İHANET VE HAİN DEYİNCE…

Abone Ol

Tabii ki hemen acaba kim diye soracaksınız…

İleri gazetesinde Osmanlı vatanseveri Süleyman Nazif şöyle diyor:

‘’ … Sultan Abdülmecit’in kanla şehvete tapan küçük oğlu yalnız kendi zamanının, kendi hanedanının, kendi kavim ve dininin değil, bütün insanlığın yüz karası kalacak ve hünerleri dilden dile, nesilden nesile nefretle anılacaktır. İsterim ki benim bildiklerimi İslam âlemi de bilsin, Kuzey Kutbu’nun buzullarına, Afrika’nın kaynar çöllerine kadar Vahdettin ismi lanetle anılsın. Yerin dibine geçeceğiniz dakikaya kadar yere bakınız ey bu dünyanın en soysuz adamı!’’

Yaşam öyküsü yeniden yazılacak olduğunda herhalde Osmanlı tarihinde vatanını kaçarak terk eden ilk sultan olduğu da yazılacaktır. Ama ona soracak olursanız bu bir kaçış değil Hicrettir! Peygamberin Mekke’den Medine’ye göçmesi misali…

Kaçışını dinsel bir kisveye büründürmek konusunda kim bilir kimden/ kimlerden ders almıştır o yıllarda.

Bu konuda Osman Selim Kocahanoğlu’nun sözlerine dikkat çekmekte yarar var. Ne demiş üstad:’’Siyaset alanında ihanete saplanan kişilerin hastalıklı ruh yapısına sahip oldukları tartışma götürmez. İhanetin altında yatan asıl etken kimlik ve kişilik zaafı olup, bunun olmaması için insanların sağlam karakterli olmaları beklenir.’’

İşgal yıllarındaki İzmir Valisi Kambur İzzet ile Belediye Reisi Hacı İzzet Paşa örneğindeki gibi.

Sadrazam Damat Ferit Paşa diyecek olursanız…

O da Rıza Tevfik’in sözleriyle,’’ Sarıklı sınıfının baş yoldaşı olup dindar ama domuz eti yemek dahil her türlü muharremata el sürerdi.’’

İsmail Hakkı Danişmend’e göre ise ‘’Bu adam cinsi cibilliyeti belirsiz, eşi bulunmaz bir Balkan serserisi’’ydi.

Hainlikten söz ederken Refik Halit Karay’ı da ihmal etmemek gerekiyor. Ankara’da toplanan TBMM’yi ‘’ Hoş geldiniz Sivas kuzuları, Ankara keçileri!’’ diye aşağılayan ama Lübnan sürgününden sonra da ‘’…Vahdettin gibi cüceleri, Mustafa Kemal gibi yüceleri çok geç farkettik.’’ diye sözüm ona nedamet getirerek yalakalık yapan da bu ünlü hikâyecimiz... Posta Telgraf Genel Müdürlüğü döneminde 20 Haziran 1919’da da Anadolu’daki posta müdürlerine Mustafa Kemal’in telgraflarının kabul edilmemesi emrini veren kişi aynı zamanda.

*

‘’ Vahdettin’in en acımasız hainliği aslında Milli Mücadele’ye karşı iç savaşı başlatmasıdır.’’ (Prof. Dr. Sina Akşin)

‘’ Son padişah Vahdettin, bir yandan yetersizliği, öte yandan korkaklığı nedeniyle Osmanlı Devleti’nin varlığını sürdürmesini İngiltere’ye bağlanmakta görüyordu. Hatta İngiltere’nin 15 yıl Osmanlı Devleti’ni yönetmesini kabul ediyordu. Bu yetmiyor, Padişah Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulması için toprak vermeyi de kabul ediyordu.’’ (Dr. Mehmet Alev Coşkun)

Vahdettin’in onayı ile Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliyecileri asi ilan eden Şeyhülislam Fetvası, 10 Nisan 1920’de yayımlandı ve bu fetva İngiliz uçaklarıyla Anadolu’ya dağıtıldı. Kuvayı Milliyecileri yok etmek için18 Nisan 1920’de İngiltere destekli Kuvayı İnzibatiye kuruldu. Kimin onayıyla? Elbette Padişahın!

Yine Vahdettin’in onayıyla kurulan Divan-ı Harp, 11 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’i idama mahkum etti.13 gün sonra bunu onaylayan yine Vahdettin!

1919 Ağustos’unda İstanbul’da kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne (İngiliz Dostlar/Sevenleri Cemiyeti) ilk üye olanlardan ikisi, yabancısı olmadığımız iki Osmanlı; Vahdettin ve Damat Ferit…

Bir devlet ve Başkanı için ne kadar aşağılayıcı bir durum! İyi bir besteci, eline aldığı hangi sazı alsa bilerek çalan, yobaz değil ama dindar olan, konyak ve çok sigara içmek gibi maharetleri ve alışkanlıkları olan biri Vahdettin. O Vahdettin ki San Remo’daki sürgün günlerinde oturduğu köşkün alt katında bulunan misafir ağırlama salonunun duvarına çıplak kadın tablosu asacak kadar da modernliği yaşayan biri…

Nihal Atsız’a göre, silahşorluğu ve iyi biniciliği de olan biri. Çocukluğu ve gençliği türlü hastalıklar içinde geçtiğinden layıkıyla okumaya ve ciddi bir tahsil görmeye imkân bulamamış. Ama çabuk kavrayışlı ve yazılı anlatımda başarılı. Rüyalara inanan, ağzı sıkı, devlet işlerini gizlice yürütmeye meraklı, yaradılışında hileye/ entrikaya düşkünlüğü olan içten pazarlıklı biri.

