Belgesel romancılıkta ün yapmış yazarların kim olduğu sorulsa, uzun uzun konuşamam ama Kemal Anadol’un bu alanda çok önemli bir ad olduğunu çekinmeden söyleyebilirim.
Nedenine gelince, hemen hemen tüm kitaplarını okudum çünkü. Vardığım sonuç şu: Gazeteci, avukat, milletvekili, Barış Davası’nın yılmaz savaşeri olan Kemal Anadol, Doğan Hızlan’ın deyimiyle ‘iyi yazar’lardan.
*
Bir dönem Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Temsilciliğinde yöneticiydim. Görevim gereği çok sayıda şair ve yazarla tanışma olanağı bulmuştum. Bunlardan biri de Yılmaz Karakoyunlu’ydu ve bende derin izler bırakmıştı. “Günde 100 sayfa okumazsam çarşaf ısırır beni Şeyhoğlu,” demişti bir akşam yemeğinde. Gerçekten de çok okuyan, çok bilen biriydi Yılmaz Bey.
ANAP hükümetlerinde devlet bakanlığı yaptığı ve sağ kesimden olduğu için hiç hazzetmiyordum aslında ondan. Tanıdıktan, dost olduktan sonra ise hayranı olmuştum. Dönem romancılığı konusunda üstüne yok biriydi.
Aynı günlerde Aydın Şimşek’in bir sözü de beni çok etkilemiş ve düşündürmüştü. İzmirli yazarların çoğu için ‘okumaz yazar‘ diyordu. Gerçekten de -de/da’nın yazılışı konusunda bile, dilbilgisi/yazım konusunda eksiğini gördüğüm arkadaşlar çıkmıştı karşıma.
Benim gibi, çok çok okumadan öykü-roman yazanlar da…
Bunun içindir ki Hidayet Karakuş, Hüseyin Yurttaş, Muzaffer İzgü, Tarık Dursun K., Efdal Sevinçli, Dinçer Sezgin, Mavisel Yenerlerin yaşadığı İzmir’de, yayımlanmış kitaplarım olmasına karşın kendimi ‘yazar’ olarak tanıtma çabasına girmedim hiç.
Elbette yazmayı seviyorum. Okumalarımı yetersiz de olsa sürdürüyorum. Hepsi bu!
Öğretmenliğimi de sürdürüyorum aynı şekilde. Âşığım çünkü mesleğime!
Bir yandan da tutku derecesinde gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Kütüphaneciliğe ise yaşamımı adamış gibiyim.
Aydın Şimşek’in o sözünü her zaman anımsarım. Kilomu, boyumu bildiğim gibi haddimi de bilmeye özen gösteririm.
*
Kemal Anadol gazetecilik yapmış, başarılı örgüt yöneticiliklerinde bulunmuş, hukukçu kimliği tartışılmaz, milletvekilliğinde sergilediği başarım ve Barış Davası’ndaki kararlılığı ile gönüllerde yer etmiş, CHP’nin yaşayan belleği olarak bilinen bir abimiz.
Çok geç anladım onun değerli bir yazar olduğunu. Oysa Salihli’deki İGD’li yıllarımdan bu yana tanıyorum kendisini. Nizamettin Çoban, İsmail Hakkı Öztorun, Nedim Tarhan gibi isimlerle anılan CHP’nin “sol kanat” milletvekili olarak.
Çoğumuz kendimizi ona çok yakın bulurduk. Parlamenterlik yıllarında Ali Elverdi, Faik Türün gibi faşist milletvekillerine korku verdiğini kitaplarını okuyanlar bilir.
Nitekim yiğitliği, edebiyatına da yansımış durumda. Olaylara ve kişilere bakışı/değerlendirmesi her zaman sınıfsal bir gözlükle olduğu için yanlışlığa/yanılgıya düşmüyor hiç.
Belgesel romanlarında kullandığı dil ve anlatım, okuru çabucak kitabın derinliklerine çekiyor dersem bir abartı olmaz. Anıları, anlatıları ve romanlarıyla Kemal Anadol, edebiyat dünyamızın güçlü kalemlerinden…
Kitaplarında birikim var, gençlik aşısı var, emek var. Düşünün bir kez, yayımlanacak bir kitabı için Sofyalara, Midillilere, Atinalara gidip geliyor. Yakın tanığıyım, Hoşça Kal Midilli için üç ay önce üç dört günlüğüne Midilli’ye gidip gelmişti.
Okura tat veren o belgesel romanların layıkınca gazetelerin kitap eklerinde yer almamış olması ise vefa sözcüğüyle ilgili bir durum gibi geliyor bana.
