HER GİDEN YILIN ARDINDAN

Abone Ol

2025 gidiyor.
Herkes hazır.
Kimileri “Oh be, kurtulduk!” diyor.
Kimileri “Uğursuz yıldı zaten” diye arkasından su döküyor.
Neredeyse bir de nazar boncuğu takacağız takvime.
Olmadı kurşun da dökeriz, belli mi olur…

Saat 24.00’e doğru ritüel başlıyor.
Sarılma faslı.
Toplu umut yüklemesi yapılacak.
Telefonlar şarjda.
WhatsApp grupları teyakkuzda.
“Mutlu yıllar” mesajları, elektrik faturası gibi zincirleme dolaşıma girecek.
Telefonlar kilitlenecek, aranan numaralar sürekli meşgule düşecek.

Yeni yıl, her zamanki gibi mucize vaadiyle geliyor.
2026 kapıda.
Sanki içeri girince:
– Enflasyon “Ben çıkıyorum” diyecek,
– Kira utanıp yüzünü kapatacak,
– Emekli maaşı “Kusura bakma, seni yarı yolda bıraktım” diye özür dileyecek…
İşsiz genç iş bulacak.

Ama bir duralım.

Ne 2025 uğursuzdu,
ne 2026 kutsal.

Uğursuz olan yıl değil,
düzenin kendisi.

Zengin, her yılbaşında biraz daha zengin oluyor.
Yoksul ise her yılbaşında aynı cümleyi güncelliyor:
“Bu yıl toparlanırız inşallah.”
Toparlanamıyoruz ama cümle hâlâ dipdiri.

Bizim anne babamız emekli ikramiyesiyle ev alıyordu.
Biz emekli olursak, ikramiyeyle ancak evin fotoğrafını alabiliriz.
O da siyah-beyaz, çerçevesiz.

Sonra çıkıp soruyorlar:
“Eski Türkiye’yi özlüyor musunuz?”

Yok canım…
Hiç özlemiyoruz.

Zaten özlemediğimiz için;
– Emekli pazarda etikete bakmadan alışveriş yapabiliyordu,
– Gençler hayal kurabiliyordu,
– Maaş bitmeden ay bitmiyordu,
– Umut taksitli değildi.

Komşuluk vardı.
Büyükler tek katlı kerpiç evlerin önünde oturur, tatlı tatlı dedikodu yapardı.
Çocuklar geniş arsalarda top peşinde koşar, çelik çomak oynardı.
Bakkalda veresiye defteri vardı ama namus da vardı.
Ay başı gelince borç ödenirdi.
Çek yoktu, senet yoktu.
Söz vardı.
Ve o söz tutulurdu.

Bisikleti olmayana,
“Al sen de iki tur at” diyen bir arkadaşlık vardı.

Bir de bu düzenin neferleri var.
Ekranlarda, köşelerde, stüdyolarda…
Her yıl aynı motivasyon konuşması:
“Sabredin.”
“Şükredin.”
“Daha kötüsü de var.”

Haklılar.
Daha kötüsü hep var.
Zaten mesele de bu:
Hep “daha kötüsüne” alıştırılıyoruz.

Yıl değişiyor.
Takvim yenileniyor.
Ama düzen hep aynı sürümde.
Güncelleme yok.
Hata düzeltmesi hiç yok.

2026 geliyor.
Hoş gelsin.

Ama şunu bilelim:
Takvim değişince hayat değişmiyor.
Hayat, düzen değişince değişiyor.

Yine de ne yapacağız?
Sarılacağız.
Mesaj atacağız.
Şampanya pahalıysa gazoz açacağız.

Çünkü bu ülkede umudu kaybetmek lüks, mizah ise hayatta kalma yöntemidir.
Yine de neşeniz çok olsun.
Yeni yılınız kutlu olsun.