Gazeteciler Günü’nü Kutlarken Eksilen Özgürlükler

Abone Ol

Gazetecilik, yalnızca bir meslek değil; kamunun haber alma hakkını savunan, iktidarı denetleyen ve toplumsal hafızayı canlı tutan hayati bir kamu görevidir. Bu nedenle her yıl Gazeteciler Günü’nü kutlarken, kalemini ve sesini hakikatten yana kullanan tüm gazetecilerin emeğini ve cesaretini saygıyla anmak gerekir.

Ancak Türkiye’de bu kutlamalar, ne yazık ki buruk bir gerçekliğin gölgesinde yapılmaktadır.
Çünkü bugün Türkiye’de gazeteciler, yazdıkları haberler, yaptıkları röportajlar ya da dile getirdikleri düşünceler nedeniyle cezaevlerinde tutulmaktadır. Gazetecilerin özgürlüğünden mahrum bırakıldığı bir ülkede, sadece bireyler değil; toplumun tamamı kaybeder.

Özgürlüğünü yitiren gazeteciyle birlikte halkın haber alma hakkı zedelenir, ülkenin demokrasi damarları tıkanır.

Basın özgürlüğü, demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir. Özgür basının olmadığı yerde şeffaflıktan, hesap verebilirlikten ve hukukun üstünlüğünden söz etmek mümkün değildir. Gazeteciler susturulduğunda, gerçeklerin üzeri örtülür; yanlışlar görünmez kılınır; kamu yararına aykırı uygulamalar denetimsiz kalır. Bu durum yalnızca bugünü değil, geleceği de karanlığa sürükler.

Türkiye’de uzun süredir gazetecilik faaliyetleri, suç unsuru gibi değerlendirilmekte; eleştirel haberler ve yorumlar yargı baskısıyla karşılaşmaktadır. Oysa gazetecinin görevi soru sormak, araştırmak, sorgulamak ve gördüğünü kamuoyuyla paylaşmaktır. Bu görev, demokratik toplumlarda suç değil; aksine korunması gereken bir haktır. Gazeteciliğin kriminalize edilmesi, doğrudan doğruya halkın gerçeklere ulaşma hakkının engellenmesi anlamına gelir.

Gazeteciler Günü, yalnızca tebrik mesajları yayımlanan, birkaç temenniyle geçiştirilen sembolik bir gün olmamalıdır. Bu gün, aynı zamanda basın özgürlüğünün mevcut durumunun samimiyetle değerlendirildiği, eksiklerin ve ihlallerin açıkça dile getirildiği bir yüzleşme günüdür. Cezaevinde bulunan gazeteciler varken, özgür bir basından söz etmek mümkün değildir.

Unutulmamalıdır ki gazeteciler hedef alındığında, gerçeğin kendisi hedef alınır. Haber alma hakkı, yalnızca gazetecilerin değil; toplumun tüm kesimlerinin ortak hakkıdır. Bu hak zedelendiğinde, yurttaşların sağlıklı karar verme imkânı ortadan kalkar.

Demokrasi, ancak bilinçli bir toplumla ayakta durabilir; bilinç ise doğru ve özgür bilgiyle mümkündür.
Bugün cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü gazeteciler, kişisel özgürlüklerinden mahrum bırakılmakla kalmamakta; aynı zamanda mesleklerini yapmaları engellenmektedir. Bu durum, basın camiasında oto-sansürü derinleştirirken, toplumda korku ve sessizlik iklimini beslemektedir. Oysa özgürlükler, sessizlikle değil; cesaretle korunur.

Gazeteciler Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak gerekir ki düşünceyi ifade etmek suç değildir. Haber yapmak, eleştirmek, sorgulamak ve kamu yararını savunmak suç değildir. Tutuklu ve hükümlü tüm gazeteciler derhâl serbest bırakılmalı; basın özgürlüğü üzerindeki baskılar son bulmalıdır. Bu yalnızca gazeteciler için değil, demokrasiye inanan herkes için bir zorunluluktur.

Gerçek bir kutlama, ancak gazetecilerin korkmadan yazabildiği, halkın sansürsüz bilgiye ulaşabildiği bir ortamda anlam kazanır. O gün gelene kadar, Gazeteciler Günü’nü kutlamak kadar; özgür basın mücadelesini sürdürmek de hepimizin ortak sorumluluğudur.