Bir gazeteci…
Yazdığı haberler nedeniyle gözaltına alınıyor.
Savcı karşısına çıkıyor ama dinlenmiyor.
Mahkemeye sevk ediliyor ama dosya incelenmiyor.
Ve sonunda…
Bir “yalanlama metnine” dayanılarak tutuklanıyor.
*
Sormak gerekiyor:
Delil nerede?
Suç nerede?
Hangi cümle, hangi haber, hangi ifade?
Yok.
Ama tutuklama var.
İşte bu, hukuk değil…
Bu, hukukun kılığına girmiş keyfiliktir.
Hukuk kılığına girmiş iktidar gücüdür.
Nefrettir.
Kindir.
*
İsmail Arı sıradan bir gazeteci değil.
O…
Mafyanın üzerine giden,
Çeteleri yazan,
Yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkaran,
Tarikat düzenini sorgulayan bir isim.
Yani…
Susmayan bir gazeteci.
*
Ve bu ülkede susmayan gazetecilerin başına ne geldiğini artık hepimiz biliyoruz.
Önce hedef gösterilirler.
Sonra soruşturmalar açılır.
Ardından gözaltı gelir.
Ve en sonunda…
Tutuklama.
Bir zincirin halkaları gibi.
*
Ama bu zincirin amacı bellidir;
Gerçeği yazanları susturmak.
Çünkü gerçek rahatsız eder.
Çünkü gerçek, karanlığı dağıtır.
Çünkü gerçek, düzeni bozar.
*
Bugün İsmail Arı’nın tutuklanması…
Sadece bir gazetecinin özgürlüğünden mahrum bırakılması değildir.
Bu…
Topluma verilmiş bir mesajdır.
“Yazmayın.”
“Sormayın.”
“Üzerine gitmeyin.”
Konuşmayın.
Sorgulamayın.
*
Ama unutulan bir şey var:
Gazetecilik, sadece bir meslek değildir.
Gazetecilik…
Halkın gözü, kulağı, vicdanıdır.
O susturulursa…
Toplum körleşir, sağırlaşır, vicdanını yitirir.
*
Bugün dört bir yanda yükselen sesler boşuna değil:
“Gazetecilik suç değildir!”
Bu sadece bir slogan değil…
Bu, bir direniştir.
*
Çünkü herkes biliyor:
Bir gazeteci susturulursa…
Yarın herkes susturulur.
*
O yüzden mesele İsmail değil.
Mesele…
Gerçeğin kendisidir.
Ve gerçek…
Ne kelepçe tanır, ne duvar.
*
Başaramayacaksınız.