Bazı hamleler vardır…
Hukuki kılıfa sokulur.
Madde numarasıyla süslenir.
Resmi yazışmalarla örtülür.
İktidarın eli hukuk alanında güçlüdür.
İstediği kararı aldırabilir.
Ama özü değişmez.
Adı bellidir:
El koyma.
Son günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait üç önemli taşınmazın Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tapu işlemleriyle üzerine geçirilmek istenmesi tam olarak budur.
Bu, teknik bir tapu tartışması değildir.
Bu, İzmir’in malına el uzatmaktır.
İzmir’in malına el koymadır.
*
DEVLET GÜCÜ
2025 Ekim ayında başlatılan süreçte, devlet gücü kullanılarak belediyeye hiçbir bilgi verilmeden tapu müdürlükleri üzerinden işlem yapılmış, üç tarihi bina Vakıflar adına tescil edilmiştir.
Dayanak olarak Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi gösteriliyor.
Peki o madde neyi kapsar?
Vakıf yoluyla meydana gelmiş kültür varlıklarını.
Bu binalar vakıf eseri midir?
Hayır.
Tarihi belgeler ortada.
Arşiv kayıtları ortada.
Gazete kupürleri ortada.
Tapular ortada.
Üstelik yıllar önce bedelleri ödenerek sicilden silinmiş vakıf şerhlerinin, tam da el koyma işleminden hemen önce “yeniden ortaya çıkması” tesadüf müdür?
İzmir halkı bunu sorgular.
*
GENÇLERİN UMUDUNA SALDIRI
Meslek Fabrikası 1926’da Mustafa Kemal Atatürk’ün imzaladığı kararnameyle Belediyeye geçmiştir.
Bu yalnızca bir bina değildir.
145 bin insanın eğitim aldığı bir merkezdir. On binlerce işsiz gencin kapısını çaldığı yerdir. Kadınların meslek edinip ayağa kalktığı yerdir.
29 merkez.
5 bin 800 kurs.
37 bin kişi iş ilanlarına yönlendirilmiş.
Binlercesi işe yerleşmiş.
Bu rakamlar tabelaya yazılsın diye değil, hayat değiştirsin diye vardır.
Bu binaya el uzatmak, sosyal belediyeciliğe el uzatmaktır.
Bu binaya el koymak, gençlerimizin geleceğini karartmaktır.
*
EGEMENLİK EVİ
İZMİR’İN MİRASI
Egemenlik evi 1891’de yokluk içindeki İzmir halkının parasıyla yapılmıştır.
Bir vakıf tarafından değil.
Halk tarafından.
Adı üstünde: Egemenlik.
Bugün depremde yıkılan hizmet binalarının yerine kamu hizmeti veriyor.
Bu yapıya “bizim” demek, tarih bilgisizliğidir.
Bizim demek, İzmirli’nin parasıyla yapılan binaya, İzmirliler’in muhalefetine rağmen el koymaktır.
*
HİZMETE KİLİT
Evde bakım hizmetlerinin yürütüldüğü, yıllardır İzmirliye hizmet veren bir binadan söz ediyoruz, Gasilhane binasından.
Tahliye girişimi yalnızca bir mülkiyet meselesi değildir.
Bu girişim belediyenin hizmetimi engellemeye yönelik somut bir girişimdir.
Bu, hizmeti aksatma girişimidir.
*
MAHKEMELER VAR
Belediye hukuki yollara başvurmuş.
Davalar açılmış.
İhtiyati tedbir alınmış.
Üst mahkemeye itiraz edilmiş.
Yani süreç yargıdadır.
Peki neden tahliye baskısı?
Neden polis gölgesi?
Devlet, devlete karşı güç gösterisi yapmaz.
Yargı kararını bekler.
*
BU ŞEHİR BOYUN EĞMEZ
İzmir, yoklukta belediye binası yapmış bir şehirdir. İzmir, Cumhuriyet’in ilk imzalarından güç alan bir şehirdir.
İzmir, mülkünü, tarihini ve hakkını bilir.
Anayasa’nın koruduğu mülkiyet hakkını, idari bir yorumla tartışmalı hale getirmek kimseye yakışmaz.
Kamu kurumları kamuya karşı tahliye operasyonu planlamaz.
Bu mesele tapu değildir.
Bu mesele İzmir’in onurudur.
Ve İzmir’in malına uzanan el, hukuk önünde de tarih önünde de hesap verir.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı hem siyasette nazik bir üslup kullanıyor hem de hukuki dilinde yargıya güvendiğini dile getiriyor.
Siz ise devlet gücü ile hem belediyeye, hem İzmir’e, İzmir halkına adeta saldırarak belediyenin mülklerine çökmenin hesaplarını yapıyorsunuz.
Yazın bir kenara.
Gün gelir, devran döner.
Bu haksızlığı yapanlar yargı önünde hesap verir.
Bekleyip göreceğiz.