Asırlardır sahnede ama sanki bugünün mahallesinden, bugünün insanından kopup gelmiş gibi. Harpagon’u okurken, mahalle kahvesinde oturuyormuş hissi verir; her repliğinde insanın ağzından istemsiz bir “Aa evet ya” dökülür.
Çünkü Harpagon yalnızca para düşkünü bir karakter değildir. O, paranın sevgiyi, zamanı, insanı nasıl sessizce yediğinin canlı bir kanıtıdır. Çocuklarının büyümesini kaçıran, gençliğin en sıcak günlerini hesap defterine kurban eden, aşkı bile gider kalemi gibi gören bir adamdır. Parmağının arasından kayan hayatın farkında bile değildir; tıpkı modern hayatlarımızda bizim olduğumuz gibi.
Hani şu arabasını yıkatmaya kıyamayan, kışın kombiyi sonuna kadar kısmak için battaniyeye sarılan “biraz daha idare edeyim” diyen komşu var ya… İşte Harpagon odur. Ya da daha doğrusu, hepimizin içinde sessizce yaşayan o küçük Harpagon. “Biraz daha biriktireyim de…” diye ertelediğimiz hayatların, görmezden geldiğimiz sevgilerin, sonrasına bıraktığımız mutlulukların vücut bulmuş hâli.
Para… Ne tuhaf bir şey. Mutluluk getirsin diye biriktiriyoruz ama çoğu zaman biriktirdikçe mutsuzluğun tam ortasında buluyoruz kendimizi. Harpagon da öyle. Kasasını öyle seviyor ki çocuklarının gülüşünü duyamaz hâle geliyor. Aşk bile onun gözünde romantik bir his değil, matematiksel bir işlem. Trajik olan da tam burada başlıyor; gülerek izlediğimiz şeyin aslında ne kadar acı bir gerçek olduğu yavaş yavaş yüzümüze çarpıyor.
Molière’in ustalığı belki de burada gizli: Güldürürken düşündürmekte. Harpagon’un trajikomik hâlleri, modern zamanların acı bir yansımasına dönüşüyor. Hepimizin hayatında en az bir kez söylediği o cümle yankılanıyor sahneden: “Biraz daha sonra…” Oysa hayat beklemiyor. Ne sevgi bekliyor, ne gençlik, ne de insanın içini ısıtan o anlar.
Cimri bize bir ayna tutuyor aslında. Sert, acımasız ama çok tanıdık bir ayna. “Bak,” diyor, “sen de böyle olabilirsin.” Ama bu aynada umutsuzluk yok. Aksine, fark etmenin verdiği bir şans var. Belki de bu yansımaya bakıp, hayatımızda neyin gerçekten değerli olduğunu yeniden hatırlayabiliriz.
Ve tam da bu yüzden, Harpagon yalnızca bir tiyatro karakteri değil; bir uyarı. Kendimize sormamız gereken soruyu fısıldıyor kulağımıza:
Neyin peşinden koşuyoruz?
Kasalarımızı mı doldurmalıyız, yoksa yüreklerimizi mi?