Bir şehri anlamak için bazen rakamlara değil…
İnsanların gözlerine bakmak gerekir.
İzmir’de bugün o gözlerde ne var biliyor musunuz?
Gözyaşı.
+++
Halkapınar’da bir bina…
Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir Belediyesi’ne emanet ettiği, çok uzun yıllardır belediyenin tapusunda olan bu binaya el koydular.
İktidar gücü ile yasa tanımadan…
Polis gücüyle boşalttılar.
Adı: Meslek Fabrikası.
Ama aslında bir bina değil.
Bir umut merkezi…
Bir hayat atölyesi…
Bir geleceğin kapısı…
Kapısıydı.
++*
Şimdi o kapı kapalı.
İçeride emek var…
Dışarıda insanlar.
Ve o insanlar ne diyor?
“Evimize karşıdan bakıyoruz.”
İşte bu cümle, bu memleketin özeti.
+++
Yıllarını vermiş insanlar…
2006’dan beri eğitim verenler…
2008’de projeyi başlatanlar…
Sıfırdan kuranlar…
Laboratuvar kurmuşlar…
Sınıf kurmuşlar…
Sistem kurmuşlar…
Ama en önemlisi…
İnsan yetiştirmişler.
+++
Kimler gelmiş o kapıdan?
İşsiz gençler…
Ev kadınları…
Emekliler…
Elinde hiçbir şey olmayan insanlar…
Orada meslek öğrenmiş.
Sertifika almış.
İş bulmuş.
Hayat kurmuş.
+++
Bir öğretmen anlatıyor:
“Hiç muhasebe bilmeyenler iş kurdu.”
Bir başkası diyor:
“Son dönemde 1000 kişi iş sahibi oldu.”
Bir diğeri…
Cümlesini tamamlayamıyor.
Çünkü boğazı düğümleniyor.
+++
Peki ne oldu?
Ne değişti?
Bir karar…
Bir yazı…
Bir imza…
Ve o emek dolu bina boşaltılıyor.
Çalışanlar içeri giremiyor.
Eşyalarını alamıyor.
Sınıflar kilitli.
Ve İzmir’in ortasında bir cümle yankılanıyor:
“Burası bizim evimizdi.”
+++
Bakın burası çok önemli…
Bir insan iş yerini “evim” diye tarif ediyorsa, orada sadece maaş yoktur.
Orada aidiyet vardır.
Orada emek vardır.
Orada hayat vardır.
+++
Ama bugün…
O evin kapısına kilit vurulmuş.
Sadece bir binaya değil…
Bir sisteme…
Bir modele…
Bir geleceğe…
+++
Meslek Fabrikası sıradan bir kurs merkezi değildi.
İzmir’in ihtiyaçlarına göre eğitim veriyordu.
Sanayi ne istiyor?
Turizm ne istiyor?
Sağlık sektörü ne arıyor?
Buna göre insan yetiştiriyordu.
İş arayanla işvereni ücretsiz buluşturuyordu.
Bugün özel platformların para karşılığı yaptığı işi,
ücretsiz yapıyordu.
+++
Yani…
Bir sosyal devletin yapması gerekeni yapıyordu.
+++
Ve şimdi…
O kapı kapatılıyor.
+++
Bir öğretmen diyor ki:
“Eğitime engel olunamaz.”
Haklı.
Ama bu ülkede artık her şey mümkün.
Eğitim de engelleniyor…
Emek de…
Umut da…
+++
En çarpıcı sahne ne biliyor musunuz?
Bir öğretmen…
Son dersini çimlerin üstünde veriyor.
Bir binanın önünde…
Kapısı kilitli olan kendi okulunun önünde…
“Okul her yerdir” diyerek…
+++
İşte bu tabloyu iyi okuyun.
Bir tarafta kapalı kapılar…
Diğer tarafta yerde ders yapan öğretmenler…
+++
Bu sadece bir tahliye değil.
Bu…
Bir anlayışın tahliyesidir.
+++
Ve bugün İzmir’de insanlar sadece bir binaya bakmıyor…
Kendi emeklerine bakıyor.
Kendi geçmişlerine bakıyor.
Kendi geleceklerine bakıyor.
Ama uzaktan.
+++
Diyeceğim odur ki:
Bir şehrin umuduna kilit vurulursa…
O şehir sadece binalarını değil, geleceğini de kaybeder.
Anlamıyorlar ki!
Onların içleri kötülük, işleri kötülük.