Yeni yılda kimilerine mesaj atarım, kimilerini özellikle ararım. Benden yaşça ve fikirce büyük gördüğüm dostlarımı genelde aramayı tercih ederim.

68 kuşağının genç delikanlıları arama listemde yer alır . Zariftirler, konuşmaları , ses tonları, vurguları , edebiyatın en derinlerinden gelir . Duyguludurlar, hayatla olan bağları hiçbir şekilde canlılığını kaybetmez.

Okan Yüksel gibi, Yunus Kırılmış gibi, Hüsnü Oral gibi ve Nail Yavuz gibi…

Önce halk ozanı Yunus Kırılmış’ı aradım, o nasıl güzel bir ses tonu, devlet opera ve balesi solisti olan ve kalbinin yüceliğini türkülere adamış, saza söze adamış yüce insan. Zerafet dolu sözlerle beni karşıladı “ Orta doğunun ve Balkanların en güzel kadını beni mi aramış” dedi.  Arkasında bir sürü güzel dilek ve temmeni ile yeni yıl mesajları.

İkinci sırada Nail abi vardı aradığım. Nail abiyi ben İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatörlüğü yaptığı dönemde tanıdım. Şiir kitabını imzalayıp verdi bana. Onun sayesinde ,İzmir’e farklı bir gözle bakmayı ondan öğrendim ve İzmir’e aşık oldum.  Siyasi görüşü, yöneticiliği, hep çok duygusal ve insana yakışır oldu. Kırmadı, kırılmadı. İncitmedi bir kuşun bile kanadını. Yeni yılda sağlık sorunlarından bahsetti .  Azrail’e çelme takma zaferlerini anlattı. Birde bana öğüt verdi “sakın vazgeçme” dedi. Hayatının son anına kadar düşüncelerini korkusuzca beyan etti.  O tanıdığım en romantik devrimciydi, kırılır ama bükülmez, duygusal, şair ve 68’li. Bana emeği çoktur, desteği çoktur. Haber Özgürce’yi kurduğumda ilk aradığım kişidir. Şiir köşesi yaptım onun için özel.  Siyasi hayatımda hep sol omuzum olmuştur.  Bu gün seni defnettiler. Son görevdi . Yanında bu şekilde olmak istemedim. Ne bileyim sadece evimde içli içli Türkülerle ağlamak istedim. Kabullenmek istemedim, hala Buca’da orda işte, arayınca telefonun ucunda. Gidişini görsem kabullenmek olacaktı benim için. Kabullenmek istemedim. Gün içinde başka bir acı haber daha gelince kapattım odaya kendimi çıkmadım 20 metre kare alandan.

CHP’nin Karşıyaka’nın en aktif üyesi olan Aysel Aksoy ablamızın da kaybettik aynı gün içinde .Dünya iyisi ve mücadeleci ruhu ile hepimize örnek, sakin , mülayim bir partiliydi. Kadın MYK’da görev yapmış, partisinden hiç elini ayağını çekmemiş bir Cumhuriyet kadınıydı.  Çok özleyeceğiz yerin dolmayacak.

Bu kadar acı haberlerle  Edvard Munch “ Çığlık” tablosuna döndüm.Hayat şen şakrak akıp giderken, bir an ölüm aklına gelir ve donup kalırsın. İşte o anda korkarsın ve içinden çığlık atmak gelir. Hayat ölümlüdür ve insan yok olacaktır. İnsanı ölümsüz yapan ise bıraktığı eserlerdir. İnsan ölür eserleri yaşar.

Bir şiir daha hüzünle bitmeseydi olmaz mıydı? Bu gidişin başlangıcı neydi , sonu belirsiz miydi ?

Bu soruların cevabını artık veremezsin tıpkı şiirinde veremediğin gibi… Çok özleyeceğim Nail baba , hoşçakal iki gözüm .

Bir Şiir Daha Hüzünle Bitmesin

hüznü konuk etmiştik yine
ayrılık masanın diğer ucundaydı
ayrılık iki dudağının arasındaydı
ki çoktan başlamıştı sonbahar rüzgarları
sensizliğe esen

birden,
elinin yumuşak ağırlığını yitirdim avucumda

ıssızlığımı dağıtan gözlerini
sürmene bıçağı kirpiklerini
karanfil kokan nefesini
ve kendini alıp yanına
kırık dökük harflerle elveda dedin

bilmediğin bir kentin
hiç değişmeyen rüzgarlarında
unuttun her şeyi
ve terk ettiğin kenti

oysa,
gitmek savrulmaktır
yok ettin beni kaçışınla

ağu içeriyor ayrılığın
sürükleyip götürdün gülüşlerimi

ne kadar oldu bilmiyorum
yollarını gurbet kesmiş
zaman yağıyor sensizlikte

kuşların kanatları kırık
bulutların rengi yok
şiirlerin tadı kaçık
gerçeklerine döndü izmir akşamları

bu gidişin başlangıcı neydi
sonu belirsiz miydi..

