Mehmet Karabel büyüğüm Son Mühür’de şiirsel diliyle çok güzel bir Edip Akbayram yazısı yazdı.
Bugün günlerden 2 Mart.
Geçen yıl internet sitelerinde “Edip Akbayram’ı kaybettik” haberlerini okuyunca gözümden değil ama içimden iki damla yaş aktı.
Edip Akbayram, öz abim gibi sevdiğim, saydığım bir insandı.
O güzel sesini, “Nasılsın Atila’cım? Torunların nasıl?” deyişini bir daha duyamayacaktım.
Sıcacık sesini duyamayacaktım.
Antalya’da birlikte yaptığımız o güzel tatiller şimdi yalnızca anılarda…
Söz vermiştik; Kapadokya’da buluşacaktık.
Olmadı…
Edip abimin en büyük serveti ne şöhretti ne alkış.
Onun gerçek zenginliği torunu Lavin’di.
En sıkıntılı anında yüzünü güldüren, yüreğini hafifleten küçük Lavin…
Bugün Edip Akbayram’ı türküleriyle, anılarıyla yüreğimizde yaşatıyoruz.
Çok sade…
Çok temiz…
Çok dürüst…
Ama bir o kadar da anlamlı bir yaşam sürdü.
29 Aralık 1950’de Gaziantep’te doğan Edip Akbayram, Türkiye’nin ilk rock gruplarından Dostlar’ın kurucusu ve solisti oldu. Çocuk felci nedeniyle küçük yaşlarda yaşadığı zorluklar onu yıldırmadı.
“Ben gırtlağımla şarkı söylüyorum, ayağımla değil” diyerek hayata meydan okudu.
12 Eylül Faşist Diktatörlüğünce fişlendi.
Sansür gördü, yasaklandı, dışlandı…
Ama eğilmedi.
Boyun bükmedi.
1970’lerde “Aldırma Gönül”, “Gidenlerin Türküsü” ile milyonların sesi oldu.
1980’lerin karanlığından geçti.
1990’larda Türküler Yanmaz ile yeniden küllerinden doğdu.
Hayatı boyunca aynı çizgide yürüdü.
Ne rüzgara göre yön değiştirdi
ne de inandığı doğrulardan vazgeçti. Umudunu hiç yitirmedi, türkülerinde yalnızca acıyı, yoksulluğu ve haksızlığı değil umudu da nakış gibi işledi.
Siyasete girmesi için teklifler aldı;
ama o hep aynı şeyi söyledi:
“Bırakın biz türkülerimizi söyleyelim, siyasetçi de siyasetini yapsın.”
2 Mart 2025’te aramızdan ayrıldı.
Ama bazı insanlar ölmez…
Türkü olur,
ses olur,
kültür olur,
halkına dost olur,
yüreklerde iz olur.
Unutulmaz olur.
Edip Akbayram da öyle yaptı.
Sanatçı doğdu.
Sanatçı olarak öldü.
İnsan doğdu…
İnsan olarak öldü.
O şarkılarda yaşıyor…
Yaşayacak.