İYİ İNSAN OLMAK!

Elimde bulaşık süngeri, aklım akşam yemeğinde, kulağım televizyondan gelen yarım yamalak bir haber bültenindeyken sordu. Öyle ansızın, öyle temiz bir yerden geldi ki soru, bir an mutfak sessizleşti sandım. “Anne,” dedi, “iyi insan olmak ne demek?”

Abone Ol

İnsan bazen en zor soruları çocuklardan duyar. Çünkü onlar henüz kelimeleri eğip bükmeyi öğrenmemiştir. Henüz hayatla pazarlık yapmazlar. Cevaplarının içten, doğru ve sade olmasını isterler. O an sustum. Gerçekten sustum. Çünkü iyi insan olmak… Büyüdükçe üstü çizilen, alaya alınan, “enayi olma” cümlesinin ardına saklanan bir kavramdı artık.

Günümüzde iyi olmak çok da matah bir şey sayılmıyor. İyiysen, sınırlarını zorlayabileceklerini sanıyorlar. İyiysen, susacağını, sineye çekeceğini, hep anlayan taraf olacağını düşünüyorlar. Kanatlarını kıra kıra uçmayı öğretiyorlar sana. Kalbini delik deşik edip sonra da “çok hassassın” diyorlar. İyi olmak, çoğu zaman yaralı gezmek demek oluyor bu dünyada.

Bütün bunlar bir an içinde geçti aklımdan. Ama karşımdaki, henüz insanları yeni yeni tanımaya başlayan küçücük bir kalpti. Ona dünyanın bütün kötülüğünü anlatamazdım. Anlatsam bile anlamazdı. Anlasa da taşıyamazdı.

Sonra düşündüm… Aslında bütün kitapların, bütün dinlerin, bütün uzun nutukların dönüp dolaşıp geldiği bir yer vardı. Çok basit ama çok ağır bir yer.
“Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak,” dedim.
“İyi insan olmak bu, annem.”

O an gözlerime baktı. Sanki içinden “Bu kadar mı?” der gibi. Evet, bu kadar. Ama bu kadar zor.

Çünkü insan, kendine yapılmasını istemediği şeyleri en çok başkalarına yapıyor. Görmezden gelinmekten nefret ediyor ama başkasını yok sayıyor. Kırılmaktan korkuyor ama sözleriyle kırıyor. Aldatılmayı affedilmez buluyor ama kendi küçük yalanlarını masum görüyor. Adalet istiyor ama sadece kendisi için.
İyi insan olmak, kimse görmüyorken de iyi kalabilmek belki. Alkış yokken, teşekkür edilmeyeceğini bilirken, hatta bazen yanlış anlaşılacağını bile bile doğru tarafta durmak. Kendi karanlığını başkasının omzuna yüklememek. Gücün yettiğinde ezmemek. Haklıyken bağırmamak.

Ama şunu da bilsin istedim: İyi olmak, her şeye katlanmak demek değil. Kendini feda etmek, susarak yok olmak, incinirken gülümsemek değil. İyi insan olmak, kötülüğe teslim olmak değildir. Bazen “hayır” diyebilmektir. Bazen uzaklaşmaktır. Bazen kalbini korumaktır. Çünkü kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi, kendine de yapmamalısın.

Bunu ona nasıl anlatacaktım? Henüz kırılmamışken, henüz dünya ona diş göstermemişken… Belki de anlatmayacaktım. Belki bazı şeyler yaşanarak öğrenilmeliydi. Ben sadece bir cümle bırakacaktım yoluna. Zamanı gelince büyüsün, genişlesin diye.

İyi insan olmak, annesinin dizinin dibinde öğrenilen bir masal gibi başlar. Hayat ilerledikçe masalın içinden canavarlar çıkar. O zaman insan seçer: Canavara dönüşmeyi mi, yaralı da olsa insan kalmayı mı?

Ben ona insan kalmayı fısıldadım.
Dünyanın sertliğine rağmen yumuşak kalabilmeyi…
Kirlenmiş ilişkiler içinde temiz bir yer bulabilmeyi…
Ve en önemlisi, kendine bakarken başkasını unutmamayı.
Belki büyüdüğünde bu cümleyi hatırlamaz. Ama bir gün birini incitmek üzereyken içi hafifçe sızlarsa, bir an duraksarsa, işte o zaman bilirim. O soru, o akşam, o mutfakta yerini bulmuştur.

İyi insan olmak belki çok matah bir şey değil bu çağda. Ama hâlâ en onurlu şey. Ve bazı değerler vardır; modası geçmez. Sadece bedeli ağırdır.

**

Bundan sonra hayata dair yazılarımla yanınızda olacağım. Yorumlarınızı bekliyorum...