Bazı sesler vardır; şarkı bittiğinde bile susmaz. Güllü’nün sesi de onlardandı.
Asıl adı Gül Tut olan Güllü, arabesk ve fantezi müziğin en sert, en yalnız yıllarında çıktı sahneye. O, acıyı süsleyerek değil, olduğu gibi söyleyen bir kuşaktandı. Şarkı söylemezdi sadece; hayatı anlatırdı. Yoksulluğu, terk edilişi, kırgınlığı, kadın olmanın yükünü…
Çok acı günler yaşadı. Yoksulluğu yenmek, çocuklarını büyütmek ve hayata kazandırmak için her türlü güçlüğe göğüs gerdi.
Erkek egemen bir müzik dünyasında, sesini kısmadan var olmayı başaran kadınlardan biriydi. Sahnedeki Güllü güçlüydü. Alkış alırdı, ayakta dururdu, direnirdi. Kazancını çocukları için harcadı. Geleceğimi garanti altına almak için didindi, durdu.
Yoksulluğu yendi. Başardı.
Ama hayat sahnesi her zaman bu kadar cömert olmadı.
Şöhret, özel hayattaki kırılmaları gizlemedi. Yıllar içinde ağırlaşan sağlık sorunları, belindeki platin, geçirdiği ameliyatlar ve kronik ağrılar onu sahneden uzaklaştırdı. Göz önünden çekildi. Sessizliği seçti. Yalova’da ki evinde kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürüyordu.
Ve bir günün sabahı, Yalova’daki evinin altıncı katından düşerek hayatını kaybettiği haberi geldi.
Başlangıçta “şüpheli ölüm” denildi.
Kimi aceleyle “kaza” dedi.
Hatta akla, mantığa, hayata ters bir iddia dolaşıma sokuldu:
“Roman havası oynarken düştü.”
Oysa hayat bazen sahne değildir.
Ve bazı hikayeler şarkı gibi bitmez.
Komşular konuştu.
Görgü tanıkları, olay gecesi eve girip çıkan iki erkek figüründen söz etti.
“Beyaz ayakkabı” detayı, dosyanın seyrini değiştirdi. O ayakkabı bir kadın ayakkabısı değildi.
Bilirkişi raporu geldi.
Netti, soğuktu, tartışmasızdı:
“Normal bir düşme ile açıklanamaz.”
3D modellemeler, ivme hesapları, bedenin açısı, temas noktaları…
Hepsi aynı yere işaret ediyordu;
Bu düşüş, kazadan çok dışarıdan bir etkiyi düşündürüyordu.
Belinde platin olan, sağlık sorunları bulunan bir kadının, cam kenarında oynayarak düşmesi…
Bunu fizik mi söylüyor, yoksa dosyayı kapatma kolaycılığı mı?
Güllü’nün kızının feryatları…
Psikolojik tablo…
Yakın çevrenin “Bu bir kaza değil” ısrarı…
Ve sonunda olması gereken oldu.
Dosya Cinayet Büro’ya devredildi.
Artık bu bir magazin başlığı değil.
Bu bir adalet dosyası.
Kızı tutuklandı.
O gece evde bulunan arkadaşının etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiği, “itildi” dediği iddia edildi.
Türkiye’de bu hikayeyi çok dinledik. “Düştü” denilen kadınları… “İntihar” denilip kapatılan dosyaları…
“Talihsiz olay” başlığıyla rafa kaldırılan ölümleri…
O yüzden bu dosya önemli.
Çünkü mesele yalnızca bir sanatçının ölümü değil.
Bu ülkede kadınların nasıl öldüğü kadar, nasıl anlatıldığı da bir meseledir.
Güllü’nün adı bugün yalnızca bir ses olarak değil, cevapsız sorularla anılıyor. Bu, onun hak ettiği bir hatırlanma biçimi değil. Ama madem böyle oldu, en azından bir borcumuz var.
Gerçeği bulmak.
Bazı dosyalar kapanır.
Ama bazı dosyalar kapanırsa, vicdan aç kalır.
Güllü’nün sesi sustu.
Ama sorular hala ayakta.
Aydınlatılması gereken bir ölüm olayı var. İzliyoruz.