Başta Türkiye olmak üzere, dünyanın pek çok ülkesinde, farklı şehirler ve rotalar üzerinden turlar yaptım; yapmaya da devam ediyorum.
Yıllar içinde bavulum kadar not defterim de doldu. Kimi zaman bir antik kentin gölgesinde, kimi zaman bir tren camından akan manzarada, kimi zamansa hiç beklenmedik bir sokakta…
Bu köşede, klasik gezi yazılarının ötesine geçmeyi amaçlıyorum. Sadece “neresi gezilir” sorusunun değil; neden gezilir, ne düşündürür, insanda ne bırakır sorularının peşine düşeceğim. Bir rehberin gözünden ama bir yolcunun hissiyle…
Araştırmalarım, saha deneyimlerim ve birebir yaşadıklarım eşliğinde, sizleri dünyanın farklı ülkelerine ve kültürlerine götürmeyi hedefliyorum.
Bu yolculuğun ilk durağı ise, geçtiğimiz ay bizzat tur yaptığım Sri Lanka.
Tropik doğasıyla, çelişkileriyle ve insan–doğa ilişkisini en çıplak hâliyle gösteren duraklarıyla Sri Lanka, anlatmaya yeşilden değil; düşünceden başlayan bir ülke. Fil yetimhanelerinden çay tarlalarına, tapınak sessizliklerinden tren yolculuklarına uzanan bu ada, sadece görülen değil, sorgulanan bir coğrafya.
İlk yazıda Sri Lanka’yı bir kartpostal gibi değil; bir soru gibi ele alacağız.
Çünkü bazı ülkeler gezilip bitmez, insana yerleşir.
Yolumuz açık olsun...
Filler: Sri Lanka’nın Sessiz Sahipleri
Hint Okyanusu’nun ortasında, haritada küçük ama ruhu büyük bir ada vardır: Sri Lanka. Bir yanıyla tropikal bir cennet, diğer yanıyla kadim uygarlıkların izini taşıyan bir coğrafya…
Ancak Sri Lanka’yı Sri Lanka yapan en güçlü sembollerden biri hiç kuşkusuz fillerdir.
Ada, Asya fillerinin en iri ve görkemli alt türlerinden birine ev sahipliği yapar. Binlerce yıldır ormanlar, sulak alanlar ve düzlükler arasında dolaşan bu hayvanlar; Budist kültürde bilgelik, sabır ve gücün simgesidir. Krallık törenlerinden tapınak ritüellerine, kaya kabartmalarından günlük yaşama kadar filin izini her yerde görmek mümkündür.
Ne var ki modern çağ, filler için de zor bir çağdır. Tarım alanlarının genişlemesi, yerleşimlerin orman sınırlarına dayanması ve doğal göç yollarının kesilmesi, insan–fil çatışmasını Sri Lanka’nın en ciddi çevre sorunlarından biri hâline getirmiştir.
İşte fil yetimhanelerinin ortaya çıkışı da tam bu noktada anlam kazanır.
Bir Koruma Hikâyesi: Pinnawala Fil Yetimhanesi...
Sri Lanka denince akla gelen en bilinen koruma merkezlerinden biri Pinnawala Fil Yetimhanesidir. 1970’li yıllarda, annesini kaybetmiş ya da doğada hayatta kalma şansı bulunmayan fil yavrularını korumak amacıyla kurulmuştur. Bugün Pinnawala’da, farklı yaşlarda onlarca fil bir arada yaşamaktadır.
Burada gördüğünüz filler birer “gösteri hayvanı” değil; çoğu ya yaralı hâlde bulunmuş ya da sürüsünü kaybetmiştir.
Ziyaretçilerin en çok etkilendiği an ise, fillerin toplu hâlde nehre indirildiği saatlerdir. Bu sahne, yalnızca fotoğrafik açıdan değil; fillerin ne denli sosyal canlılar olduğunu hatırlatması açısından da güçlüdür.
Elbette Pinnawala, etik turizm tartışmalarının da merkezinde yer alır.
Günümüzün bilinçli gezgini için önemli olan; hayvanlara temas içeren, onları zorlayan etkinliklerden uzak durmak ve gözlemci kalabilmektir.
Sri Lanka’da fil görmek bir ayrıcalıktır; bu ayrıcalık saygıyla yaşanmalıdır.
Sri Lanka’ya İlk Kez Gidenlere Rehber Notları..
Sri Lanka, özellikle ilk defa Asya’ya gidecek gezginler için yumuşak bir geçiş ülkesidir.
Sahadan süzülen birkaç önemli not:
1. Ritim yavaştır.
Sri Lanka’da acele yoktur. Trenler geç gelir, yemekler sabırla hazırlanır. Bu yavaşlık, adanın ruhudur. Kabul ederseniz huzur verir.
2. Çay tarlalarını atlamayın.
Merkez yaylalardaki çay plantasyonları, kolonyal tarihle doğanın iç içe geçtiği nadir manzaralardandır. Sabah sisi, yeşilin tonları ve çay toplayan kadınlar hafızaya kazınır.
3. Tren yolculuğu başlı başına bir deneyimdir.
Sri Lanka’da tren yalnızca bir ulaşım aracı değildir. Camdan sarkan yeşillikler, küçük istasyonlar ve el sallayan çocuklar size “yoldayım” hissini yeniden öğretir.
4. Baharatlı ama dengeli bir mutfak.
Sri Lanka mutfağı acılıdır; ama ölçülüdür. İlk günlerde “no spicy” demek ayıp değildir. Zamanla damak uyum sağlar.
5. Fillerle karşılaşırsanız mesafeyi koruyun.
Doğal parklarda ya da kırsal yollarda fillere rastlamak mümkündür. Araçtan inmemek ve rehber talimatlarına uymak hayati önemdedir.
Sri Lanka, sadece gezilecek bir ülke değil; yavaşlanacak, dinlenecek ve düşünerek gezilecek bir coğrafyadır. Filler ise bu adanın hafızası gibidir: ağır adımlarla yürürler ama geçtikleri yerde iz bırakırlar.
Eğer birgün Sri Lanka’ya yolunuz düşerse, filleri yalnızca bir fotoğraf karesinde değil; bu adanın tarihini, inancını ve doğayla kurduğu kadim ilişkiyi anlatan canlı semboller olarak görün.
İşte o zaman Sri Lanka, size kendini gerçekten açacaktır.