Merhaba sevgili okurlarım bu haftaki köşe yazımda sizlere bu değerli (KADIN ) yazıyı yazmak istedim. Ne yazık ki art arda gelen kadın cinayetleri gündemin birinci sırasına oturdu Bu, kadın kırımıdır!
Bu, iç savaştır! Bu, toplumsal cinnettir! Bu, terördür! Bu eşitsizliktir. ‘İntihar’ denilerek geçiştirilen şüpheli kadın ölümlerinin altından cinayet çıktığını net bir şekilde Şule Çet olayında gördü Türkiye...
Kadınların ısrarı, mücadelesi, adeta dedektif gibi çalışarak örtbas edilmek istenen delilleri ortaya çıkarması aydınlatmıştı Çet’in akıbetini. Bu dönüm noktasıyla artık her bir ‘şüpheli kadın ölümü’ ilk elden cinayet kategorisinde ele alınıyor kadınlar cephesinde.
Eskiden yılda birkaç kez meydana gelen benzer olaylar “namus cinayeti” adı altında konu edilirdi. Ancak gelinen noktada bunun namusla açıklanabilecek bir boyutu yok. Peki, cinsiyetçi politikalara göre şekillenen ve işleyen yargı sistemine, artan cinayetlere, şüpheli kadın ölümlerinin yükselmesine karşı kadınlar ne yapacak?
Örgütlenmek ve kadınlarla dayanışma gösterebileceğim mekanizmaların içerisinde yer almayı tercih ederim.
Üniversitelerin yaptığı çeşitli araştırmalar var. Bakın bu işin Şakası yok!
Cinayetler ülkenin dört bir tarafına yayılmış durumda. Coğrafyası yok. Önceki gün cinayetler İstanbul, İzmir, Manisa, Ankara...
Görülüyor ki bu da sınır aşan bir sorun.
Sorun hepimizin...
O yüzden sevgili okurlarım sağlıcakla kalın...