Kısaca yaşadıklarımı özetleyelim.
O gün, MW PHOKAIA BEACH RESORT TECHNO 293 DÜNYA ŞAMPİYONASI finalini Yeni Foça Yelken Kulübünde izleyip, gençlerin coşkuyla kürsüye çıkıp madalyalarını almalarını alkışladım. Gece eve gelip babamla sohbet ettik. Onun da günü çok iyi geçmiş alışveriş yapmış. Çilek ve fıstık almış. Ben ona Foça'dan getirdiğim hediyeleri vermedim. Yarına bıraktım. Onun çok sevdiği kurukayısı arasına cevizi koyup ikram edecektim. Yarınımızın olmayacağını nereden bilecektim ki! "Ben yatıyorum çocuklar... Yarın bana dokunmayın. Siz çıkın. Ben dışarda kahvaltı yaparım." dedi. Başımızı okşadı Tülin ile benim... Annem uyuyordu zaten... Kapattı odasının kapısını...
Sabaha onun çığlıkları ile uyandık. Tülin ile hemen odasına koştuk. Yerde yatıyordu. Kaldırdık. Konuşamıyordu. Sırılsıklamdı üstü... Üstünü değiştirirken sağ tarafının tutmadığını hissettim. Annemin daima gözünün ucunda olan gözyaşı akmaya başladı. "Barışım sana ne oldu? Ben sensiz ne yaparım"
HEMEN 112'Yİ ARADIK...
Panik halde ne yaptığınızı bilmiyoruz. Evin adresi bile aklımda değil! Telefonunuzun, bankanızın şifresi aklınızdan uçuyor. Bu bilgileri aile bireylerinin bildiği bir yere not almak lazım. Neyse ki sizden daha zeki bir eşiniz var. Hemen telefonu alıp 14 yıldır oturduğumuz adresi bir çırpıda söylüyor.
Ambulans geldi. Biraz ağır ama emin adımlarla yukarı çıktılar. Siz telaşlıyken onlar sakin, robot gibi babama bir şeyler soruyorlar ama yanıt yok hemen aşağıya bilgi veriyorlar. Onların profesyonel bakışı işe biraz rahatlıyoruz.
O sırada komşumuz Ercan bizi görüyor. Yine Hızır gibi yetişti. Merdiven dar sedye olmaz. Sandalye getiriyorlar, oturtuyoruz, sırtımdaki çantayı bırakmak aklıma gelmiyor. Yardım etmeye çalışırken duvardaki tablolar ve bibloları düşürüyorum. Fil yavrusunun züccaciye dükkanına girmesi gibi... Kırılanlar, kalp kırıkları olmasın. Babam kurtulsun diye dualar ediyorum. Gözümden damlalar akmasın diye zorluyorum kendimi, ambulansa bindiriyorlar. Ambulansa binemiyoruz... Uzun bir süredir yaşanan şiddet olayları nedeni ile yasaklanmış. "Dokuz Eylül Üniversitesi'ne gideceğiz siz arkamızdan gelirsiniz" diyerek babamı alıp gidiyorlar.
TERS KÖŞE...
İçimde bir umut babam tekrar güçlü bir şekilde evimize geri gelecek diye düşünüyorum. Biz annem için korkarken kader ters köşe yapıyor. Babamı götürüyor. Biz de Ercan'ın arabasına atlıyoruz. Tülin ile... Annem balkondan su döküyor.. Gözyaşları sel olmuş. Dualar ederek, "Beni bırakma"...
Kafamdan iyi düşünceler geçiyor. "Toparlar, bir serum bağlarlar, geçer o güçlüdür. Kahramanım o olmazsa ayakta duramam" diyorum. Yayına giderim. Şov devam eder. Ama öyle değil. Hastaneye varınca doktor hemen müdahale ediyor. İnme olabilir. MR, tomografi falan filan... Tüm teşhisler konunca doktor bizi çağırıyor. Başlıyor anlatmaya...
İnmelerde 4 saat çok önemliymiş. Kol ağrıması, elinden bir şey düşürmek, tutamamak gibi belirtileri olurmuş. Hemen 112'yi aramak büyük şansmış. Hayati riski var. Tedavi yöntemi de tehlikeli damarın patlama durumu söz konusu olabilir. Ancak izin verirseniz tedaviye başlanabilir. Doktor'un sözünü kesiyorum "ne gerekirse yapalım. Babam önce Allah'a sonra size emanet..." İlaç verip, tedaviye başlıyor... Kurtulacak inşallah!
