İŞTE O BAŞBAKAN BUNLARI YAŞADI!

“80’li yaşı” ile... Bir ay önce “24 Mayıs”ta selamlaştı... Gözleri “ela”ydı... Göbek adı ise “Pembe”ydi... Türkiye O’nu... Memleketimin ilk ve tek “Kadın Başbakanı” olarak tarihe yazdı... Bugün ise... Sessiz... Sakin... Bir eski başbakan ve bilim kadını olarak anılıyor...

Abone Ol

Tansu Çiller...

İstanbul Arnavutköy Amerikan Kız Koleji mezunuydu...

1967'de ise “Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü”nü bitirmişti...

Çok hırslıydı...

*

O’nu siyasete Süleyman Demirel davet etti...

“Pembe Hocanım” ise tereddütsüz kabul etti...

“1991 Seçimleri”nde Doğru Yol’dan İstanbul milletvekili oldu...

Demirel, O’nu...

1991-1993 arasında...

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olarak görevlendirdi...

Baba, Cumhurbaşkanı seçilince...

İşte o “ela gözlü” Devlet Bakanı da...

Yeni genel başkan olarak seçildi ve...

“50. Türkiye Hükûmeti”ni kurdu...

...Ve PKK'nın ABD yönetimi tarafından terörist örgütler listesine alınmasını sağladı...

Ela gözlü genç kadın politikayı sevmişti...

Ne var ki...

Güzel siyasetçinin başbakanlık görevi sona ermişti ancak...

Yeni hükümet...

İki çocuk annesi güzel siyasetçiyi unutmadı, bu kez iki görev birden verdi:

“Başbakan yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı”...

*

Tansu Çiller...

Kariyeri boyunca üç kez hükümet kurarak...

Başbakanlık görevini de tattı...

1993 ile 1996 arasında üst üste üç farklı kabineyi (50. 51. ve 52. Türkiye Hükümetleri) kurarak..

An itibarıyla...

Türkiye Cumhuriyeti’nin “ilk ve tek kadın başbakanı” oldu!

*

3 Kasım 1996 gecesi...

Balıkesir Susurluk yakınlarında yaşanan bir trafik kazası...

Neredeyse 30 yıllardır unutulmuyor...

Aslında...

O gecenin “korku filmi” gibi bir öyküsü var!

Aynen şöyle:

Bir kamyon, siyah Mercedes bir otomobili adeta biçti...

Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı ve Melahat Özbay (sahte kimlikli Gonca Us) ölmüş, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak yaralı olarak kurtulmuştu... Otomobildeki kişilerin ilişkileri ve bulunan silah ve dokümanlar “devlet-mafya-siyaset” üçgeninden yoğunlaşan tartışmaları başlattı... Çiller, 1996’nın 26 Kasım’ında o korkunç olayla ilgili şöyle konuştu ve herkesi şaşırttı: “Bu millet uğruna, ülke uğruna, devlet uğruna kurşun atan da yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır... Onlar şereflidirler..." yorumunu yaptı... Ortalık buz kesti... O günlerin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar kazadan çok kısa bir süre sonra istifa etti; o günlerde n’olduğunu hala çok kimse bilmiyor!..

*

24 Aralık 1995 seçimlerinden kısa süre önce...

Başbakan Tansu Çiller'i arayan Selçuk Parsadan, emekli Orgeneral Necdet Öztorun'un adını kullanarak emekli ve muvazzaf askerlerin seçimlerde DYP'ye çalışmak istediklerin belirterek kendisinden para istedi... Çiller, öneriyi beğendi... Başbakanlık Örtülü Ödeneği’nden hemen Parsadan'a 5.5 milyar TL (o dönemki parayla 5.5 milyar lira, bazı kaynaklara göre de 5.5 milyon dolar) ödeme yapıldı... Parsadan, dolandırıcılıktan mahkûm oldu... Başbakan Çiller ise örtülü ödeneği siyasi çıkar için kullandığı gerekçesiyle eleştirilere uğradı...

