Çünkü mesele din değildir.
Mesele, Cumhuriyet'in temel kurumlarının nasıl bir anlayışla yönetileceği ve devletin bütün vatandaşlarına eşit mesafede durup durmayacağı meselesidir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, herhangi bir siyasi görüşün, ideolojik anlayışın ya da inanç yorumunun değil; 86 milyon vatandaşın ortak değeridir. Bu ordu, inananın da inanmayanın da, Sünni'nin de Alevi'nin de, farklı inançlara sahip her yurttaşın da ordusudur. Bu nedenle devlet adına gerçekleştirilen resmi törenlerde, toplumun tüm kesimlerini kuşatan bir hassasiyet gösterilmesi zorunluluktur.
Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, "Ordumuz Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir" derken, ordunun birleştirici niteliğine dikkat çekiyordu. Çünkü ordu, milletin tamamını temsil eder; belli bir anlayışın sembolü haline getirilemez.
Laiklik, yıllardır bilinçli biçimde yanlış anlatılan bir kavram oldu. Oysa laiklik, dine karşı olmak değildir.
Laiklik; devletin tüm inançlar karşısında tarafsız kalmasının, yurttaşların vicdan özgürlüğünün ve toplumsal barışın güvencesidir.
Devletin resmi törenleri de bu tarafsızlığı yansıtmak zorundadır.
Tarih bize göstermiştir ki, devlet kurumları ideolojik veya dini tartışmaların merkezine çekildiğinde toplum kutuplaşır, kurumlara duyulan güven zedelenir. Türk Silahlı Kuvvetleri ise günlük tartışmaların çok üzerinde, siyaset üstü bir konumda kalmalıdır.
Bugün ihtiyacımız olan şey, ordunun törenlerinde hangi ritüelin yer aldığını tartışmak değil; sınırlarımızı koruyan Mehmetçiğin güvenliğini, savunma sanayimizin gelişimini ve ülkemizin bağımsızlığını konuşmaktır.
Cumhuriyet'in ordusu, Cumhuriyet'in temel ilkeleriyle güçlenir. Ve unutulmamalıdır ki; bir devletin en büyük gücü, kurumlarının bütün vatandaşlarına eşit mesafede durabilmesidir.
Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri, yalnızca bir kesimin değil; bu ülkeye "vatanım" diyen herkesin ordusudur.