Daha da açık konuşayım; Doğan Hızlan, Sadık Aslankara, Feridun Andaç, Öner Yağcı ve şu an aklıma gelmeyen diğer eleştirmen/yazarlar o kitaplarla ilgili neden bir şeyler yazmazlar diye düşünüyorum da bir türlü mantıklı yanıtını bulamıyorum.
Yıllarını siyasete adaması, bir ara Deniz Baykal’ın çok yakını olması nedeniyle Kemal Anadol yazarlığını önemsemedikleri için olabilir mi acaba?
Beş dönem milletvekilliği yapmış biri için akla ilk geliveren onun yazarlığı değil de siyasiliği oluyor herhalde.
*
Fakat madalyonun bir de öteki yüzü var: 6 Aralık’ta Yakın Kitabevinde düzenlenen imza gününde 108 kitabı satılan bir yazarımız o. Dile kolay.
Aylar önce Konak Belediyesi Kültür Merkezindeki söyleşisinde de salon dolup taşmıştı. Çok başarılı bir konuşmacı olduğunu da söylemeliyim bu arada. Kitaplarına ve konuşmalarına bu denli ilgi varken görmezden gelinmesi insanı şaşırtıyor.
*
20 Aralık’ta ise Bostanlı’daydık onu dinlemek için. Karşıyaka Belediyemizin düzenlediği bir etkinlikti bu.
Söyleşi öncesinde Çatı Bostanlı’daki Rasime Şeyhoğlu Kitaplığı ve Aydınlanma Evinde yerimizi aldık arkadaşlarla. Salondaki sandalyeler az geldi, takviye yapıldı.
CHP İlçe Başkanı Levent Güçlü arkadaşlarıyla gelmişti. Emekli vali yardımcıları Mustafa Aydın ile Ardahan Totuk, doğduğu Alaşehir’in köylerine kitaplıklar kuran emekli albay Hasan Zeki Sungur, aktivist Gündüz Özsoy, Çiğli Belediyesinin önceki kültür müdürü Nail Çetin, CUMOK Karşıyaka Sözcüsü Nüket Hürmeriç ve arkadaşları ile çok sayıda kitapsever…
Karşıyaka Belediyesinin Kültür Müdürü Leyla Keskiner, “Hepiniz onu tanıyorsunuz zaten,” diyerek özgeçmişini okuma ya da anlatma gereksinmesi duymadan sözü hemen Kemal Anadol’a verdi.
Bir buçuk saat boyunca, ara vermeden konuşan Anadol, belgesel roman yazmasının nedenlerini yazdığı romanlardan örneklerle açıkladı ve bu açıklamalarıyla yakın tarihimize ait pek çok konuda bizleri bilgilendirdi. Konuşması bittikten sonra da kitaplarını imzaladı.
Söyleşinin öznesinin çok değerli bir yazar olmasına karşın toplantıyı yönetecek ve okurların merak ettiği konuları yönlendirerek etkinliğe renk katacak bir kolaylaştırıcı (moderatör) olmaması, çok önemli bir eksiklikti ne yazık ki.
Bu yokluğun gerekçesini öğrenmeye çalışan Hasan Zeki Sungur’a mantıklı yanıt vermek varken soruyu ciddiye bile almayan kültür müdürü de alışageldiğimiz kültür müdürlerinin dışında bir portre olarak dikkat çekti doğrusu.
Ben de içten içe epeyce sorguladım bu durumu. Toplantıya katılanların hiçbiri Sayın Anadol’a soru sormak istemez miydi acaba? Konuşmacının yazarlık yaşamıyla/siyasetçiliğiyle ilgili soruları olan birileri yok muydu? Yoksa herkes Kemal Anadol’u etraflıca tanıyor da soru sormaya gereksinim mi duymuyordu?
Biraz kaba olacak ama gerçeği söylemekte yarar var: Başkan’ın Amerikan Kız Kolejinden sınıf arkadaşı olan Leyla Keskiner, Salihli’yi “şiirin başkenti” yapan efsane başkan Zafer Keskiner’in kızı ama Karşıyaka Belediyesinin kültür müdürlüğü görevine bir türlü ısınamamış görüntüsü veriyor.
Politik kitapların, araştırma kitaplarının çevirisinde yetkinliğini kanıtlamış olabilir. Buna diyeceğimiz yok. Ancak kültür müdürlüğü çok yapraklı bir yelpaze. Ne kadar açılırsa o kadar kapsayıcı, o kadar renkli, o kadar iyi.