“Ah kızım,” dedi, “bizim zamanımızda aşk başka bir şeydi.”
Sonra sustu biraz, derin bir nefes aldı. Yüzüne, yılların çizdiği yorgun çizgiler arasında bir tebessüm yerleşti.
Gençliğinde uzun boyluymuş. Saçları alnına düşermiş hafifçe, rüzgârın önünde dans eden bir tutam gibi. Hep kumaş pantolon giyermiş, üzerine gömlek... Kışın o gömleğin üstüne bir süveter eklenirmiş mutlaka. “O kadar yakışıklıydı ki,” dedi gözleri parlayarak, “onu camın arkasında gördüğümde kalbim yerinden çıkacak gibi olurdu.”
O kadar canlı anlatıyordu ki... Sanki bir saat önce perdenin ardından görmüş de, şimdi hemen bana yetiştiriyor gibiydi hikâyeyi.
O yıllarda telefon yokmuş, internet yokmuş. Duygular, kelimelere sığar; kelimeler ise mektuplara saklanırmış.
“Biz mektupla haberleşirdik,” dedi.
Ben şaşkınlıkla, “Peki mektupları kim götürüyordu?” diye sordum.
Yüzüme gülerek, biraz da eski bir suç ortaklığıyla fısıldadı: “Küçük kardeşim… senin küçük teyzen.”
İnanamadım. Çünkü o küçük teyze, şimdilerde gönül işlerine en mesafeli, en katı olanımız. Aşka inanmayan, duyguları fazla bulan o kadın... Meğer zamanında başkalarının kalp atışlarını taşımış ellerinde. Ne garip, dedim içimden. İnsan bazen aşkı değil, aşk insana rağmen hayatı seçiyor.
Teyzem derin bir nefes aldı, sesi biraz titredi:
“Tabii sonu güzel olmadı,” dedi.
İki tarafın ailesi izin vermemiş. Mektuplar bir bir susmuş. Kalemler kırılmış, cümleler yarım kalmış. O büyük aşk, iki yabancının ayrı hayatlarında silik bir hatıraya dönüşmüş.
“Sonra...” dedi, “enişten çıktı karşıma. İyi bir insandı. Evlendik.”
Gözleri uzaklara kaydı. Hüzünle, ama bir kabullenişle söylüyordu bunu. Sanki içinde hâlâ o perdenin ardında kalan bir genç kız vardı; elinde yarım kalmış bir mektup, sesinde yarım kalmış bir cümle.
Bir süre sustuk. O, kendi geçmişinde kaybolmuştu; ben, onun sessizliğinde...
Sonra hafifçe güldü.
“Bak şimdi nerelere daldım,” dedi, “sen sıkılmadın ya?”
Hayır, demekle yetindim. Çünkü o an, sıkılmak değil; sanki bir romanın sayfalarını aralayıp orada kalmak istedim.
Belki aşkın en saf hâli, hiçbir zaman kavuşamamakta gizlidir.
Belki de bazı hikâyeler, sadece camın ardında kalmalıdır, anlatıldıkça yaşamaya devam eden o eski mektuplar gibi...