Tariş’te yıllarca alın teri döküp emekli olmuş bir emekçi.
Ve emekli olmak, onun için kenara çekilmek demek olmamış.
Bugün hâlâ çalışıyor.
Bağda, bahçede…
Toprağın içinde, güneşin altında…
Ellerinde nasır, yüzünde yılların izi, ama başı dimdik.
Loading...
Çünkü onun hayatında “geçinmek” sadece bir zorunluluk değil, bir onur meselesi.
Son yıllarda bu ülkede başka bir tablo daha büyüyor.
Yolsuzluk iddiaları, şaibeler, koltuk uğruna yapılan pazarlıklar…
Siyasetin kirlenen dili, aşınan değerler…
Toplumun büyük bir kısmı geçim mücadelesi verirken, bazıları için siyaset neredeyse bir kazanç kapısına dönüşmüş durumda.
İşte tam da bu noktada, Hüseyin Polat gibi insanlar bir karşı duruşu temsil ediyor.
Onun hikâyesi yüksek sesle anlatılmıyor belki…
Ama bu ülkenin en gerçek hikâyelerinden biri.
Bir tarafta makam odalarında kurulan ilişkiler,
diğer tarafta toprağa eğilip alın teriyle kazanılan ekmek.
Hüseyin Polat’ın hikâyesi bize şunu hatırlatıyor:
Siyaset, kirlenmek zorunda değil.
İnsan, şartlar ne olursa olsun onurunu koruyabilir.
Ve belki de en önemlisi…
Bu ülkeyi ayakta tutan şey, gösterişli koltuklar değil;
toprağa dokunan, emeğiyle yaşayan, karakterini pazarlamayan insanlar.
Onlar hâlâ var.
Ve bu hikâye, tam da bu yüzden kıymetli.