Bir hukuk devletinde…
Savcı olmak dokunulmaz olmak değildir.
Hele hele…
Ortada soruşturmayla ilgisi tartışmalı,
kanıtlanmamış, asılsız olduğu iddia edilen ifadeler varsa…
Bunları tutanağa geçirmek,
sonra da o ifadelerin bir şekilde medyaya servis edilmesine göz yummak…
“Ben sadece yazdım” diyerek geçiştirilemez.
Çünkü hukuk yalnızca sanığı değil,
iftiraya uğrayanı da korumak zorundadır.
+++
Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler var.
Ortaya ağır iddialar atılıyor.
Paralar…
Çantalar…
Bahçe duvarları…
WhatsApp yazışmaları…
Ama dikkat edin:
İddiaların doğru olup olmadığı henüz kanıtlanmış değil.
Hatta CHP cephesi, mesajların değiştirildiğini, bazı bölümlerin silindiğini, bağlamından koparıldığını söylüyor.
Ve şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
Gerçek ne?
+++
İşte tam burada savcının sorumluluğu başlıyor.
Savcı…
Siyasi dedikodunun memuru değildir.
Savcı…
Bir tarafın propaganda metnini tutanaklaştıran kişi değildir.
Savcı, kanıt arayan, doğruyu araştıran, iftirayı da suç sayan kişidir.
Eğer gerçekten manipüle edilmiş mesajlar varsa…
Eğer birilerine siyasi operasyon çekiliyorsa…
Eğer insanların itibarı bilinçli biçimde hedef alınıyorsa…
Bunun adı hukuk olmaz.
Bunun adı, yargıyı kullanarak algı üretmektir.
+++
Eski CHP PM üyesi Avukat Gamze Pamuk’un çıkışı bu yüzden önemli.
“Bir kadının adını ortaya atıp,
cinsiyetçi imalarla siyasi mücadeleyi kirletemezsiniz” diyor.
Haklıdır.
Türkiye’de kadınlar yıllardır yalnızca siyasetle değil, iftiralar ile, çamurla da mücadele ediyor.
Bir erkek hakkında iddia ortaya atıldığında “siyasi tartışma” deniyor.
Kadın söz konusu olunca…
İma başlıyor.
Karalama başlıyor.
İtibar suikastı başlıyor.
Ve ne yazık ki bazı medya organları bunu manşet yaparak büyütüyor.
Aksi kanıtlansa dahi bazı belleklerde iz bırakıyor.
+++
Daha vahim olan ne biliyor musunuz?
Acı olan tarafı şu. Verilen ifade gerçeklik payı olsun, olmasın iddia makamı tarafından medyaya servis ediliyor.
“Soruşturmanın gizliliği” denilen şeyin artık neredeyse kalmamış olması.
İfade tutanakları ortalıkta dolaşıyor.
WhatsApp gruplarına düşüyor.
Televizyon ekranlarına servis ediliyor.
Mahkeme salonundan önce sosyal medya hüküm veriyor. Mahkemeden önce televizyon ekranlarında bazı tipler tarafından insanlarımız mahkum ediliyor.
Yani artık bazı davalar adliyede değil,
televizyon stüdyolarında görülüyor.
Ben buna yıllardır aynı adı veriyorum:
“Televizyon yargısı.”
+++
Bir başka tehlike daha var.
Bugün bir savcı,
kanıtsız bir iftirayı sorgulamadan tutanağa geçirirse…
Yarın aynı yöntem herkes için kullanılabilir.
Muhalif için…
Gazeteci için…
Siyasetçi için…
Vatandaş için…
Hukuk kişiye göre çalışmaya başladığında, orada adalet ölür.
+++
Kim suçluysa yargılansın.
Kim rüşvet aldıysa cezasını çeksin.
Kim zimmete bulaştıysa hesabını versin.
Kim kara paraya bulaştıysa en ağır cezaya çarptırılsın.
Ama…
Kim iftira atıyorsa da bedel ödesin.
Ve eğer bir savcı, asılsız olduğu açıkça tartışılan beyanları sorgulamadan sisteme sokuyorsa…
O savcı da soruşturulsun.
Çünkü adalet, yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir.
Masumu koruyabilmektir de.
Masumların sesinin duyulması dileğiyle.