*

25 Aralık 1995 gecesi...

Çanakkale'den İsrail'e giden “Figen Akat” adlı Türk bandıralı bir yük gemisi, Bodrum civarındaki Kardak Kayalıkları'nda karaya oturdu... 1996'nın başlarında krize dönüşen bu kazadan sonra, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis hava atarcasına Kardak Kayalıkları'ndaki Yunan bayrağının kalacağına dünyaya iletti... Bunun üzerine Başbakan Çiller, karşılık verdi: “O asker gidecek, o bayrak da inecek" dedi, gerginlik daha da tırmandı... Tam Türkiye ile Yunanistan arasında çatışma başlayacaktı ki, 30/31 Ocak gecesi, Türk SAT komandoları, "Yunus 1" adı verilen bir operasyonla, bölgedeki Yunan deniz kuvvetlerine fark ettirmeden Kardak Kayalıkları'ndan ikincisine (Batı Kardak Kayalığı) çıktılar... Tam o sırada ABD Başkanı Bill Clinton, Çiller ve Simitis'i telefonla arayarak, savaşın önüne geçti...

*

Tarih yazdıran unutulması imkansız bir anekdot:

Tansu Çiller, Başbakan olarak, Körfez Savaşı sonrası PKK’yı zayıflatacak bir politika izlemeyi tercih etmişti... O tarihin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, Başbakan Tansu Çiller ile olan yakın çalışmalarını ifade etmek için "Tak diye emrediyor, ben de şak diye yapıyorum!" demişti... Bu söz, başbakanından gelen talimatları hiç vakit kaybetmeden yerine getirdiğini vurgulamak için siyasi tarihe geçti ve hiç unutulmadı...

*

Tansu Çiller, Başbakan ve bakanlık dönemlerinde...

Dil sürçmesi ve seslendirdiği yanlış kelime seçimleriyle...

Türk siyasi tarihine geçti; sıcak gafları müthişti...

İşte unutulmaz örnekler: * “Mübarek kurban şeker bayramınız kutlu olsun...” * “Allah'ı size emanet ediyorum... / (Doğrusu) Sizi Allah’a emanet ediyorum... * “İşsizlerimiz kadınlaştırıldı... / (Doğrusu) Kadınlarımız işsizleştirildi demek istiyordu... * "Çekin milletin elinden cebinizi... / (Doğrusu) Çekin milletin cebinden elinizi demek istiyor... * "Gökberk kitabeleri... / (Doğrusu) Göktürk kitabeleri demek isterken...

*

Tansu Çiller’in 1963 yılında evlendiği Özer Uçuran Çiller...

İki yıl önce kalp krizinden 86 yaşında hayatını kaybetti... Tansu Hanım, iki erkek evladı annesi...

*

Bitiriyoruz...

Çiller'in, hükümetin başına geçmesini izleyen iki hafta içinde,

Sivas (2 Temmuz) ve Başbağlar (6 Temmuz) katliamları yaşandı... 10 Ekim 1993'te Avrupa Konseyi toplantısı için gittiği Viyana'da, Kürt sorununun çözümü yolunda "BASK modeli"ni telaffuz etmesine rağmen, daha sonra tam aksi yönde seyreden bir rotaya yöneldi...

*

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde toplam “27 kişi” başbakanlık görevi yaptı... Başbakanlık makamı 2017 yılındaki anayasa değişikliği referandumuyla yürürlükten kaldırıldı ve sistem değişikliğinin resmen yürürlüğe girdiği 2018 yılına kadar varlığını sürdürdü... Yeri gelmişken minik bir hatırlatma: Cumhuriyet’in ilk başbakanı İsmet İnönü, son Başbakanı ise Binali Yıldırım olarak tarihe geçti...

Çiller'in, hükümetin başına geçmesini izleyen iki hafta içinde...

Sivas (2 Temmuz) ve Başbağlar (6 Temmuz) katliamları yaşandı...

Ve...

14 -15 Aralık 2002’deki DYP 7. Olağan Büyük Kongresi'yle Tansu Çiller’in başkanlığı sona erdi ve aktif siyasetten çekildi...

Nokta...

Hamiş: Tansu Çiller ve Susurluk skandalı, devlet-siyaset-mafya-polis sarmalındaki kirli ilişkilerin ve faili meçhul cinayetlerin yargı eliyle tam anlamıyla aydınlatılamaması nedeniyle karanlıkta kaldı... Olayın üstünün örtülmesinde ve cezasızlıklarda, delillerin karartılması, siyasi koruma kalkanları ve devletin "beka" söylemleri başrol oynadı...

Sonsöz: “3 Kasım 1996'da Susurluk'taki kaza, Türkiye'nin siyaset-polis-mafya üçgenindeki karanlık ilişkilerini gözler önüne seren belki de yaşanmış en büyük skandaldır... Aynı araçta bir devlet görevlisi, bir aşiret lideri ve aranan bir suçlunun bulunması, "derin devlet" kavramını siyasi ve toplumsal hafızaya kazımıştır...”