GEÇMİŞİN HAZİNESİ URLA’DAKİ “ŞİFA ADASI”

Ne tuhaf değil mi? İnsanoğlunun hep “salgın hastalık”tan ödü patlamış... Nedeni, belli... Önce kendisi ölecek; biliyor...

Abone Ol

Ama...
Yanındakileri de götürecek...
Hatırlayın, “Korona Günleri”ni...
Neler yaşadık!
Sevdiklerimize “sarılamaya bile” korkuyorduk...
Neredeyse...
Maskeyle yatıyor, maskeyle kalkıyorduk...
Korkudan!
Aşıları “beşer beşer” yaptırdık...
Kafadan iki yıl sürdü...
Resmi rakamlara göre “100 bin” vatandaşımızı kaybettik...
Dünya genelinde salgından ölen sayısı yedi milyonu buldu!

*

Bu yakın tarihten...
100'lerce yıl öncesi acaba neler yaşanıyordu?

*

Osmanlı, bu konuda müthiş hassastı...

İzmir'in Urla İlçesi'ndeki...
Su üstünde bir yol ile karaya bağlanan adayı gözüne kestirdi...

Hemen harekete geçildi...
Fransız mimarlar davet edildi...
Kısa sürede...
Eşi, benzeri olmayan bir “Karantina Adası”(*) yaratıldı...
O sırada takvimler “1865” yılını işaret ediyordu...
Şu kıvraklığa...
Tempoya bakar mısınız?
Neredeyse 170 yıl önce...
Urla'nın tam karşısında...
Her alanda son tekniği kullanan bir “Karantina” adası yükseldi...
Artık...
Deniz yoluyla kim gelirse gelsin...
Gemiler önce...
Urla Karantina Adası'na yanaşıyor...
Mürettebat ve yolcular...
Salgın hastalık endişesiyle “karantina”ya alınıyor...
Mikrop'tan, hastalıktan arındıktan sonra...

İzmir'e girebiliyorlardı...

Karantina Adası...
Muhtemel salgınları iyileştirmeden...
Kimseler İzmir'e ayak basamıyordu...
Tazyikli temiz ve sıcak su...
Yolcuların tedavisine takviye oluyor...
Önemli bir süreç geçtikten sonra...
Ve dahi...
Bulaşıcı hastalıktan kurtulunca...
Karayoluyla ticaret için İzmir'e gidiyorlardı...
Salgından çok çeken...
Binlerce yolcunun kaybına neden olan hastalıklar...
Temizlik ve sıcak suyla kayboluyordu...
Osmanlı buraya...

“Tahaffuzhane”(**) adını vermişti...

*
Kurulduğu döneme göre...
Son derece ileri bir teknoloji kullanarak oluşturulan...
Ada'daki tesisler, 1865-1869 yılları arasında...
Her türlü salgını kapıda kesti...
Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar da aktifti...
Karantina Adası...
Dünyada ayakta kalmayı başarmış...
Üç “tahaffuzhane adası”ndan biri olarak tarihe geçti...
Öyle ki...

Peştamalları ve takunyaları ile...
Karantina Adası...

Bugünlere kadar yaşadı...
Salgın hastalıklar “risk olmaktan” çıkınca...
Ne yazık ki...
Ömrünü tamamladı...
Ah; az daha unutuyorduk...
Son misafirleri...

1955'de Kore Savaşı'ndan dönen askerlerdi...

Karantina uygulaması için kullanılmıştı...
Daha sonra ziyarete kapanmış; kapısına kilit asılmıştı...

Giden... Gören... Yaşayan...

Karantina Adası'nın...
Ne denli önemli olduğunu hiç unutmadılar...
Gurur duyacağınız bi'şi daha var...
“Urla Karantina İstasyonu”nun...
Dünyada birkaç benzeri var ancak...
Tescilli ve tam teşekküllü olarak...
Hazır bulundurulmaya devam edilen dünyadaki tek örnek...

Bu bile bir gurur vesilesidir; değil mi?