aslında zamansız bir ayrılıktı
yokluğun olmasa beni ne öldürebilirdi
ki bu kadar acı vermezdi ölüm

gittiğin günden beri
dalgaları yalnız bir deniz
köpük köpük uykuda düşler
şaraba döndü üzümün tortusu
uzun uzun büyüdü içimdeki hasret
umudun gölgesi bile kalmadı
özlemekten yorgun düştü

belki de eksiktir tuttuğum notlar
içimde bir şeyler kırık dökük
sahil evlerinde ki deniz gülüşünü özledi
yağmur sildi ayak izlerimizi
kimsesiz akşamlar başladı
yürüdüm güneşleri sensiz yıkıldım
hani denizin suyu çekilince
gelecektin yağmurlarınla
takvimdeki yapraklar yerinde sayıyor

uçurumlar mı derin
dağlar mı çok yüksek
hangi ihanetin küfü bulaştı
hangi büyülü yağmurlarda ıslandın
kime ait düşlerin
dönmüyorsun hala
bu yalnızlar kentine

takılır gözlerim uzaklara
dur hele yaz gelsin derim
barışırız belki derim
derim de avuturum kendimi
bir mevsimin hatırı için
üç mevsimin yalnızlığını çekerim
kendimin bile duyamayacağı
sessizlikte boğulurum

yaşamayı çekilir kılan
bir şeyler olmalı yaşamda

çoğalan yılların yorgunluğunda
kilitlediğin acılarımdı
acılar ki umutlarımın hırsızı

keşkelerle dolu
bir ömrü tüketiyorum
yaşam artığı yalnızlıklarda

uykularımı çiğniyorum esmer gecelerde
kaç kez üstüme gelse de ayrılıklar

yolunu hala bekleyişim neden
git gide derinleşiyor susuşlar
uzun bir yalnızlık doluyor aramıza

ne kadar yakınındayım uzağın
bilmiyorum
erteleme artık gelişini
tutsaklığımın bedeli
ödenmemeli bir ömürle

yoksa,
aykırı bir zaman mıydı sorguladığım
ne zaman seni düşünsem
bu kent'te yangınlar çıkıyor
ne zaman siren sesi duysam
yangın yeri yüreğim
kitabın sayfalarında vardı bu yangın
yok diyorsun
anlıyorum ama var biliyorsun
sevgilimiydi izmir sen mi izmir'din
belki de şımartılmış
yalanlardı yazdıklarım.

damıtılırken özlemlerim
dönmemiştin hala geri
izmir hala sensiz uyanıyor
tuşlarında piyanoların
tellerinde kemanların
yar diye sen çalınıyorsun

bense her akşam
çamurlar yoğuruyorum
bu kentin gözyaşlarından.....

ılgın kokulu bir yağmura başlarken
kordon boyundaki gece de
bir kadının yüzü yüzüme değiyordu
iz düşümün çizilmişti dudaklarına
dudaklarıma anason lekesi bulaşmıştı
sarhoştum, yorgundum üstelik
içtikçe boşalan kadehlere
meltem doluyordu
adsız ilişkiler öncesinde
dudaklarını yalıyorlardı gece yosmaları
bense seni düşünüyordum
dudaklarında soluklandığım
o ılık öpüşünü
ve doyumsuz birlikteliğimizi

aslında gurbet hep olacaktır
bitmeyince bu gidiş gelişler
yeter ki sevgiler bitmesin

bir kum saatlik zamanda
bir şiir çıkartmasıydı
cüzdanımda sakladığım resmin
yağmala yüreğimi
ben senin yalnızlığınım

şimdi,
bir şişe rüzgar içip
başımı omzuna koymak varken
küflenmiş karanlıklarda sabahlıyorum
ayaz esiyor acılarımı kanatırcasına
ayrılıklar yontuyor ömrümü
yalnızlıklarımın ardına gizlenmiş
yüreğim çığlığım kan

sen düşüp de boğulduğum su değil misin
ellerinle hazırlamamış mıydın en tatlısını zehrin
umutsuzlukları tutuştururken ellerime
acılara bilenen hançer yakışmıştı sırtıma

bitti su da yürüme denemelerim
yaralarımı kendi ellerimle dikiyorum
rendelenmiş un ufak olmuş
kayıpların içinde yaralıyım
bil ki keşmekeş yaşamdayım
fırtınalarda ıslanıp üşüyorum

uzun öyküler istemiyorum
koşup giden yıllarda boşuna yorma beni
umut kırgın
küfür gibi sızılar var içimde
söz dinlemiyor yaşamak
silahlanmış anılar basıyor gecelerimi

saklı tuttuğum belki de çaresizliğimdir
gözlerimin altındaki siyahlarda
acılarımın tenhalığını biriktiriyorum

yitik dostlukların kavşağında
az buçuk tutunmak istemiştim yüreğine
yetmedi işte
kırıldım dallarında

yağmur muydu yağan
yoksa yıllar mı
yalnızlıkların toplamı kaçtı
bilmiyorum
yine de sen
en büyük rakamı bana ayır
zaten yalnızdı yalnızlık
o ben oluyordum
o kent ben oluyordum

tüm sevinçlerim senin yaşında
yurt bilirim sıcak yüreğini
yalnızlıkla uzlaşamadım
giyin yağmurları gel artık bana
düşleri bozulmadan çiçeklerin

bütün ellerimi sana uzatıyorum
geliyorum desen
bir solukluk vaktim var desen
beklemez miyim seni
kaybettiğim yerde
gelecekten ötesi yok
getir bana geleceği
gözlerimdebir tutam umut
bekliyorum seni

gelirsen,

en uzak tutkularını

acılarla yoğrulmuş özlemlerini getir

gelirsen, ki gel

gelirken kendini getir

gelki,

sevinç yaşlarımı akıtayım omuzuna

solmayan karanfiller açsın

gel ki,

bir şiir daha hüzünle bitmesin

izmir, 2003

Nail Yavuz

Nail Yavuz
Kayıt Tarihi : 26.7.2006 00:42:00