“GELDİK BİR VAPUR KALDIK BİR KAYIK!”

Abone Ol

Tam 103 yıl öncesi…
İzmir'in Kurtuluşu'nun üçüncü günü…

11 Eylül sabahı…

Yedinci Fırka'ya (Tümen) mensup bir takım…
Menemen'den Foça'ya doğru ilerliyor…
Atlıların başındaki mülazım (teğmen) denizi görünce duruyor…
Sıcaktı ama yakmıyordu güneş…
O sırada…
Bir takım Mehmetçik de…
Yeni Foça'ya girdi aynı gün, aynı saatlerde…
İkindiye kadar…
Kozbeyli'den, Çakmaklı'dan ve civar köylerden getirilen insanlar…
Yeni Foça'ya toplandı…
Zabit gelenlere baktı önce…
Sonra bağırarak emretti:

“Müslümanlar bu tarafa… Hıristiyanlar bu tarafa…”

Kısa süren uğultudan sonra sesi ikinci kez yükseldi:

“Müsümanlar evlerine gitsin…”

Kalabalığın yarısı dağıldı; Tahir ayrılmadı meydandan…
Mülazım tekrar emretti:

“İstikamet Menemen… Marş!”

Kadınlı erkekli kalabalık ilerlemeye başladı…
Tahir arkadan izliyordu…
Sıraların içinde Maria'yı gördü…
Ağır ağır yürüyordu güzel kız…
Yaklaştı, baktı…
Buz gibi bir ifade vardı yüzünde…
Korkudan eser yoktu!

100 metre kadar daha yürüdü Tahir…

Ne yapacağını bilmiyordu…
İçindeki fırtınayı durdurması olası değildi…
Aniden fırladı ve kafileye yöneldi…
Kalabalığa girdi; kendisine yol açıp ilerlemeye çalıştı…
Tüm gücüyle bağırıyordu:

“Maria... Maria...”

Genç kadın geri dönüp baktı; şaşırdı…
Neden yapıyordu bu işi?
Canını tehlikeye atıyordu! Neden?
Bağırdı Tahir:

“Maria… Uzat ellerini bana!..”

İradesi dışında uzattı ellerini; Tahir tuttu ikisini birden…
Hızla sıranın dışına çıkardı…
Atın üstündeki zabitle göz göze geldiler…
Adam hiçbir şey demedi!
Bu kez daha hızlı çekti…
El ele koşmaya başladılar…
Meydandaki atın terkisine bindirdi kızı…
Üzengiden yükselirken hayvana seslendi:

“Haydi kızım… Doğru Kozbeyli'ye!”

Kocakayalar'dan denize baktılar…
Taa uzaklarda…
Midilli'nin silueti görünüyordu, belli belirsiz…

*

Değerli büyüğüm Kemal Anadol'un muhteşem romanı bu cümleyle bitiyor…
Bu topraklarda 103 yıl önce yaşanan…
Ama acısı hiç bitmeyen…

“Büyük Ayrılık” adını taşıyan romanı…

Yukarıdaki satırlarla sona eriyordu…
Dolu dolu bir asır önce…
Şu anda bastığımız topraklarda yaşanan acılar…
Ege'nin karşı yakasında da…
Kahreden çığlıklarla karşılık buldu…
Kanla sulanan o topraklarda…

Sevgiler… Aşklar… İhtiraslar… Vedalar…

Kanlı gözyaşları eşliğinde…
İnsanlık dramına dönüştü, yıllar önce…
Bin'lerin, belki de on bin'lerin bir mezarları bile olmadı!..

*

Türkiye'nin usta kalemi Kemal Anadol...
25 yılda “10'uncu Baskı”sı gerçekleşen dev eseri…

“Büyük Ayrılık” için…

Kalbinden geçenleri seslendirdi, sohbet arasında…

Yaşıyor gibi yazdığı için…
Yaşıyormuş gibi anlattı:

“Büyük Ayrılık”, Osmanlı'nın 1900 - 1922 yılları arasındaki…
Son döneminin romanıdır… 1912 Trablusgarp, 1912 Balkan, 1914 - 17 Birinci Dünya ve 1919 -1922 arasındaki bitmeyen savaşlardan yorulan bir imparatorluk kuşağının dramıdır... Emperyalizmin çıkardığı savaşlarda dağılan ailelerin, ezilen insanların özetle gözyaşının ve dökülen kanların öyküsüdür… Foça, Ayvalık ve Midilli'nin merkezinde olduğu, Eşme'den Çeşme'ye, Madra'dan Madran'a Ege yaşamının anlatımıdır… Dağılan imparatorluğun halkları arasındaki ilişkilerin, onların yasları ve bayramları, müzikleri, mutfaklarıdır; aşkları ve ihanetleridir...
Dağılan Osmanlı'nın külleri arasından doğan genç Türkiye Cumhuriyeti'nin hangi koşullarda oluştuğunun anlatımıdır…”

*

Bu topraklarda yaşlananlar…
Bu topaklara hayat verenler…
Bu topraklarda aşık olanlar…
Bu toprakları kanıyla sulayanlar ve…
Bu topraklarda sevda ateşi yakanların romanıdır…

“Büyük Ayrılık”…

Yazgıları dibine kadar “dram” olanlara…
Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi…
“Kalbim Ege'de kaldı…” dedirten…
Daha güzel bir anlatımla karşılaşamazsınız…
Bu kesin…

*

20 yılda 10 baskı…
Her baskı ortalama en az üç bin kitap…
Yani…

Çok okundu… Çok okutuldu… Çok ağlattı…

*

Aslında rekorların kitabıdır “Büyük Ayrılık”…
O denli canlı anlatımı vardır ki, o hayatın zaten kendisi eser…
Şaka değil…

Okuduktan sonra Foça'ya yerleşenler…
Suyun öbür tarafından merak edip gelenler az değil…

Bir özelliği var; değerli büyüğümüz Anadol'un eserinin…
Aynı zamanda bir belgesel…
Neden?
Çünkü, o eser…
Gerçek kahramanların ve olay yerlerinin fotoğraflarını kapsayan…
Memleketimin ilk “gözünüzün önüne getirdiği resimli” o romanı…
Son sayfayı okuyup, kapattığınızda…
Göreceksiniz ki…
Bu eser “gerçek” trajik olayların bir silsilesi…
Yan yana evlerde…
Dostça yaşayan Türkler'le Rumlar…

Nasıl?
Savaş Çağı'nın kurbanı oldular?

Bu trajik olayların arka planında neler yaşandı?
Kitapta hepsi var…

*

Foça'nın “kara taşı”na basıp ömrünü…
Bu Cennet'te geçirenler iyi bilir…
Cumhuriyet'le birlikte “mübadele”yi yaşayanların…
Foça'da hayatlarını sürdüren son kuşakları…
“Kadere bak…” dedirtecek şekilde…
Şu tekerlemeyi…
Dillerinden hiç düşürmezler…
40 yıldır (aralıklı da olsa) “Cennet Foça”da yaşayan biri olarak…
O tekerleme…
Beni hep kalbimden yakalamıştır…
Acıklıdır ama gerçektir:

“Geldik bir vapur… Kaldık bir kayık…”

*

Bitiriyoruz…
“Büyük Ayrılık” adlı eseri okumalısınız…
Sevdaların gözyaşına dönüşünü...
Ellerin birbirinden ayrılışını...
Kalplerin kanayan yaralara dönüştüğünü...
Hissedip, unutmayacağız...
Özellikle de Foçalılar…

Kemal Anadol büyüğümüze, üstadımıza saygılarımızla...

Nokta…

Hamiş: 30 Ocak 1923'te imzalanan “Türkiye - Yunanistan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi”, Bu yıl (2026) itibarıyla 103’üncü yayındadır... 1923 yılında gerçekleşen zorunlu göç ile Türkiye ve Yunanistan arasında on binlerce insan yer değiştirmiş olup, bu tarihi olayın yıl dönümleri her yıl 30 Ocak’ta anılıyor...

Sonsöz: “Kemal Anadol'un ayrıntılı araştırmalara, sözlü tarih çalışmalarına dayanarak, insancıl bir bakış açısıyla ve yalın bir dille aktardığı olay örgüsünü roman kahramanları ile empati kurarak okuyacağınızdan eminim... Yakın tarihe ilgili duyanlar, özellikle Egeli dostlar okumalı… Tabii, şimdiye kadar okumadılarsa…” / Vecdi Sayar – Eleştirmen, yazar, yönetmen…”

Özel Not: Foçalı entelektüel dostlarımız İbrahim Gürsu ile Şükrü Ercemat’ın yıllar önce anlattıklarına teşekkürler...