YAYIN DURMAZ AKAR...
Dualar ediyoruz. Bu arada yayını planlıyorum kafamda... Ya Balamir ile radyoya alırız. Cengiz videoya alır. Ya da Yağmur girer diye düşünüyorum. Yağmur müsaitmiş.
Saat: 09.30'da anjiyo yapılıyor. 45 dakika bekleyiş... Bu sırada yayını izliyorum. Yağmur günlerdir bu programa hazırlanmış gibi... Süper gidiyor. İstanbul'da yaşayan kardeşim Tuna'yı ve Halama bilgi versin diye kuzenim Serdar'ı arıyorum. Şimdilik amcama haber vermiyorum. Biraz bekleyelim. O da kötü olmasın...
BAŞARILI OPERASYON...
Anjiyo başarılı geçiyor. Kasıktan girip beyinde tıkalı damarı açıyorlar. Her şey yolunda gibi... Tomografi sonrası yine acilin yoğun bakım kısmına geçiyor. İnme servisinin yoğun bakımı dolu, orası boşalınca alacaklar. Bu sırada Son Mühür ve Radyo Ege ailem sürekli dakika ve skor alıyorlar. Duaları babamla birlikte...
Tuna geliyor. Babam iyiye gidiyor. Arada gidip bakıyoruz. Bize derdini anlatmaya çalışıyor. Gülüyor sanki... Ancak ağrısı var bağırma, inleme sesleri, konuşamıyor. Sesler biraz daha anlaşılır olmaya başlıyor.
DOSTLAR YANIMIZDA...
Dostlar geliyor. Canan, Ömer, Ercan, İlknur hep yanımızda... Mesai bitimi Tuncam ve Murat geliyor. O sırada yoğun bakımda yer açıldığı haberi geliyor. Arda ve Nuran annem, annemin başında... İlknur'un yaptığı yemekleri yiyorlar. İlknur da eşi Ercan gibi seçilmiş aile... Hızır eşi olmak kolay değil tabii ki! Kandemir Medya tüm fertleri dualar ediyor.
YOĞUN BAKIMDA...
Gün sonunda yoğun bakımda yer açılıyor. Rektör hocam da geçmiş olsun diye arıyor. Tüm doktorlar hastalarla yakından ilgili olmalarına teşekkür ediyorum kendisine... Yoğun bakımda ziyaret yok. Cumartesi, Salı, Perşembe yarım saat hem görüp hem de bilgi alınabiliyor. Bir takım malzemelerle Cumartesi geleceğiz. Annem de onu görebilecek...
Sağlık her şeyden daha önemli... Eğer hasta olursan hiçbir iş yapamazsın. Acile öyle vakalar var ki! Hayata tutunmaya çalışan huzurevinden gelen Ahmet ağabeyin yanında gencecik intahar etmeye kalkan Ayşe var. Birkaç günlük asker İrfan'ı minibüsten düşen Fatma teyze takip ediyor. Acilin bölümleri dolunca koridorlar hastalarla doluyor. Trafik kazaları, zehirlenmeler... Babamı Dokuz Eylül Hastanesi doktorlarına emanet edip eve geçiyoruz. Diğer komşumuz Melek çayı kapıp aşağı iniyor. Evimiz yok ama komşularımız var. İlknur ve Ercan da yanımızda...
**
BU KEZ ANNEM...
Ertesi sabah hastaneye koşuyoruz. Babamda iyi bir haber almak umudumuz... Doktorumuz bilgi veriyor. Akşam yine beyinde kanama olmuş. Durum stabil... Bir süre yoğun bakımda kalacak... Annem onu görünce kötü oluyor. Sabah da iyi uyanmamıştı nefes alırken zorlanıyor gibiydi. Ziyaret saati bitince annemi acile götürüyoruz.