*

Gelelim; şu günlerde yaşadığımız sevince...
“Karantina Adası”nın...
Bundan böyle yalnızlığı sona erdi...
Artık...
Yeniden şifa arayan ziyaretçilerini kabul ediyor...
Çünkü...
Bir buçuk yıl sonra usta ellerle restore edildi...
Asırlık malzemeler görenleri şaşırtıyor...
Tarihinde ilk kez böyle bir mekan restore ediliyordu...

O ince çalışma üç yıl sürdü...
Harcanan para 80 milyon lirayı buldu...

300 dönümlük Karantina Adası...
Birinci derece arkeolojik sit alanı olarak korunuyor...
Bu mükemmel proje...
Sağlık Bakanlığı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü tarafından titizlikle gerçekleştirildi...
Bir metrekare bile beton kullanılmadı...
Ata yadigarı binaların orijinalliği kıymık kadar bozulmadı...
“Karantina Adası”...
Üç yılda adata yeniden yaratıldı...

*

Bitirmeden önce önemli bir detay!
Uluslararası Müzecilik Derneği Başkanı Derya Manav’ın anlattıkları...
Adete birer “gurur” ifadesi...
Yaratılan efsaneyi Derya Manav şöyle anlatıyor:

“Urla Karantina Adası ve Klazomen Tahaffuzhanesi...
Yalnızca geçmişten bugüne ulaşmış bir yapı topluluğu değil...
Osmanlı’nın salgın hastalıklarla mücadelesini...
İnsan sağlığını koruma çabasını ve...
Dönemin kamusal sağlık anlayışını anlatan “çok kıymetli” bir kültürel miras alanıdır...

Bugün Sağlık Bakanlığı bünyesinde varlığını sürdüren alanın yönetimi...
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü ve...
Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü ile...
Bağlantılı olarak yürütülüyor...
Tahaffuzhane’nin bir “Sağlık Tarihi Müzesi” olarak değerlendirilmesine yönelik çalışmalar da...
Bu mirasın geleceğe aktarılması açısından büyük önem taşımakta...

Karantina Adası ziyaretleri belirli kurallar çerçevesinde yapılıyor...
Bireysel ziyaretlerden çok...
Önceden randevu alınarak oluşturulan grup gezileri kabul ediliyor...
Ziyaret talepleri Karantina Adası Müdürlüğü üzerinden değerlendiriliyor ve Uygun tarihler doğrultusunda planlanlanıyor...

Denize bakan konumu...
Özgün mimarisi ve taşıdığı sağlık tarihi hafızasıyla Karantina Adası...
Bana göre yalnızca Urla’nın değil...
Türkiye’nin de korunması ve doğru anlatılması gereken en özel miras alanlarından biridir...”

*

Bitiriyoruz...
Azıcık da olsa...
Yaşamalısınız o havayı...
Görmelisiniz...
Peştemalları...
Takunyaları...
Ama...
Hepsinden önemlisi...
Çok yakında...
Bölgenin en büyük müzelerinden biri haline gelecek olan...
Osmanlı'nın mirası “Şifa Adası”...
Çok yakın hepimize...
İzmir'in içinden 44 kilometre...

Bi'yerde durmazsınız 35 dakikada...
Karantina Adası'ndasınız...

Ve o tarih...
Bizim kadim tarihimiz...
Aynen...
Asırlar önce olduğu gibi...

Nokta...

(*) Karantina: Bulaşıcı bir hastalığa maruz kalan şüpheli durumdaki insan ve hayvanları, hastalığın en uzun kuluçka evresine eşit bir süre kimse ile temas ettirmemek suretiyle alınan tedbirsel faaliyetlerin tümü, sağlık yalıtımı...

(**) Tahaffuzhane: Yolculuk sırasında, yolcuları ve personeli arasında bulaşıcı hastalık görülen gemilerin karantina sürelerini geçirmeleri, gerekli sağlık önlemlerinin alınması ve hastaların sağlığına kavuşmaları için, büyük limanlara yakın kıyılarda yaratılan sağlık kuruluşu...

Sonsöz: “Devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalışmak lazım... / Anonim...”