(02 Mart 2025)
O’nun aramızdan ayrılışının “birinci yılı” geride kalıyor...
Hiç unutulmadı...
Hep “Büyük Sanatçı” unvanıyla anılıyor...
Genç nesil...
O’nun kalpten yükselen şarkılarını...
Hep gurur veren anılarla süslenerek hatırlıyor...
Özellikle de...
Nazım Hikmet'in "Mesaj" şiirinden yarattığı...
“Güzel günler göreceğiz çocuklar... / Motorları maviliklere süreceğiz...”
Şarkısını seslendirirken...
Nasıl da heyecanlanıyordu O’nu izleyenler...
Çığlıklar... Alkışlar... Ve bitimsiz bir gurur...
Öylesine hak ediyordu ki o alkışları...
*
Yıllar öncesine dönelim...
Gaziantep’de gözlerini açtı dünyaya...
Kader ağlarını örerken...
Ve henüz dokuz aylıkken “çocuk felci”ne yakalandı…
Yazgı bu işte…
Silip, yenisini yazamıyorsun ki...
Hayatı boyunca...
Hiç içinden geldiği gibi koşamadı, oynayamadı!..
Müziğe tutkusu o yıllarda başladı…
Sesi de öyle güzel, öyle yanıktı ki…
Haftalığından biriktirdiği parayla konserlere gidiyor…
Eve döndüğünde…
Aynanın karşısında şarkıcıların taklidini yapıyordu…
Belki inanmayacaksınız ama…
Küçücüktü…
Arkadaşlarıyla orkestra kurdu…
Evlerinin bitişiğindeki düğün salonunda alkışlandılar…
Çok amatördüler ama…
Aynı zamanda…
Çok da yetenekliydiler…
Lise yılları gelip çattığında…
Yeni bir orkestra kurdu…
Artık profesyonellik süreci gelip, çatmıştı…
Pir Sultan ve Karacoğlan deyişleriyle…
Beste yapmaya başladılar…
Türkiye değişim içindeydi o yıllarda…
Yeni orkestrası “Siyah Örümcekler” ile birlikte...
İlk plağı patlattı:
“Kendim Ettim Kendim Buldum...”
O sırada, lise ikinci sınıftaydı, arkadaşları da öyle…
*
Önü açılmıştı…
Gaziantep'teki baba ocağına veda etti…
Adana'yı ikinci memleket yaptı…
Artık sahne hayatı başlamıştı…
Şarkı söylediği “Beyaz Saray” adeta yıkılıyordu…
*
Liseyi bitirdi, “Ver elini İstanbul” dedi…
Gönlünden doktorluk geçiyordu…
Hep…
Çocuk felci nedeniyle sakat olan bacağını iyileştirmeyi düşlüyordu…
Üniversite sınavında diş hekimliğini kazandı ama…
Ah o müzik aşkı yok mu?
Dişçiliği bıraktı, kendini müziğin kollarına attı…
İstanbul'a geldikten sonra...
1971'de “Altın Mikrofon Yarışması”na katıldı...
Aşık Veysel'in bir şiirinden esinlenerek gerçekleştirdiği...
İlk bestesi “Kükredi Çimenler” ile birinci oldu...
Artık…
Anadolu pop müziğinin “önde gelen” isimlerinden biri olmuştu…
Birbirinden güzel şarkılar arka arkaya geleyordu…
“Kara Kuzu”… “Deniz Üstü Köpürür”… “Garip”…
O'nu bi'anda ünlü yaptı…
Dahası...
“Aldırma Gönül” ve “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”…
Satış rekorlarını parçaladı…
*
O sıralarda “Anadolu Rock” diye, bir yakıştırma yoktu…
Alkışlar, O'nu ve arkadaşlarını çok mutlu ediyordu…
Ancak…
Güzel günlerin de bi'sonu vardı…
1980'li yıllar…
O'nun ve yolundan giden sanatçıların…
Sıkıntılarla boğuştuğu sürecin adıydı…
Tam yedi sene (1981-88 arası…)
İnanılacak gibi değil ama gerçek:
Halkın dinlemeye bayıldığı bestelerinin...
TRT'de çalınması yasaklandı…
Onca sıkıntıya karşın…
Çizgisinden bir milimetre sapmadı…
“Türküler Yanmaz” albümünü…
Sivas Katliamı'nda yaşamını yitirenlere ithaf etti…
*
Türkiye'nin sancılı dönemlerinde…
Üzüldü, kahroldu ama dik durdu…
Hiç bükülmedi…
O günleri bir röportajda şöyle anlatmıştı:
“Her kışın bir baharı vardı bizler için… İnsanın, inandığı davada ayakta durması gerekir… Teslimiyeti hiçbir zaman sevmedim... Çünkü ben sanatçıyım, yaşadığım toplumun sesiyim... Bir yerlere gelebilmek için bedel ödemek kaçınılmazdır… Çocuğuma süt alamadığım günleri dün gibi hatırlarım… O günleri yaşamasaydık, bu denli olgunlaşamazdık belki de…”
*
Dolu dolu 50 yıllardır ürettiği tüm şarkılarda…
Şu dört sözcüğü “manşet” yaptı; onlardan vazgeçmedi:
“Sevgi… Barış… Dostluk ve Kardeşlik…”
*
Hep “toplumcu müzik” yapmak istedi…
Rotasını hiç değiştirmedi…
Sergilediği müzikte…
Geniş halk kitlelerinin yaşamı, sorunları olmasına dikkat etti…
İnançlarından, düşüncelerinden, politikasından taviz vermedi…
*
Türkiye'nin en huzursuz yıllarında…
Ayten Hanım'ı sevdi; evlendi…
Kızı Türkü ve oğlu Ozan ile öyle mutlu oldular ki...
*
Değerli okuyucularım...
Bu kısa öykünün kahramanı…
Edip Akbayram'dır…
Şarkılarıyla…
Besteleriyle…
Ve…
Beyefendi kimliğiyle…
İki nesil büyütmüş…
Türkiye'nin yüzakı sanatçılarından biridir…
2 Mart 2025'te çoklu organ yetmezliği nedeniyle aramızdan ayrıldı...
O sırada 74 yaşındaydı...
Alkışlarla yaşıyor hala kalplerde…
*
Türk Medyası'nda…
Olumsuz tek kelimenin bile hedefi olmamış bir yıldızdır o!…
Toplumcu müzik yapmanın tadını çıkaran…
Ender seslerden biri olarak…
Hep gurur duydu…
Zaten O'nu ayakta tutan da bu özelliğiydi…
*
Bitiriyoruz…
Edip Akbayram, dünyanın her kıtasında konser verdi…
Görmediği, sahne tozunu yutmadığı dünya başkenti kalmadı…
Buna karşın demişti ki:
“Bizler için memleketimizdir baki kalan... Bu ülkeyi sever gibi görünüp ihanet eden o kadar çok insan var ki… En çok da, kardeşçe yaşadığımız günlerin özlemini duyuyorum…”
Nokta…
Sonsöz: “Darbeler, tutuklanmalar, gözaltılar, yıllar süren çalışma yasakları… 70 yaşıma geldim… Neler gördüm ama hep aynı kaldım… / Edip Akbayram / Sanatçı…'