Kendine has bir siyaset tarzı var. Ancak Ertürk Çapın’ın siyaset anlayışı, sosyal demokratlık ilkeleriyle bağdaşması gerekirken, klasik örgütçülükten ziyade farklı bir çizgide ilerliyor. Parti içi dengeleri yönetme biçimi sıkça tartışma konusu oluyor. Kimi çevrelere göre uzlaştırıcı bir liderlik yerine, ayrışmaları derinleştiren bir yöntem izliyor ve örgüt içindeki gerilimleri kendi konumunu koruma stratejisine dönüştürüyor.
Bugün Bornova’da yaşananlar da tam olarak bu anlayışın bir sonucudur. Parti içindeki gerilimleri azaltmak yerine büyüten bir siyaset tarzının, örgüte nasıl zarar verdiği artık daha net görülmektedir.
Özellikle Ömer Eşki’nin belediye başkanı yapılması sürecinde yaşananlar bunun en somut örneklerinden biridir. Parti içinde yapılan uyarılara ve dile getirilen çekincelere rağmen ısrarla bu tercih üzerinde durulması, bugün karşı karşıya kalınan birçok sorunun temelini oluşturmuştur.
Ayrıca, Ertürk Çapın’ın kurultay sürecinde, son anda değişimci tavır alarak Ömer Eşki’nin belediye başkanı olması şartıyla oy kullandığı iddiası hâlâ Bornova’da tartışılan konular arasında yer almaktadır.
Değişim sürecinin başladığı günden bugüne, İzmir genelinde disipline sevk edilen üyeler arasında en yüksek sayının Bornova’dan olması tesadüf değildir. Bu disiplin süreçlerinin büyük çoğunluğunun Ertürk Çapın tarafından yürütüldüğü bilinmektedir. Bu durum, örgüt içinde hâkim olan yönetim anlayışının ve parti içi kontrol mekanizmalarının somut bir göstergesidir.
Bornova özelinde ortaya çıkan tablo incelendiğinde, disiplin mekanizmasının adalet temelinde değil, daha çok tercih ve yakınlık ilişkileri üzerinden işletildiğine dair güçlü bir kanaat oluşmuştur.
Sosyal medya üzerinden partililerin ailelerine varan ağır ve sinkaflı hakaretlerde bulunan bazı kişilerin görmezden gelindiği, hatta zaman zaman ödüllendirildiği yönünde ciddi eleştiriler bulunuyor. Buna karşılık, partiye yıllarını vermiş, örgüt içinde emeği ve saygınlığı olan birçok ismin disiplin süreçleriyle karşı karşıya bırakılması, tabanda derin bir kırılmaya yol açmıştır.
Bu çelişkili uygulamalar, örgüt içinde adalet duygusunu zedelemekte ve “kimin neye göre cezalandırıldığı” sorusunu daha görünür hale getirmektedir.
Bu noktada, Ertürk Çapın’ın kişisel tercihlerine dair yapılan bazı yorumlar, çoğu zaman ironik bir dille ifade edilmektedir. Kimi zaman “iyi bir kelle paça için yol tanımaz”, kimi zaman “rakı sofralarıyla anılır” gibi anlatımlar, aslında meselenin özünü değil, üslubunu yansıtmaktadır.
Ancak işin özü bu değildir. Asıl tartışılması gereken ve Bornova’daki siyasi tabloyu belirleyen konu; kaos yaratma üzerinden şekillenen siyaset tarzıdır. Bu yaklaşımın, örgüt içinde ayrışmayı derinleştirdiği ve kurumsal yapıyı zayıflattığı yönündeki eleştiriler giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir.
Tüm bu tablo içerisinde bir başka gerçek daha var:
Ömer Eşki’nin bugün yaşadığı sorunların baş sorumlusu olarak Ertürk Çapın gösterilmektedir. Çünkü Eşki’ye, kaldırabileceğinin ötesinde bir sorumluluk yüklendiği yönünde yaygın bir kanaat oluşmuştur.
Bu tercihin bedelini ise bugün sadece Bornova değil, İzmir de ödemektedir. Ortaya çıkan tablo, yalnızca yerel yönetim açısından değil, Cumhuriyet Halk Partisi açısından da ciddi bir yıpranmaya işaret etmektedir.
Sonuç olarak:
Bir siyasi örgüte dışarıdan zarar vermek zordur; ancak yanlış tercihler ve hatalı yönetim anlayışlarıyla içeriden verilen zarar çok daha kalıcı olmaktadır.
Bir siyasi örgütü ayakta tutan şey korku değil, güven duygusudur. Disiplin mekanizması bir tasfiye aracı değil, adaletin teminatı olmalıdır.
Bugün gelinen noktada açıkça sorulması gereken soru şudur: Cumhuriyet Halk Partisi, partiye bu denli zarar verdiği iddia edilen bir ilçe başkanı hakkında ne düşünmektedir?
Bu sorunun cevabı sadece Bornova için değil, partinin geleceği açısından da belirleyici olacaktır.