CHP'NİN TRUVA ATLARI

Tarih, kalelerin çoğu zaman surlarına dayanan ordularla değil, kapısından içeri sokulan Truva atlarıyla düştüğünü yazar.

Abone Ol

Çünkü bir yapıyı yıkmanın en kolay yolu, onu dışarıdan kuşatmak değil, içeriden çürütmektir.

Bugün CHP'de yaşananlara baktığımda aklıma gelen ilk benzetme de budur.

Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na ilişkin kararı, yalnızca bir kurultayın değil, yıllardır halının altına süpürülen sorunların da yeniden gün yüzüne çıkmasına neden oldu.

Ancak bana göre asıl mesele kurultay değildir.

Asıl mesele, örgütün iradesini yıllardır gölgeleyen, partiyi kişisel güç alanına dönüştüren anlayıştır.

Goebbels'e atfedilen, "Büyük yalanı öyle büyük söyleyin ve öyle sık tekrarlayın ki sonunda insanlar ona inansın." sözü, bugün yaşanan tartışmaların nasıl yürütüldüğünü anlatan ibretlik bir örnek olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Yıllar önce CHP İzmir İl Kongresi'nde yaşadığım bir olay, bugün olup bitenleri çok daha anlamlı kılıyor.

Fuayede partililerle sohbet ederken, bugün şaibeli kurultayın genel başkan yardımcısı Veli Ağbaba da salondaydı.

Bir anda Karşıyaka İlçe Örgütü üyesi olduğunu sonradan öğrendiğim bir partili, telefonunu arkadaşına vererek üzerine yürüdü ve "Bu İzmir'i hep sen karıştırıyorsun!" diye bağırdı. Yumruk atmaya kalktı. Araya girenler olmasa olay büyüyecekti.

O gün birçok kişi bu tepkiyi anlamlandıramadı.

Bugün ise geriye dönüp baktığımda, o partilinin yıllar öncesinden gördüğü tehlikeyi dile getirdiğini düşünüyorum.

Çünkü son yıllarda CHP'de en çok tartışılan konuların başında liyakat yerine sadakatin tercih edilmesi, örgüt emekçilerinin dışlanması ve akrabalık ilişkilerinin siyasetin önüne geçtiği yönündeki eleştiriler gelmektedir.

Bu eleştirilerin odağındaki isimlerden biri de şaibeli kurultayın genel başkan yardımcısı Veli Ağbaba'dır. Veli Ağbaba'nın akrabalarını ülkedeki neredeyse tüm CHP'li belediyelerde belediye başkanı, başkan yardımcısı, meclis üyesi, özel kalem müdürü gibi birçok göreve getirdiği kamuoyunda sıkça dile getiriliyor. Bu durum, CHP'nin yıllarca savunduğu liyakat ve fırsat eşitliği ilkeleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle yoğun eleştirilere konu olmuştur.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı haberlerde ise İstanbul'da yaşayan bir yeğeninin hesabında kaynağı belirlenemeyen yüksek miktarda para tespit edildiği ve Mali polis tarafından gözaltına alındığı yönünde iddialar yer almıştır. Bu haberler hakkında yargı makamlarınca verilmiş kesinleşmiş bir hüküm bulunmadığı ve hukuki sürecin devam ettiği göz ardı edilmemelidir.

İşte "Truva atı" benzetmesini tam da bu nedenle yapıyorum.

Truva atları, kaleyi fethetmek için surları aşmaz.

Kapıdan dost gibi girer, içeride güçlenir, sonra kaleyi içeriden teslim alırlar.

Bir siyasi partiyi de rakipleri değil, kendi içinde büyüyen bu anlayış yıkar.

Çünkü örgütü yok sayan, emeği değersizleştiren, liyakat yerine sadakati ödüllendiren zihniyet; partinin en güçlü olduğu yeri, yani vicdanını ve kurumsal hafızasını hedef alır.

CHP'nin bugün vermesi gereken mücadele yalnızca siyasi rakiplerine karşı değildir.

Asıl mücadele, partiyi kendi ikbalinin aracı gören, örgütü ise yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan Truva atlarınadır.

Tarih, Truva atlarını zamanında fark edemeyenlerin sonunu hep aynı cümleyle yazmıştır:

Kaleler dışarıdan fethedilmedi; içeriden teslim alındı.