındaki oğluna niçin silah kullanmayı öğretir?
Bir çocuk hedef gözeterek ateş etmeyi neden öğrenir?
Anne baba, çocuğunun ruh halini hiç mi fark etmez?
Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur.
Ama esas sorumluluk, testiyi kırdırmamaktır.
Ailenin çocuklar üzerinde titizlikle durmasıdır.
+++
Gelelim okullara…
Bir okulda sabun yoksa…
Bir okulda temizlik yoksa…
Bir okulda güvenlik yoksa…
Orada sadece eğitim değil, ne yazık ki devlet ciddiyeti de yoktur.
+++
Şimdi kapıya polis koyarak neyi çözüyorsunuz?
Polis ne kadar kalacak?
Bir hafta mı?
Bir ay mı?
Okullar kapanıncaya kadar mı?
Peki ya sonra?
Çocuk sınıfta güvende değilse…
Koridorda psikolojik destek yoksa…
Okul yönetimi yalnız bırakılmışsa…
Kapıdaki polis, içerideki ihmali örtemez.
+++
Bu mesele artık bir “olay” meselesi değildir.
Bu bir sistem meselesidir.
Bu bir yönetim meselesidir.
Bu bir sorumluluk meselesidir.
Ve o sorumluluğun adresi bellidir:
Yusuf Tekin…
+++
Devlet dediğiniz şey…
Çocukları koruyamıyorsa,
okulu güvenli hale getiremiyorsa,
ancak acıdan sonra harekete geçiyorsa…
Orada koltukta oturmanın bir anlamı kalmaz.
Çünkü görev…
Felaket olduktan sonra açıklama yapmak değildir.
Görev…
Felaket olmadan önlem almaktır.
+++
Bu yüzden açık ve net:
Milli Eğitim Bakanı istifa etmelidir.
Bu bir siyasi talep değil…
Bu bir vicdan çağrısıdır.
+++
Çünkü kapıya polis koymak kolaydır…
Zor olan, o kapının ardındaki çocukları gerçekten korumaktır.
Topluma eğitimli, kültürlü bireyler yetiştirmektir.
Ve devlet, en çok da orada sınanır.