FELAKET KAYDIRMASI: SON 15 YILIMIZIN ÖZETİ

Abone Ol

Son yılların en büyük alışkanlığı, aslında kendi sonumuzu hazırladığımız o eylem: Doomscrolling, yani felaket kaydırması. En fazla üç saniyede dikkatimizi çekmeye çalışan o yanıltıcı içerikler, ekranı ‘sonsuza dek’ kaydırma hırsımızla birleşti ve bizi kendi felaketimize sürükledi. Artık hiçbir şeye odaklanamıyoruz.
Günün sonunda bütün işler bittiğinde, "Hadi biraz dinleneyim" diyerek koltuğa uzanıyoruz. En sevdiğimiz diziyi açıyoruz ama ne hikmetse bir elimizde telefon, bir gözümüz dizide... Dinlenme hakkımızı yine ekranlar gasp ediyor. Benim en tahammül edemediğim şey ise sosyal medyadan gönderilen o "reels" videoları. Özellikle komik olduğu iddia edilenler, belli bir saatten sonra gerçekten sinir bozucu olabiliyor. Zira bu videoların çoğu komik değil, bildiğiniz "dangalaklık" seviyesinde. "Benim güldüğüm şeye hadi lütfen sen de gül" sendromu daha ne kadar devam edecek bilmiyorum ama bir an önce bitmesini umuyorum.
Fark ettiniz mi? Dijital çağda izleyici, dizileri tam dikkatle izleyemediği için artık senaryolar da basitleşiyor. Buna "iki ekranlı izleme alışkanlığı" deniyor. Yayıncılar, izleyicinin aynı anda hem televizyona hem telefona baktığını bildiği için derinliği olan hikayelerden kaçıyor. Televizyon, dikkat dağıtıcı unsurlar olmadan izlenmek üzere tasarlanmış bir aygıtken, akıllı telefonlar hayatımıza girdiğinden beri ana eğlence kaynağı olmaktan çıktı, birer dikkat dağıtıcıya dönüştü.



Her ne kadar toplumsal ve bireysel gündemlerimiz olumluya odaklanmamızı güçleştirse de en azından olumsuz içeriklere erişimimizi kısıtlamayı deneyebilir, kendi yaşamımızda kontrol edebileceğimiz alanlara daha sık yoğunlaşabiliriz. Sosyal medyayı hayatımızdan tamamen çıkarmak yerine onu kullanım amacımızı hatırlamak ve yalnızca bu noktadaki ihtiyaçlarımıza odaklanmak ise, şu an için kurtarıcı bir yol gibi görünüyor.
Bu hafta sonu kendinize bir iyilik yapın ve telefonları bir kenara bırakıp Chloe Zhao’nun yönettiği "Hamnet" filmine şans verin. William Shakespeare’in çocuk yaşta ölen oğlu Hamnet’in trajik hikayesini ve bu kaybın dünyaca ünlü "Hamlet" oyununa nasıl dönüştüğünü izlerken, gerçek bir yasın ve sanatın derinliğine odaklanmanın tadını çıkarın.
Unutmadık, Unutmayacağız...
Hayatın bu hızlı ve bazen yüzeysel akışından başımızı kaldırdığımızda, bizi en derinden sarsan gerçeklerle yüzleşiyoruz. Türkiye'nin en acı günlerinden biri olan 6 Şubat depremlerinin üzerinden tam üç yıl geçti. Kahramanmaraş merkezli o yıkımda resmi rakamlara göre 53 bin 537 canımızı yitirdik. Aradan geçen zamana rağmen yaralarımız hala taze, kalplerimiz hala o enkazların altında. Bugün, kaybettiklerimizi saygıyla ve rahmetle anıyorum. Hatırlamak, en az yaşatmak kadar kutsaldır.