İZMİR HABERLERİ

Ege ile Akdeniz burada kucaklaşıyor: Zorlu yolların sonundaki cennete ulaşan pişman olmuyor

Datça Yarımadası’nın en uç noktasında yer alan Knidos Antik Kenti, hem Ege ve Akdeniz’in birleştiği eşsiz manzarasıyla hem de binlerce yıllık tarihi kalıntılarıyla İzmirli doğaseverleri ve tarih tutkunlarını büyülemeye devam ediyor.

Abone Ol

Datça merkeze yaklaşık 35 kilometre uzaklıkta olan bu antik kente gitmek, aslında bir nevi meydan okuma gibi. Marmaris-Datça yolunu takip edip o meşhur virajları aşanlar, sonunda Tekir Burnu’nun o büyüleyici manzarasıyla ödüllendiriliyor. Knidos, sadece bir yerleşim yeri değil, antik dönemin en stratejik ticaret ve sanat merkezlerinden biri olarak biliniyor. Strabon’un dediği gibi, şehir kıyıdan tepeye doğru tıpkı bir tiyatro sahnesi gibi yükseliyor.

İki deniz iki farklı liman

Kentin en ilginç özelliği, "Kap Krio" denilen küçük bir adanın karaya bağlanmasıyla oluşan yapısı. Bu doğal köprü sayesinde iki tane liman ortaya çıkmış. Batıdaki o sert rüzgarlara karşı savaş gemilerini korurken, doğudaki liman ise ticaret gemilerine ev sahipliği yapmış. MÖ 6. yüzyılda buranın şarapları tüm dünyada meşhurmuş. Kazılarda ortaya çıkan o gelişmiş kanalizasyon sistemini görünce, o zamanki mühendisliğe şapka çıkarmamak elde değil.

Tiyatronun hüzünlü hikayesi ve tapınaklar

Kenti gezmeye başladığınızda sizi ilk karşılayan o büyük tiyatro oluyor. Ama insanın içi biraz burkuluyor; çünkü o güzelim tiyatronun taşları zamanında Dolmabahçe Sarayı ve Kahire'deki bazı yapılar için sökülüp götürülmüş. Yine de ayakta kalan duvarlar bile o ihtişamı anlatmaya yetiyor. Yukarı teraslara çıktığınızda ise Apollon ve Aphrodite adına yapılmış kutsal alanların kalıntılarını görüyorsunuz. Araştırmacılar hala bazı tapınakların tam olarak kime ait olduğunu çözmeye çalışıyor ama bu gizem kente ayrı bir hava katıyor.

Bir gününüzü ayırmadan dönmeyin

Knidos'a öyle bir saatliğine uğrayıp geçmek büyük haksızlık olur. Hem ana karadaki surları hem de ada kısmındaki o eski dükkan ve işlikleri görmek için dolu dolu bir gün lazım. Yanınıza suyunuzu ve rahat bir ayakkabınızı alıp bu zorlu ama keyifli parkura öyle çıkmalısınız. Denizin mavisiyle taşların grisi birbirine karışırken, burada zamanın nasıl geçtiğini anlamıycaksınız bile. Sonuçta burası, sadece bir ören yeri değil, ruhunuzu dinlendirebileceğiniz bir keşif noktası.