IMF Mİ, ŞİMŞEK Mİ? ZAM DEĞİL, ZULÜM

Abone Ol

Türkiye'de ekonomi her dalgalandığında, IMF'nin gelip gelmeyeceği meselesi yeniden gündemin merkezine oturuyor. Bu konu, adeta bir refleks haline gelmiş ve her defasında tartışmaya açılıyor. Kaldı ki; ekonomi heyetinin kapalı kapılar ardında IMF ile görüşmeler yaptığını da biliyoruz.

Ancak mevcut durumda, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, izlenen yöntemin IMF'nin önerileriyle örtüşmediğinin altını çiziyor. Bakan Şimşek'e göre, uygulanan program tamamen Ankara'da tasarlanmış ve milli, yerli özellikler taşıyan bir program niteliğindedir.

Fakat sokağa çıkıp vatandaşa kulak verdiğinizde, durum farklı bir boyut kazanıyor. Pazarda torbası yarım kalan emekliye, borçla geçinmeye çalışan işçiye, kirasını karşılayamayan dar gelirli bireylere sorulduğunda verilen yanıt net: Şu an uygulanan ekonomik programın, IMF programının birebir aynısı olduğunu ifade ediyorlar.

Adına ister IMF deyin, ister “rasyonel ekonomi”. İçerik aynı. Maaşlar baskılanıyor, vergiler artıyor, sosyal harcamalar kısılıyor. Kemer sıkılıyor ama kemeri hep aynı kesim sıkıyor.

Bugün pazara akşam tezgâhlar toplanırken gidip çürük sebze-meyve ayıklayan milyonlar var. Market market dolaşıp üç lira ucuz ürün arayanlar bu “istikrarın” canlı tablosu.

Resmi rakamlara göre enflasyon düşüşte deniliyor.
Peki, vatandaşın cebindeki paranın alım gücü neden azalmış durumda?
Markette "bunu geri bırakayım" demek zorunda kalan annenin enflasyon oranı ne?
Çöplerde atılmış yoğurt kapağını kontrol eden insanların enflasyonu ne seviyede?
Maaşlar kâğıt üzerinde artıyor gibi görünse de mutfakta küçülmeye devam ediyor.

IMF denince, bu ülkede akıllara hemen o zor 2001 yılları gelir: kesintiler, işsizlik, özelleştirmeler. Bugün IMF'nin olmadığı söyleniyor ama uygulanan programlar neredeyse birebir aynı. Bu yüzden halk buna IMF’siz IMF programı adını veriyor.
Şimşek’in programına “istikrar”, vatandaşa ise “sabır” düşüyor. Acıyı hep emekli, işçi, dar gelirli çekiyor.

2026 için memur, işçi, emekliye açıklanan düşük oranlı zam u kesimlerde öfke yarattı. Çünkü bu bir zam değil. Hayat pahalılığı karşısında milletle dalga geçmektir.

Bugün yaşananlar, sadece teknik bir ekonomi tartışması olmaktan çok uzak;
bu, boş tencerenin, ödenemeyen kiranın ve bitmek bilmeyen borcun çığlığıdır.
Kimin olduğunun bir önemi yok; IMF ya da Şimşek, fark etmiyor.
Aynı defter tutuluyor,
aynı kalem oynatılıyor,
aynı faturalar yazılıyor.

Bu durum, bir ekonomi politikası olarak nitelendirilemez. Ortaya konulan uygulama yalnızca bir fiyat artışı değil, aynı zamanda dar gelirli kesim üzerinde açık bir baskı ve yük oluşturmaktadır. Bu adımlar, Uluslararası Para Fonu (IMF) programının bir yansıması olarak değerlendirilebilir.