Hippi hareketi, 1960’ların sonunda geleneksel sosyal normları, materyalizmi ve tüketim odaklı "Amerikan Rüyası"nı reddeden bir gençlik neslinin sonucu olarak ortaya çıktı. Hareketin kökenleri, 1950’lerin politik yapısına boyun eğmeyen Beat Kuşağı yazarlarına ve şairlerine dayanır. Hippiler; teknokrasiye, askeri-endüstriyel düzene ve özellikle Vietnam Savaşı’na karşı durarak "Savaşma, seviş" sloganını benimsediler. "Flower Power" (Çiçek Gücü) kavramı, Allen Ginsberg tarafından şiddet içermeyen protestoların bir sembolü olarak ortaya atıldı ve bu gençlerin "Çiçek Çocuklar" olarak anılmasını sağladı.
Günümüzde artık sadece moda dünyasına ilham veren hareket aslında dayatılan ve alışkanlık haline gelmiş her şeye itiraz eden protest bir yaklaşım olarak doğdu ve gelişti.
Bu çocuklar sabah sekiz akşam beş mesai kölesi olmayı reddedip doğaya döndüler, müziğin ve sanatın sesi ile mülkiyetsiz bir özgürlüğü aradılar. Uzun saçları, yamalı kotları, rengarenk minibüsleri ve boncuklu kolyeleriyle bu çocuklar, aslında “modern dünyanın” dayattığı karanlığa karşı bir çıkış yolu aradılar. Bu arayış günün sonunda sadece bir protesto değil, aynı zamanda insanın kendi özünü bulma çabasıydı aslında.
1960'ların ortalarından itibaren hippiler, batının maneviyat eksikliğinden kaçarak ruhani aydınlanma arayışıyla doğu mistisizmine yöneldiler.. Bu arayış, Avrupa'dan başlayıp Nepal ve Hindistan'a kadar uzanan ve "Hippie Trail" olarak adlandırılan rotayı oluşturmuştu.
Bu rotanın en önemli duraklarından birisi ise İstanbul’du elbette.
Sultanahmet’teki Lale Restaurant (Pudding Shop) ve Yener’in Lokantası, hippilerin dünya çapındaki iletişim ve buluşma noktaları haline geldi. Yenerin lokantasını 1964 yılında devir alan Kral Sıtkı, takım elbise ile başladığı işletmecilik hayatına bir süre sonra hippi kültüründen etkilenerek onlar gibi giyinip yine onlar gibi davranmaya başladı. Bu gençleri savundu ve elinden geldiğince ihtiyaçlarını karşıladı. ve bir süre sonra hippiler tarafından hippi kralı olarak ilan edildi. Sultanahmet’teki bu küçük aşevinde hippiler sadece yeme içme ihtiyaçlarını görmemişler; konuşmuşlar, tartışmışlar, Yener Lokantasının hatıra defterine içlerinden neler geçiyorsa onları yazmışlar, geriye beş kalın defter hatıra defteri bırakmışlar. Bu defterleri dönemin gözlemci Amerikan siyasetçileri de kaynak olarak kullanmışlar.
Bir diğer uğrak noktası ise Lale Restoran olmuş. Restoranın ismini telaffuzda zorlanan gençler mekanı Pudding Shop olarak isimlendirmişler. İnternet ve cep telefonunun olmadığı o dönemde, Pudding Shop hippiler için adeta bir "posta hizmeti" görmüş. Restoranın duvarındaki iletişim panosu, gezginlerin birbirlerine notlar bıraktığı, yol arkadaşı aradığı veya geride kalan arkadaşlarına nereye gittiklerini ve ne zaman buluşacaklarını haber verdikleri önemli bir haberleşme noktası olurken Doğuya (İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan) giden otobüsler doğrudan restoranın önünden kalkıyordu. Bu durum mekânı yolculuğun planlandığı ana merkez haline getirmiş. Bu dönemde İstanbul'a gelen hippiler, Türk gençliği ile kültürel ve müzikal alışverişte de bulundular ve onlara batıdaki yeni müzikleri, plakları ve enstrüman tekniklerini tanıttılar.
Özetle İstanbul, çiçek çocuklar için sadece sıradan bir durak değil; hayatta kalma, haberleşme, ulaşım ve sosyalleşme ihtiyaçlarının tek bir çatı altında karşılandığı küresel bir karargah olarak kullanıldı.