DERİN YOKSULLUK: SESSİZ AMA İÇ YAKAN BİR GERÇEK

Abone Ol

Yoksulluk deyince hep rakamlar konuşulur; yüzdeler, oranlar, istatistikler… Ama derin yoksulluk rakam değildir. Bu, insanın cebinin boşalmasıyla birlikte umudunun da tükenmesidir. Yarın ne olacak diye düşünememek, geleceğe güvenememektir.

Elektrik faturasını ödeyemediği için karanlıkta oturan aileyi görmezden gelmek kolaydır. Çocuğunun beslenme çantasına koyacak bir şey bulamayan anneyi görmezden gelmek kolaydır. Kira günü geldiğinde “Bu ay nasıl olacak?” diye kara kara düşünen babayı görmezden gelmek kolaydır. Ama işte derin yoksulluk tam da budur: görmezden gelinen hayatlar.

Yoksulluk sadece para eksikliği değildir. Bu, fırsatların gasp edilmesidir. Çocuk okula gider ama eşit değildir. Genç hayal kurmak ister ama hayal bile lüks olur. Sağlık hizmeti ulaşılmaz, sosyal hayat kapalıdır. Yoksulluk bir kere yakasına yapıştı mı, nesilden nesile aktarılır. Çocuk yoksul doğar, yoksul büyür, yoksul ölür. Bu bir kader değil, bu bir bozuk düzen sorunudur.

Ve en acısı: Derin yoksulluk yaşayan insanlar susar. Yardım istemekten utanır, onurunu korumak için sessiz kalır. Ama sessizlik sorunu yok etmez, büyütür. Biz sustukça, görmezden geldikçe bu düzen daha da kök salar.

O yüzden mesele sadece açlık değildir. Mesele adalet, eşitlik ve insan onurudur. Derin yoksulluk, bu toplumun aynasıdır. O aynaya bakıp “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demek kolaydır. Zor olan, gördüğümüz şeyi değiştirmek için ayağa kalkmaktır.

Devletin görevi vardır, evet. Ama bizim de görevimiz vardır. Komşunun kapısını çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” demek, dayanışmayı büyütmek, sessizliği kırmak bizim elimizdedir. Çünkü bu düzeni değiştirmek için sadece yukarıya bakmak yetmez; yanımızdakine de bakmak gerekir.

Derin yoksulluk bir kader değildir. Bir tercihtir. Ve biz bu tercihi değiştirebiliriz. Yeter ki susmayalım, yeter ki görmezden gelmeyelim.