Mondros günlerinde ‘’ Şartlar ne kadar ağır olursa olsun kabul edelim. İngiltere’nin Şark’taki bize dost politikası değişmemiştir. Daha sonra af ve mürüvvetlerini kazanabiliriz.’’ diye umutlarını İngiltere’ye bağlamış bir padişah. Bu sevgisini de babasına borçluymuş haşmetmeapları.

24 Kasım 1918’de İngiliz The Daily Mail’e yaptığı açıklama aynen şöyle: ‘’ İngiliz milletine karşı beslediğim sevgi ve hayranlığı babam Abdülmecit’ten miras aldım.’’

Sadece İstanbul’a değil, İmparatorluk topraklarının dört bir köşesine yerleştirmek istiyordu İngilizleri. Mehmet Alev Coşkun öyle diyor.

İttihat ve Terakki Partisi’nin amansız düşmanı, Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne de yakınlığı olan bir Osmanlı Padişahı.

*

Bu arada ‘’ Atatürk’ü Anadolu’ya Padişah Vahdettin gönderdi.’’ diyenler de yok değil.

Olacak o kadar! Bir zamanlar dünyanın yuvarlak değil tepsi gibi düz olduğunu söyleyenler de vardı.1973’te ehliyet alma işlemlerim sırasında muayene için gittiğimiz akıl ve ruh hastalıkları hastanesinin bahçesinde bahçenin orta yerine çıkıp elini kaldırarak oradakilere kendisinin Cumhurbaşkanı olduğunu söyleyen biri geliveriyor gözümün önüne…

Bu iddiada bulunanların ağzında fermuar yok ki çengelinden tutup çekeyim!

Mustafa Kemal’i Anadolu’ya vatanı kurtarsın diye gönderen Vahdettin, neden onu 8 Haziran 1919’da geri çağırır ki… Neden Amasya Genelgesi’nden hemen bir gün sonra 23 Haziran 1919’da görevinden azleder ki… Divan-ı Harp’in 11 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’i idama mahkum etmesini neden 24 Mayıs 1920’de onaylar ki…

Bu iddiayı ortaya atanlar bilmez mi bunu?

Kurtuluş Savaşına başından sonuna kadar karşı olanların başında gelen Vahdettin için örtülü ödenekten beslenen Necip Fazıl Kısakürek’in şu sözleri için bilmem ne dersiniz…

‘’ Milli şahlanış hareketinin fikirde yaratıcısı ve bu maksatla M. Kemal Paşa’yı Anadolu’ya gönderen doğrudan doğruya Vahidüddin’dir. Vahidüddin olmasaydı Türk İstiklal Savaşı olmayacak ve kurtuluş sağlanamayacaktı.’’

Nihal Atsız’a gelince…

İkisinin de birbirinden pek farkı yok ya… O da şöyle yazıyor 1958’de Türk Ülküsü Dergisine: ‘’ Osmanlı padişahlarının en talihsizidir. Bu yüzden kendisine hain damgası vurulmuştur. Hain değil, bütün Osmanlı padişahları gibi vatanperverdi.’’

*

‘’ İkinci Abdülhamit’in İngiltere’ye Kıbrıs’ı verdiği gibi Sultan Vahdettin de İngilizlere Boğazlar bölgesini vermeyi teklif ediyordu. İngiltere, Boğazlar bölgesinde kendi askerlerini bulundurabilecekti.’’(Dr. Bilal N. Şimşir)

Bunun adı ihanet değil de ya nedir?

Gelelim Mustafa Kemal dâhisinin Vahdettin’le ilgili izlediği politikaya…

19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastığı andan itibaren padişah ve halifeye karşı hiç mi hiç açıktan cephe almıyor. Bunu temel strateji olarak görüyor. Ta ki 25 Eylül 1920’ye kadar.

‘ Hain’ diye nitelemesi 25 Eylül 1920’den sonra…

Son söz olarak ünlü yazar Halide Edip Adıvar’ın yazdıklarına bir bakalım:

‘’ Türkiye; gaddar ve sütü bozuk, aptal ve sarhoş padişahlar yetiştirdi fakat Osmanoğullarından hiçbiri, rahatça yaşayabilmesi için Türkiye’nin boyunduruk altına girmesi yönünde entrika çevirecek kadar alçalmadı.’’

Her bakanlığa bir İngiliz müsteşar, her valiliğe bir İngiliz danışman atanmasını isteyen bir kişi içim hain ya da alçak denilmez de ya ne denir!

Diyesi geliyor insanın.

*

Halil İnalcık, Şerafettin Turan, Bülent Tanör, Salahi R. Sonyel, Turgut Özakman, Attilâ İlhan, Sina Akşin, Emre Kongar, Bilal N. Şimşir, Mehmet Alev Coşkun, Sinan Meydan, Orhan Çekiç ve Osman Selim Kocahanoğlu’nun makaleleriyle zenginleşmiş bu inceleme dosyasını Mehmet Alev Coşkun yayına hazırlamış.

‘ VAHDETTİN Dosyası / Hainlik Belgeleri’ adıyla.

Ekim/ 2023’te Cumhuriyet Kitapları yayımlamış. ( 384 sayfa) Kitabın telif gelirleri de ‘Cumhuriyet Vakfı Burs Fonu’na bağışlanmış.