Annemin durumunun da çok iyi olmadığını belirtiyor doktorlar... Kandaki oksijen değeri düşmüş. Belki servise alabilirlermiş. Geceyi acilde geçiriyoruz. Sabah oksijen değerleri düzelmiş müjdesi geliyor. Gece babamın Kalp ritmi bozulmuş. Doktorlar müdahale etmiş. Annem babama yakın olmak için rol çaldı anlaşılan... Keyfi yerine geldi. Bir lokma yemek yemek istemeyen kadın gevrek ayran istiyor. Umut her zaman yanımızda... Çölde açan gül, karda açan kardelen gibi ufak mutluluklar bizimle... Ancak doktorlar onunda göğüs hastalıkları servisine yatması gerektiğini söylüyor. Hastaneye yatırıyoruz onu da... O üçüncü katta babam beşinci katta başlıyorlar hastane macerasına... Sonra babam birinci kata anestezi yoğun balıma iniyor. Burada Pazartesi, Çarşamba, Cuma görüp doktorundan bilgi alabiliyoruz. Bizi görünce gülümsüyor. Bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Tam olarak konuşamıyor. Gözleri ile bizi sevdiğini aramıza döneceğini fısıldıyor. "Ömrüm iyileş artık be..."
CANLARIM SİZE EMANET...
Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof Dr Bayram Yılmaz hocam başta olmak üzere çalışan tüm doktorlara, hemşirelere, hasta bakıcılara çok teşekkür ederim. Özellikle acil çalışanları canla başla çalışıyor. Canlarım onlara emanet...
KOCA ÇINARIM VE AŞK BÖCEĞİM KALK AYAĞA...
Babam, koca çınarım kalk ayağa... Çocuklar, babaları ölmeden büyümezmiş. Onun gölgesine sığınır. Sorunlarını çözmesini istermiş. Babam ben büyümek istemiyorum. Daha yapacak çok işimiz ve bana anlatacak çok masalın var. Hadi kalk... Annem, aşk öğretmenim hadi...Dualarım sizinle...
13.GÜN...
Bugün 23 Nisan... Neşe dolmuyor içime... Babam iyiye giderken annem kötüye gidiyor gibi... Birbirlerine çok bağlılar. Teyze çocukları ne de olsa... 55 senelik aşk... Babam bir kademe daha üst bir yoğun bakıma alındı. Orada 6. gününde... 13 gündür hastanedeyiz. Onların iyileşmesi için dua etmekten başka yapacağımız bir şey yok! Dostlarımız da dualar ediyor.
Halam ve yeğenim Meriç gelip, gittiler. Tülin gündüz, Tuna gece kalıyor. Bu hafta sonu Tuna da İstanbul'a döner. Doktorlar annemin oksijenini sabitleyemiyorlar. Babam ise biraz daha iyiye doğru gidiyor. Kanaması durmuş...
Burada, hayatın ne kadar değerli olduğunu, kavgalarla, küslüklerle, kırgınlıklarla zaman geçirmemek gerektiğinin farkına varıyorsun. Hastane bahçesinde umutla bekleyen hasta yakınları, odalarında acı ile bağıran hastalar bunu size öğretiyor.
Doktorlar, hemşireler, hasta bakıcıları yoğun tempolarına rağmen herkesle yakından ilgileniyor. Annemin yüzüne gülüyor. Koridorda ağlıyoruz.
Çalan her telefonda yüreğim pır pır ediyor. Yoğun bakımda benim numaram var. Kötü bir haber alacağım diye korkuyorum. Şükür dostlar arıyor. Geçmiş olsun diye dualar ediyorlar.
ŞARKILARA SARILIYORUM...
İçimden şarkılar söylüyorum. Ağlamak güzeldir, Sen Ağlama, Ağladıkça, Erkekler Ağlamaz, Ağla ağlaya bildiğin kadar... Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin...
Gitmiyor kara bulutlar... Hem annem hem babam uçurumun kenarında... Sosyal medyada gezerken mezartaşı reklamları çıkmaya başladı. Ben iyi düşünmeye çalışırken, Meta çok kapitalist yaklaşıyor olaya...
İzmir'de yanyana iki mezar bulmakta zor... Saçmalıyorum. İyileşecekler... Babam servise doğru göz kırparken, annem yoğun bakıma sesleniyor. Bu rol değişimi bitse artık... Yoksa ben biteceğim ama inanıyorum ki daima gülümseyeceğiz yine... Bizim için dua edin. Hepinizin duasına talibim.